Gel gör ki bunca yokluk içinde var olan bir şeylerimiz vardı, hem de en kallavisinden, en hakikisinden, en Müslümancasından. Sabrımız, şükrümüz, metanetimiz, tevazumuz, duamız, muhabbetimiz, samimiyetimiz, aslanlar gibi duruşumuz, en önemlisi de yarınlara dair büyük bir umudumuz vardı. İçki içmediğini gördüğümüz vakit sevindiğimiz siyasiler, bir Cuma Mescidinde denk gelindiğini duyduğumuz vakit Allah’a şükrettiğimiz bürokratlar, zor şartlar altında çıkarılan ve el altından dağıtılan dergiler, okulun vermeyeceğini bildiğimiz eğitim vazifesini üstlenen güzel gönüller, görülüp de görevden uzaklaştırılmamak için ima ile kılınan namazlarla büyüyen büyük ve güzel bir umudumuz vardı. Mahir İz Hoca merhuma rahmet olsun. Onun deyimiyle ‘kıl beşi kurtar başı’ günleriydi. Yokluktu, imtihandı ama gönüllerimiz pir ü paktı ve aktı alnımız.
Derken varlık günleri geldi çattı. Bir anda değil elbet, bin bir çileyle. 27 Mayıslarla dara çekilen, 12 Eylüllerle sınanan, 28 Şubatlarla örselenen, 27 Nisanlarla hizaya sokulmaya çalışılan, 15 Temmuzlarla canına kastedilen varlık günleri.