AKİT MENÜ

Kültür Sanat

“Direniş Kültürü: Filistin’in Sesi” beyaz perdede! Küresel intifada izleyiciyle buluştu

Kurulduğu günden bu yana bölgemizi kan gölüne çeviren ve yalan tarihleri için soykırım işleyen katil oluşum israil her alanda lanetlenmeye devam ediyor. Bu kapsamda mazlum Gazzeli Müslümanların sesini duyurmak için hazırlanan Dünyanın farklı şehirlerinde Filistin’e yönelik dayanışma ve toplumsal tepki hareketlerini konu alan “Direniş Kültürü: Filistin’in Sesi” belgeselinin ilk gösterimle izleyiciyle buluştu.

3

SEBAHATTİN AYAN/İSTANBUL / Human Movie Team ve Nida Yapım iş birliğiyle hazırlanan, yönetmenliğini Betül Doğan’ın, görüntü yönetmenliğini Rabia Aydoğdu’nun, yapımcılığını ise Tülay Gökçimen’in üstlendiği 44 dakikalık belgesel; dünyanın farklı coğrafyalarında Filistin için yükselen toplumsal sesi, dayanışma biçimlerini ve farklı direniş pratiklerini ele alıyor. Gösterim, yönetmenliğini Deniz Türker’in yaptığı “Host (Ev Sahibi)” adlı animasyon filminin ilk kez izleyiciyle buluşmasıyla başladı. Film, işgal nedeniyle evinden edilen ve hapiste bulunan ikiz kardeşi Adem’in oyuncağı olan atı geri almak için işgalcilerin yaşadığı eve giren 10 yaşındaki Ammar’ın hikayesini anlatıyor. Adem’in ikizi Ammar’ı gören işgalci ailenin çocuğu Isaac’ın onu hapisteki Adem sanmasıyla başlayan hikaye, işgalin yalnızca mekanları değil, insanların hafızasını ve psikolojisini de nasıl etkilediğine odaklanıyor. Ammar’ın sonunda oyuncağı kardeşine ulaştırması ve “Ev onların olsaydı, avludaki pencereyi bilirlerdi. Ama ev onların değil.” sözüyle film, mülkiyet ve aidiyet kavramlarını bir çocuğun hikayesi üzerinden ele alıyor. Animasyonun ardından “Direniş Kültürü: Filistin’in Sesi” belgeselinin gösterimi gerçekleştirildi. Belgeselin ilk gösterimine İstanbul Vali Yardımcısı Esengül Korkmaz Çiçekli, yazar ve akademisyen Yusuf Kaplan, yazar Esra Elönü, Prof. Dr. Mehmet Dinç, Dijital Birlik Platformu Derneği Başkanı Emrah Cebiroğlu ve Genel Sekreteri Esra Aydın ile birlikte çok sayıda akademisyen, sanatçı ve aktivist katıldı. İlk gösterim, farklı alanlardan çok sayıda konuğu bir araya getirdi.

4

“Direniş Kültürü: Filistin’in Sesi”, 10 farklı ülkede gerçekleşen protestoları, öğrenci hareketlerini, sanat etkinliklerini ve sivil toplum girişimlerini takip ediyor. Malezya’dan İsviçre’ye, Avusturya’dan Türkiye’ye ve Bosna Hersek’ten İsveç’e uzanan farklı coğrafyalardan görüntülerin yer aldığı belgesel; insanların Filistin meselesi etrafında oluşturduğu dayanışma biçimlerini ve kamusal alanda ortaya çıkan farklı mücadele yöntemlerini görünür kılıyor. Belgeselde sokak gösterilerinin yanı sıra öğrenci hareketleri, sanat çalışmaları, sivil toplum girişimleri ve Global Sumud Filosu’nun yolculuğu da ele alınıyor. Belgeselde ayrıca tarihçi-yazar Ilan Pappé, aktivizm hareketlerinin tarihsel sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken; psikolog Doç. Dr. Mehmet Dinç, farklı ülkelerde insanların Filistin için neden bir araya geldiğine ve bu ortak dayanışmanın arkasındaki psikolojik dinamiklere ilişkin görüşlerini paylaşıyor.

5

Gösterimin ardından belgeselin yaratıcı ekibi sahneye çıkarak yapım sürecine, belgeselin ortaya çıkışına ve çekim deneyimlerine ilişkin değerlendirmelerini izleyicilerle paylaştı. Belgeselin yönetmeni Betül Doğan, projenin dünyanın farklı yerlerinde yaşayan insanların Filistin meselesi karşısında geliştirdiği farklı dayanışma biçimlerini bir araya getirme fikriyle ortaya çıktığını belirtti. Doğan, belgeselde direnişi yalnızca meydanlardaki protestolarla sınırlamadan sanat, müzik, yürüyüş ve bireysel girişimler gibi farklı ifade biçimleriyle ele aldıklarını ifade etti. Doğan, belgeselin temel sorusunun insanların Filistin hakkında ne düşündüğünden ziyade, Filistin için ne yaptıkları olduğunu vurguladı. “Bu belgesel bir anda ortaya çıkan bir fikir değildi. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı diller konuşan insanların Filistin için aynı adaletsizliğe karşı ses çıkardığını gördük ve bu ortak sesi görünür kılmak istedik. Direnişi yalnızca meydanlardaki protestolarla değil; sanatla, müzikle, yürüyüşlerle ve insanların kendi meslekleri üzerinden ortaya koyduğu dayanışmayla birlikte ele aldık.” Doğan, belgeselin Filistin’de yaşananları yalnızca Gazze’deki yıkım üzerinden anlatmak yerine, Gazze’nin dünyanın farklı coğrafyalarında nasıl bir karşılık bulduğunu ortaya koymayı amaçladığını belirtti. 10 ülkede gerçekleştirilen çekimlerle farklı toplumların Filistin için geliştirdiği dayanışma ve direniş biçimlerinin bir araya getirildiğini ifade eden Doğan, farklı dil ve kültürlerden insanların hikâyelerinin yan yana geldiğinde Gazze’nin yalnızca Gazze’de yaşanan bir mesele olmaktan çıkarak dünyanın farklı yerlerinde ortak bir adalet arayışına dönüştüğünü söyledi.

6

Belgeselin yapımcısı Tülay Gökçimen, filmin ortaya çıkışında ekip çalışmasının ve gönüllü emeğin belirleyici olduğunu ifade etti. Gökçimen, yapım sürecinin farklı görevleri üstlenen ekip üyelerinin büyük bir özveriyle çalışması sayesinde tamamlandığını belirterek, Filistin için farklı alanlarda üretmenin ortak bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti. Gökçimen, belgeselin yanı sıra ekip olarak Filistin ve Gazze konusunda farklı projeler üretmeye devam ettiklerini de belirtti. “Biz bu işleri çok severek yapıyoruz ama çok zorlanarak yapıyoruz. Çünkü bizim hayatımız bu; derdimizi başka türlü anlatamıyoruz. Cenab-ı Allah’ın nasip ettiği çok değerli ve fedakâr bir ekiple, herkesin üzerine düşen görevi sonuna kadar yerine getirmesiyle bu filmleri ortaya çıkarıyoruz.” Gökçimen, belgeselin ortaya çıkmasında emeği bulunan tüm ekip arkadaşlarına ve destek veren kurumlara teşekkür ederek, yapım sürecinin büyük bir özveri ve dayanışmayla yürütüldüğünü vurguladı. “Biz Gazze için, Filistin için, ümmet için birleştik. Kim ne yapabiliyorsa herkese bir iş düşüyor.” Belgeseli Gazze’deki çocuklara ithaf ettiğini belirten Gökçimen, ekibin Filistin konusunda üretmeye devam edeceğini ifade etti. Gökçimen ayrıca, Gazze’de yaşananları bir çocuk ve bir kedinin gözünden anlatmayı amaçlayan “Bir Çocuk ve Bir Kedi” adlı animasyon film projesi üzerinde çalışmaya başladıklarını açıkladı.

7

Görüntü yönetmeni Rabia Aydoğdu, belgeselin görsel dilini oluştururken yaşanan gerçekliğe mümkün olduğunca sadık kalmayı ve görüntünün önüne geçmeden hikâyenin kendi duygusunu izleyiciye aktarmayı amaçladıklarını belirtti. Aydoğdu, farklı coğrafyalardaki protesto ve dayanışma görüntülerini kayıt altına alırken kameranın arkasında olmanın yanı sıra yaşananlara tanıklık etmenin de kendisi için önemli bir deneyim olduğunu ifade etti. “Bu filmde yalnızca protestoları, kalabalıkları ve sokakları değil; insanların yüzlerindeki duyguyu, öfkeyi, dayanışmayı ve umudu da görünür kılmaya çalıştık. Görüntünün önüne geçmeden, yaşanan gerçekliğe mümkün olduğunca sadık kalarak bu sesleri tarihe bir not düşmek istedik.” Aydoğdu, görüntü yönetimi açısından belgeselin temel yaklaşımının gerçekliğe sadık kalmak ve yaşananların duygusunu görüntünün kendisiyle izleyiciye aktarabilmek olduğunu vurguladı. Belgeselin farklı ülkelerden yükselen Filistin sesini kayıt altına alarak bu tanıklığı geleceğe aktarmayı amaçladığını ifade etti. Belgeselde farklı ülkelerden ve farklı toplumsal hareketlerden görüntüler bir araya getirilirken, izleyiciye ortak bir dayanışma deneyimi sunuluyor. “Direniş Kültürü: Filistin’in Sesi”; sokaklardan üniversite kampüslerine, sanat alanlarından sivil toplum çalışmalarına kadar farklı mücadele biçimlerini takip ederek insanların kamusal alanda nasıl bir araya geldiğine odaklanıyor.