Yazıcı, dönemin Batılı tarihçilerinin de yaşananları kayıt altına aldığını belirterek, tarihçi William St. Clair’in Mora’daki Müslüman nüfusun ortadan kaldırılmasına dikkat çektiğini, Justin McCarthy’nin ise Mora’daki olayları Osmanlı Müslümanlarının etnik tasfiyesi bağlamında ele aldığını ifade etti.
Yunanistan Devleti mahsum sivillerin kanı ile kurulmustur.
Yazıcı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Yunanistan bugün demokrasi, insan hakları ve hukuk üzerinden dünyaya mesaj vermeye çalışıyor. Ancak kendi tarihinin karanlık sayfalarını görmezden geliyor. 1821’de Mora’da yaşananlar unutulamaz. 1830’da kurulan Yunan devletinin ortaya çıkış sürecinde binlerce sivilin kanı ve gözyaşı vardır.
Yunanistan’a açık çağrımızdır: Tarihinizle
yüzleşin. Tripoliçe’de ne olduğunu kendi arşivlerinizden, tarihçilerinizden ve uluslararası kaynaklardan ortaya koyun. Gerçeklerden kaçmayın.”
Filistin’deki manzara Mora yı hatırlatıyor
Yazıcı, Gazze ve Filistin’de yaşananlara da dikkat çekerek, “Bugün İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği ve uluslararası kurumların gündemine taşıdığı ağır ihlalleri izliyoruz. Mora’da 1821’de yaşananlara baktığımızda tarihsel bir benzerlik üzerinden önemli bir soru ortaya çıkıyor: Sivillerin öldürülmesi, şehirlerin tahrip edilmesi ve insanların yerlerinden edilmesi karşısında neden farklı standartlar uygulanıyor?” dedi.
Yazıcı, “Bugün İsrail ile Yunanistan’ın yakın dostluğu ve stratejik iş birliği içerisinde olması, tarihsel hafıza açısından ayrıca düşündürücüdür. Mora’da yaşananları hatırladığımızda, bugün
neden aynı iki ülkenin birbirine bu kadar yakın durduğunu daha iyi anlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye kanlı tarihî uluslararası gündeme taşımalı
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de çağrıda bulunan Yazıcı, Mora ve Tripoliçe’de yaşananların uluslararası akademik ve diplomatik platformlarda daha güçlü şekilde gündeme getirilmesini istedi.
“Türkiye, Mora Katliamı’nı uluslararası kamuoyunun gündemine taşımalıdır. Tarihî belgeler toplanmalı, bir Mora Katliamı anıtı yapılmalı ve yaşananların hafızası gelecek nesillere aktarılmalıdır. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi ve diğer uluslararası hukuk mekanizmalarının yetki ve görev alanları çerçevesinde bu tarihî olayların nasıl gündeme taşınabileceği konusunda hukuki çalışmalar yapılmalıdır. UCM’nin geçmişe dönük yetkisi bulunmasa da uluslararası hukuk
mekanizmalarının bugün yaşanan benzer suçlarda işletilmesi konusunda Türkiye daha güçlü bir diplomatik tutum ortaya koymalıdır."