Araştırmacılara göre mezar üç bedenin aynı anda yerleştirilebileceği kadar büyük değildi.
Bu nedenle ilk gömülen kişilerin kemiklerinin daha sonra kenara alınarak yeni definler için yer açılmış olabileceği düşünülüyor.
Kemiklerin önemli bölümünde sert mineral tabakaları ve kemirgen izleri görüldü. Buna karşılık yakılma, boya kullanımı ya da kasıtlı kesmeye işaret eden izlere rastlanmadı.
İkinci mezar ilk kez 2012’de fark edildi ancak 2022 yılında açıldı.
Burada 20-30 yaşlarında bir kadın, sol tarafına doğru kıvrılmış ve yüzü doğuya dönük biçimde bulundu. Bedeni yumruk büyüklüğündeki taşların üzerine yatırılmıştı.
İskelet büyük ölçüde bozulmadan kalmış olmasına rağmen uzun kemiklerin uçlarının kırıldığı ve gövdelerinde parçalanmalar bulunduğu görüldü.
Aynı kırılma biçiminin Göbeklitepe genelinde dağınık halde bulunan kemiklerde de görülmesi önemli bir ipucu sağladı.
Araştırmacılar, genç kadının mezarındaki kemiklerin ölümden sonra bulundukları yerde doğal süreçlerle kırıldığını belirledi.
Toprak basıncı ve özellikle kemiklerin üzerinde oluşan kireçli mineral tabakalarının parçalanmada etkili olduğu düşünülüyor.
Bu bulgu, alanın farklı noktalarında bulunan kemiklerin de insanlar tarafından bilinçli şekilde kırılmamış olabileceği ihtimalini güçlendirdi.
Göbeklitepe’nin büyük anıtsal yapıları bir çukurun içinde yer alıyor. Yerleşimin daha yüksek bölümleri ise bu alanın çevresinde yükseliyor.
Yeni değerlendirmelere göre üst kesimlerdeki evlerin tabanlarının altında bulunan mezarlar zamanla bozulmuş olabilir.
Yoğun yapılaşma, şiddetli yağışlar ya da depremlerle birlikte yamaçtan kayan toprak, mezarlardaki kemikleri de aşağıdaki anıtsal yapılara taşımış olabilir.
Bu senaryo, kemiklerin neden yaklaşık 3 bin metrekarelik geniş bir alana ve farklı dolgu tabakalarına yayıldığını da açıklayabilir.