AKİT MENÜ

Gündem

Abdullah Ağar Türkiye'ye kurulacak tuzağı açıkladı: Asıl kırılma burada olacak

Güncelleme Tarihi:

Güvenlik Politikaları Uzmanı Abdullah Ağar, 7 Ekim olaylarının yıl dönümü nedeniyle 'Türkiye-İsrail gerilimi' odaklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda Türkiye'ye kurulacak tuzaklardan bahseden Ağar, çok büyük kırılma anlarına şahit olunacağını ifade etti. İşte Abdullah Ağar'ın o yazısı....

3

İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim artık yalnızca Gazze, Hamas veya Netanyahu–Erdoğan söylemleri üzerinden okunabilecek bir gerilim değildir. Mesele giderek daha geniş bir jeopolitik alana yayılıyor. Benim aşağıda sıralayacağım başlıkları, “İsrail’in Türkiye’ye karşı tek merkezden yürüttüğü kesinleşmiş operasyonlar yumağı” olarak okumak, kesin hüküm vermek çok doğru olmaz.

4

Ancak Türkiye’nin stratejik hareket alanını farklı coğrafyalarda daraltabilecek çok sayıda gelişmenin aynı dönemde ortaya çıkması da dikkat çekicidir. Dolayısıyla asıl soru şudur: Bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler midir, yoksa İsrail başta farklı aktörlerin farklı çıkarlarının kesiştiği daha büyük bir jeopolitik geometrinin parçaları mıdır?

5

Bence bu sorunun ciddi biçimde sorulması ve çalışılması gerekiyor. Çünkü 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail–Türkiye gerilimi, giderek yeni alanlara taşınıyor. Ben bu listenin başına Suriye’yi özellikle koyuyorum. Esad’ın düşmesinden sonra Türkiye’nin Suriye’de oluşabilecek askerî ve stratejik ağırlığı, İsrail’in güvenlik hesabının doğrudan içerisine girdi. Palmira’daki Tiyas/T-4 ve Dera çevresindeki gelişmelerden, Ağustos 2026’da Ebu Zuhur Hava Üssü’ne yönelik İsrail saldırısına kadar uzanan çizgide dikkat çekici bir durum ortaya çıktı.

6

Önce T-4/Tiyas ve Dera… Sonrasında ise İsrail, Ebu Zuhur’daki saldırısını Türkiye’nin bölgede askerî konuşlanma hazırlığı iddiasıyla ilişkilendirdi. Buradaki temel denklem şu: İsrail’in 7 Ekim’den sonra Suriye’de günde ortalama 12 hava saldırısıyla stratejik zemini oluşturması, Esat’ın HTŞ, El Tanaf’taki ABD ÖSO’su ve Dera’dakiler marifetiyle düşmesi… Suriye’de Atlantik lehine jeopolitik bir başarının gelişmesi (İran, vekillerinin çıkması, Rusya’nın bir belirsizliğe sürüklenmesi)… Türkiye’nin bu işteki rolü… Düşüş sonrası İsrail’in Suriye’nin konvansiyonel askeri mirasını yok etmesi… Durum sonrası gelişen Türkiye-Suriye ilişkisi, Türk askerî varlığı, Suriye’nin yeniden yapılanması; İsrail açısından yeni bir stratejik gerçekliktir. İsrail’in Türkiye ile Suriye arasında fiilî bir askerî derinlik oluşmasını istemediği görülüyor. Hatta bu dosya, bence İsrail-Yunanistan-GKRY hattından bile daha önemli bir stratejik başlık. Çünkü Suriye, Türkiye’nin doğrudan güney sınırıdır.

7

İsrail’in Yunanistan ve GKRY ile geliştirdiği askerî, siyasi ve stratejik ilişkiler artık sıradan üçlü işbirliği çerçevesinde görülmemeli. Enerji kaynakları, deniz yetki alanları, elektrik bağlantıları, enerji ve iletişim kabloları, hava savunması, askerî tatbikatlar ve savunma teknolojileri aynı denklem içerisinde birleşiyor. 31 Ağustos’ta İsrail ile Yunanistan arasında imzalanan 3,06 milyar avroluk Achilles Shield hava savunma anlaşması bu açıdan önem taşıyor. David’s Sling, SPYDER, BARAK MX, radarlar ve müşterek komuta-kontrol altyapısı gibi unsurlar yalnızca silah satışı değildir. Bunlar aynı zamanda ortak bir güvenlik mimarisinin inşasıdır. Daha da önemlisi, İsrail-GKRY-Yunanistan elektrik bağlantısı ve Great Sea Interconnector meselesi Türkiye’nin deniz yetki alanları iddialarıyla kesişiyor.

8

Dolayısıyla burada mesele sadece: İsrail-Yunanistan ilişkisi değildir. Mesele; enerji - deniz yetki alanı - altyapı - askerî işbirliği - hava savunması - stratejik ittifak bütünüdür. Ve bu üçlü yapının Mısır’ı da kendi stratejik geometrisine daha fazla çekme gayreti ayrıca izlenmelidir.

9

Libya artık sadece Türkiye-Yunanistan meselesi değildir. İsrail açısından da giderek daha önemli bir dosyaya dönüşmektedir. Netanyahu’nun BAE ziyareti sırasında Hafter’in oğlu Halife Hafter’le görüşmesi bu açıdan dikkat çekicidir. İsrail basınında yayımlanan bazı değerlendirmelerde İsrail askerî istihbaratının “Libya koridoru”na ve Türkiye’nin Libya’daki artan askerî ve diplomatik etkisine odaklandığı yazıldı. Çünkü 2019 Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı yalnızca Libya’yı ilgilendirmiyor. Doğu Akdeniz’in bütün jeopolitiğini etkiliyor. Dolayısıyla: Libya - Doğu Akdeniz - Türkiye’nin deniz yetki alanları - enerji koridorları aynı dosyanın parçalarıdır.

10

Burayı ayrıca ve açık biçimde yazmak gerekir. İsrail’in PKK, Irak Kürtleri, Suriye’deki YPG/SDG yapılanmaları ve genel olarak Kürt meselesiyle ilişkisi yeni değildir. Fakat bugün mesele daha geniş bir jeopolitik çerçeve kazanmıştır. Irak’ın kuzeyi… Suriye’nin kuzeyi… PKK/KCK… YPG/SDG… PJAK/YRK… İran’ın Kürt bölgeleri… Türkiye’nin güney doğusu… Bunların hepsi aynı coğrafi kuşak üzerinde birleşmektedir. Buradaki soru şudur: İsrail, Türkiye’nin güneyindeki Kürt jeopolitiğini Türkiye’nin bölgesel hareket alanını sınırlayabilecek bir stratejik kaldıraç olarak mı görüyor? Bunu kesin hüküm olarak değil, fakat çok ciddi biçimde araştırılması gerektiğini düşünüyorum. İsrail’in yıkıcı-bölücü-ayrılıkçı PKK terörü dosyasında ve diğer alanlardaki Kürtler dosyasında çok daha görünür, etkili ve faal olduğunu görmek gerekiyor. Ayrıca burada yalnızca etnik veya siyasi mesele yok: Petrol, enerji hatları, sınır kapıları, ulaşım koridorları, Fırat ve Dicle var. Ve nihayetinde Türkiye’nin güney güvenliği vardır.

11

“Türkiye aleyhine lobiler” meselesinin somutlaştığı yerlerin başında Washington var. Haziran 2026’da ABD Kongresi’nde Congressional Hellenic Israel Alliance eş başkanları Gus Bilirakis ve Brad Schneider’ın Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrinine karşı ABD’nin açık tavır almasını isteyen iki partili mektubu dikkat çekici. Temmuz ayında ise Mike Lawler ve Brad Sherman öncülüğündeki Kongre üyeleri Trump yönetimine Türkiye’ye F-35 satışının sürdürülmemesi çağrısında bulundu. Daha önemlisi, Netanyahu’nun da Türkiye’nin F-35 edinmesine karşı olduğunu Trump’a ilettiği net olarak görüldü. Bunun gerekçesi açıktır: Türkiye’nin hava gücü kapasitesinin ve bölgesel askerî ağırlığının İsrail açısından yaratacağı yeni denge. Dolayısıyla F-35 dosyası sıradan bir savunma sanayii meselesi değildir. F-35; hava üstünlüğü - teknoloji - NATO – ABD/Türkiye ilişkileri - İsrail’in bölgesel hava üstünlüğü dosyalarının kesişme noktasıdır.

12

Uganda meselesi de ayrıca dikkat çekicidir. Türkiye ile Uganda arasındaki askerî işbirliğinin askıya alınması, zamanlaması ve kapsamı bakımından araştırılması gereken bir gelişmedir. Çünkü Uganda’nın İsrail’le tarihsel ve askerî ilişkileri oldukça derindir. Uganda; Türkiye-Uganda askerî işbirliği askıya aldı. TBMM’den geçen bu stratejik dosya pek çok hayati başlığı içinde barındırıyordu. Uganda’nın İsrail ile ilişkileri ise çok derin. 1976’da Uganda operasyonunda hayatını kaybeden Netanyahu’nun kardeşinin anıtını bizzat askıya almanın başındaki Genelkurmay başkanı açtı. İsterse İsrail’e 200.000 asker gönderebileceğii söyledi. Gazze’ye ise 1.200 civarında asker gönderecek. 1976 Entebbe Operasyonu’nun İsrail ve Netanyahu’nun hafızasındaki/travmasındaki yeri… Yonatan Netanyahu’nun ölümü… Uganda’daki Entebbe hafızası… Bugünkü İsrail-Uganda ilişkileri… Bunların üzerine Gazze ve Afrika güvenlik politikalarını koyduğumuzda, Uganda’yı sadece Uganda olarak okumak eksik kalabilir.

13

Uganda dosyası Somali’den ayrı düşünülemez. Somali’de Türkiye’nin askerî, enerji, ekonomik ve siyasi ağırlığı çok ciddi. Uganda’nın da Somali’de önemli askerî varlığı bulunuyor. Bu dönemde Somali’de Türkiye karşıtı gösterilerin ortaya çıkması, Türk bayrağının yakılması ve Türkiye’nin F-16’lar dahil askerî unsurlarla gelişmeleri yakından takip etmesi, Türkiye’nin Somali’deki varlığının tartışmaya açılması, Türkiye’nin kuşatıcı rolden iç sorunun tarafı olmaya zorlanması ayrıca önemlidir. Öte yandan Somaliland meselesi var. İsrail’in Somaliland ile kurduğu ilişkiler, tanıyan ilk ülke olması ve Somaliland’ın uluslararası statüsü, Kızıldeniz ve Babülmendep jeopolitiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla: Uganda - Somali - Somaliland - Etiyopya - Babülmendep – Kızıldeniz aynı harita üzerinde okunmalıdır. Burada sorulması gereken soru şudur: Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki stratejik varlığı ile İsrail’in Kızıldeniz–Afrika Boynuzu jeopolitiği arasında bir rekabet hattı mı oluşuyor?

14

Netanyahu ve İsrail yönetiminin Erdoğan’ı doğrudan hedef alan söylemleri artık sadece diplomatik polemik olarak görülmemeli. “Hamas’ı destekliyor”, “terör örgütlerini destekliyor”, “Kürtleri hedef alıyor” gibi suçlamaların uluslararası kamuoyunda dolaşıma sokulması, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın uluslararası imajına yönelik bir siyasi iletişim stratejisinin parçaları. Arjantin gibi ülkeler üzerinden hukuki girişimlerin gündeme getirilmesi iddiaları da bu çerçevede çalışılması gerekiyor. Burada önemli olan şu: Bir lideri hedef almak ile bir devletin uluslararası meşruiyet alanını daraltmak arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu çizgi aşılırsa mesele Erdoğan olmaktan çıkar, Türkiye meselesine dönüşür.

15

Irak’ın kuzeyindeki İsrail istihbarat faaliyetleri ve iddia edilen gizli üsler ayrıca incelenmelidir. IKBY alanı ve Tartışmalı Bölgeler; Türkiye’nin güvenliği, Türkmenler, Kürtler, PKK, İran, Irak, petrol, doğalgaz, enerji hatları ve İsrail istihbarat faaliyetlerinin kesiştiği son derece hassas bir alandır. Burada doğrulanmış bilgi ile iddiayı birbirinden ayırmak şartıyla ciddi bir araştırma dosyası vardır.

16

Burada en baştan açıkça söyleyeyim: Bilmiyorum. Ama düşünüyorum. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son dönemde ortaya çıkan gerilimin kapalı kapılarında İsrail bağlantılı herhangi bir gelişme var mı? Bunu söylemek için elimizde yeterli veri yok. Ama Azerbaycan’da derinleşen İsrail etkisi de bir gerçek. Azerbaycan; İran’ın kuzey komşusu - Türkiye’nin stratejik müttefiki - Hazar enerji havzası - Kafkasya ulaşım koridorları - Türk Dünyası sürdürülebilir coğrafyası - İsrail’in önemli bölgesel ortaklarından ve askeri-teknolojik işbirliği modellerinden biri olduğu için bu dosya gözden kaçırılmamalıdır. Buradaki en önemli soru şudur: Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinde ortaya çıkabilecek bir kırılma kimin işine yarar?

17

Burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor. Türkiye’deki bazı çevrelerin finansal manipülasyonların arkasında İsrail bulunduğu yönündeki iddialarını görüyorum. Ben bunu şu aşamada doğrulanmış bir gerçek olarak kabul etmiyorum. Üstelik Türkiye’deki herhangi bir yolsuzluğu veya hırsızlığı “İsrail yaptı” diyerek açıklamak da kabul edilemez. 'Dıjj güjjjler yaptı! FETÖ yaptı! İsrail yaptı!' gibi kalıplar, gerçek suçun üzerini örten günah keçisi stratejisinin bir payandası olması, suçluların algı oyunlarına karşılık gelir; güvene, gerçek çözüme ve stratejiye de hizmet etmez. Kim yaptıysa hesabını vermelidir. Fakat diğer taraftan, uluslararası sermaye ağlarının Türkiye’deki finansal sistem üzerindeki etkisi de araştırılmalıdır. Ancak Türkiye’deki sermaye dünyasında konumuzla ilgili bazı çevrelerin etkisi ve bilgisi derin, onu muhakeme edebiliyorum. Böyle bir hırsızlığı patlatmak istemiş olurlarsa, yapmış olabilirler. Ama bu hırsızların hırsızlığını aklamaz. Suçlarını da hafifletmez.

18

Bab’ül-Mendep’te yaşananlar, Suudi Arabistan’ın baskılanması ve çaresizleştirilmesi, Mekke İttifakının Husi-İran karşıtı bir pozisyonla devreye girmesi ve mezhep fitnesinin bu jeopolitik kurgu eşliğinde devletleşmesi buna bir örnek olma potansiyeli taşıyor. Hürmüz’de olanlar buna örnek. Bence bu dosya hafife kesinlikle alınmamalı. Çünkü Türkiye’nin çevresinde sadece klasik askerî baskı değil, jeopolitik tuzak üretme ihtimali de var. Babülmendep’te yaşananlar… Hürmüz’de yaşananlar… Suudi Arabistan’ın baskılanması… Mekke İttifakı’nın Husi–İran karşıtı bir pozisyonla devreye girmesi… Mezhep fay hatlarının siyasallaşması…

19

Bunların tamamı Türkiye’nin önüne yeni tercihler koyabilecek gelişmeler. Türkiye bir tarafa zorlanırsa diğer tarafın karşısına geçebilir. İşte burada stratejik tuzak ortaya çıkar. Türkiye’nin “taraf olmak zorunda bırakılması”, kendi stratejik hareket alanının daraltılması anlamına gelir. Bu nedenle Türkiye’nin burada yapması gereken şey, başka bir gücün vekili haline gelmek değil; kendi bağımsız jeopolitik hattını kurmaktır.

20

İsrail’in uzun yıllar boyunca temel bölgesel tehdit algılarının başında: İran merkezli Şii siyasal İslamcı yayılmacılığı ve tehdidi vardı. İran… Hizbullah… Suriye… Irak’taki Şii milisler… Hamas’ın İran’la ilişkisi… Husiler… Bu eksen İsrail güvenlik doktrininin önemli unsurlarından biri oldu. Fakat şimdi yeni bir algı inşa ediliyor: Türkiye merkezli Sünni siyasal İslamcı tehdit ve İsrail’i hedef alan Neo Osmanlıcılık. İşin işine biraz da Katar’ı katıyorlar. Bu başka bir sonuç doğuruyor. İran’la İsrail savaşıyordu. Hesaplaşma aralarındaydı. Attıkları mermilere kafayı uzatan bir oluveriyoruz. İran’ın nüfuzunun gerilemesiyle ortaya çıkabilecek bölgesel güç boşluğunu kim dolduracak? “Türkiye ve onunla hareket eden Sünni güçler!” olarak görülünce, İsrail açısından tehdit algısının eksen değiştiriyor. Ve bu durumda mesele artık yalnızca: İran’ı çevrelemek değil; İran sonrası bölgesel düzenin “stratejik zemin oluşturularak ve güç kullanarak” kimin tarafından kurulacağı meselesine dönüşüyor. Bence asıl kritik kırılma burada olabilir.

21

Bence bütün meselelerin üzerinde bir katman daha var. Türkiye yalnızca bir ülke değil. Türkiye aynı zamanda düğüm kurabilen bir ülke. Suriye’de düğüm kurabilir. Irak’ta düğüm kurabilir. Azerbaycan üzerinden Kafkasya’ya bağlanabilir. Libya üzerinden Akdeniz’e bağlanabilir. Somali üzerinden Kızıldeniz’e ve Hint Okyanusu’na bağlanabilir. Katar üzerinden Körfez’e bağlanabilir. Orta Koridor üzerinden Orta Asya’ya bağlanabilir. NATO üzerinden Batı sistemine bağlanabilir. Savunma sanayii üzerinden kendi teknolojik bağlarını oluşturabilir. İşte mesele burada düğümleniyor.

22

ürkiye’nin kendi BAĞLARINI kurması… Kendi düğümlerini oluşturması… Kendi boğumlarında güç üretmesi… bazı güçlerin bölgesel hesaplarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle güç artık yalnızca toprağı ele geçirmek değildir. Güç; bağı kurmak, düğümü oluşturmak, boğumu tutmak, akışı yönlendirmek ve karşı tarafın hareket seçeneklerini azaltmaktır. Ve daha da önemlisi: Karşı tarafın düğüm kurmasını engellemek de bir güç kullanma biçimidir.

23

Benim gördüğüm en büyük resim şu: Mesele sadece İsrail-Türkiye gerilimi değil. Mesele, Türkiye’nin çevresindeki bağların, düğümlerin ve boğumların kimin kontrolünde olacağıdır. Suriye bir düğümdür. Libya bir düğümdür. Doğu Akdeniz bir düğümdür. Irak’ın kuzeyi bir düğümdür. Kafkasya bir düğümdür. Somali-Somaliland hattı bir düğümdür. Bab’ül-Mendep bir boğumdur. Hürmüz bir boğumdur. Süveyş bir boğumdur. Enerji hatları, ticaret yolları, askerî üsler, hava sahaları, deniz yetki alanları ve iletişim kabloları ise bağlardır. İşte burada benim Güç Sibernetiği Kuramım ve NOD teorim devreye giriyor. Artık soru: “Kim kimin dostu?” değil.

24

Asıl soru: Kim hangi BAĞI kontrol ediyor? Hangi DÜĞÜMÜ kuruyor? Hangi BOĞUMU tutuyor? Ve Türkiye’nin hareket alanını hangi noktadan daraltıyor? Böyle bakınca Suriye, Libya, Kıbrıs, Yunanistan, Irak, Azerbaycan, Uganda, Somali, Somaliland, Babülmendep, Hürmüz ve Washington birbirinden kopuk dosyalar olmaktan çıkıyor. Aynı jeopolitik geometrinin farklı noktaları haline geliyor. Ve belki de en önemli soru şu:

25

İsrail Türkiye’yi doğrudan çevrelemeye mi çalışıyor; yoksa Türkiye’nin çevresindeki mevcut jeopolitik düğümleri ve boğumları birbirine bağlayarak Türkiye’nin stratejik hareket alanını daraltacak bir sistem mi oluşuyor? Ben ikinci sorunun daha derin ve daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada karşımıza artık yalnızca İsrail-Türkiye gerilimi değil; güç, bağ, düğüm ve boğum savaşı çıkıyor.