Akademisyen ve sanat tarihçisi Yasin Saygılı, AA muhabirine, Cibalikapı’nın tarihinin Roma dönemine kadar uzandığını, kapının farklı dönemlerde tamir edilerek bugüne ulaştığını söyledi.
Saygılı, burasının Roma Dönemi’nden itibaren deniz surlarında bir kapı olarak tarihsel kayıtlarda yer aldığına dikkati çekerek, "İlk olarak Septimius Severus döneminde bu deniz surları inşa ediliyor yani 2. yüzyılda. Buraya 'Yaklaşık 1800 yıllık bir şehir surunun kapısı' diyebiliriz. Sonraki dönemlerde çeşitli tamiratlar geçiriyor. Kapıya baktığınız zaman Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet sürecinde düzenli olarak tamir edildiğini biliyoruz." diye konuştu.
Haliç’i çevreleyen zincir nedeniyle burasının kara surlarından farklı şekilde tek katlı olduğuna işaret eden Saygılı, o dönemki ulaşımın, insanların direkt denize giriş çıkışının bu kapılar üzerinden gerçekleştiğini, burasının Ayakapı gibi ticari ve küçük yapıda olduğunu anlattı.
Saygılı, kapının fetihten sonra "Cebe Ali" adıyla anıldığını, bunun kapının yanında bulunan türbeyle de ilişkilendirildiğini belirtti.
Bursa Subaşısı Cebe Ali'nin fetihte askeriyle İstanbul’a ilk giren kişilerden olduğunun rivayetlerde anlatıldığını aktaran Saygılı, türbesinin de çeşitli değişikliklere uğradığını söyledi.
Saygılı, "Birazcık daha geriye gittiğimiz zaman ise Evliya Çelebi, 1600’lerden itibaren yani 17. yüzyılda burayla alakalı biraz daha menakıbname hükmünde bir hikayeyi bize naklediyor. Anlatılan o ki Mısır evliyalarından birisi olan Cübbe Ali, yanındaki 300 dervişiyle beraber Haliç’in karşısına geçiyor ve oradan cübbeleri üzerinden 300 dervişle beraber buraya gelerek şehre ilk girişlerden birini gerçekleştiriyorlar. Osmanlının son döneminde bu tarz halk anlatıları çok yaygın ve popüler oluyor ama Osmanlıda da bu kapı kullanılıyor. 'Cebe Ali Kapısı' olarak devam ediyor." bilgisini verdi.
Osmanlı döneminde kapının liman bağlantısının devam ettiğini, karşı kıyıdaki Tersane-i Amire’nin faaliyetlerinin de bölgedeki ekonomik hayatı doğrudan etkilediğini dile getiren Saygılı, burasının gemilerde kullanılan kalafatçılık ile zift kaplaması gibi pek çok gemi ve donanmayla alakalı dükkanların, atölyelerin ve iş yerlerinin bulunduğu bir alan olduğunu anlattı.
Saygılı, bu semtin o dönemki ekonomik faaliyetler kapsamında ateşle iç içe olması, arkasında ahşap evlerin bulunması ve deniz kenarında rüzgar alması sebebiyle sürekli yangınlar çıktığını belirtti.
İstanbul’da farklı dönemlerde sık sık büyük yangınların çıktığına dikkati çeken Saygılı, "İstanbul’da 10 yılda, 20 yılda bir, bazen 5 yılda bir büyük yangınlar çıkar. Bunlardan da en büyüğü aslında 1633 yılında Cibali olarak bildiğimiz yangındır. Bir kahvehanede tütünden dolayı çıktığı söyleniyor. Bu yangının İstanbul’u baştan aşağıya yaktığı ifade ediliyor. IV. Murat’ın da birazcık sert ve yasakları koyan bir padişah olması sebebiyle 1633’te bu yangın sonrasında İstanbul’a tütün ve sigara ürünlerinin tüketilmesi yasaklanıyor." diye konuştu.
Saygılı, 1884 yılında şu an Kadir Has Üniversitesinin bulunduğu yerde tütün fabrikasının kurulduğunu belirterek, "Yani Padişah’ın tütün yasağı koymasına sebep olan yer, 250 yıl sonra bir tütün fabrikası kuruluşuyla devam ediyor. O bakımdan kendi içinde de biraz birleşik bir tarihi var." ifadelerini kullandı.