Caminin revaklarında ve hünkar mahfilinde yapılan raspa çalışmalarında Mimar Sinan dönemine ait orijinal kalem işleri bulduklarını söyleyen Üçer, "Orijinal kısımları korumak suretiyle eksik kısımları, o orijinal kısımdan yola çıkarak restore ettik. Hatta klasik dönem yani rumi dediğimiz 16. yüzyılın en çok kullanılan ihtişamlı motiflerinden ortaya çıktı." değerlendirmesinde bulundu.
Üçer, restorasyonda, yapının şadırvan kısmında su terazisinin üst kısmında eksik parçalar olduğunu gördüklerini söyleyerek, "Ben bunun bir parçasını bir yerde görmüştüm. Vakıflar Genel Müdürlüğünün Fatih'teki müzesinde bu parçanın yerde yattığı görüşünü söylemiştim. Sonra gittik yerinde baktık. Ölçtük, biçtik. Desen su terazisindekiyle aynı desendi. Temizleyip parçayı yerine oturttuğumuzda birebir o kırık parçayla uyuştuğunu gördük." ifadelerini kullandı. Restorasyonda yerel malzemenin önemini vurgulayan Kaya Üçer, şunları anlattı: "Süleymaniye'nin bana kattığı en önemli özelliklerden biri, bu restorasyonda yerel malzemenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Süleymaniye Camisi'nde dış mekanda temizlik, raspa yapıldı ve dünyanın en iyi markalarından birini koruyucu olarak yüzeye uyguladık ama 2-3 ay içinde böyle hafif yosunlanma dediğimiz bir yeşillenme yaptı. Bunu üreten şirkete ulaştık. Onlar da yurt dışından geldiler, incelediler. 3 ile 6 ay arası gibi bir çalışma yaptılar burada ve hava şartlarına göre malzemeyi revize ettiler ve 6 ay sonra geldiler dediler ki, 'Artık bunu kullanabilirsiniz.' Biz de o malzemeyi kullandık, bir parça denedik, baktık evet olmuyor, yeşillenme kalkmış, koruyucu özelliği maksimum seviyede. Onun üzerine malzemeyi kullandık. Ama şunu gördük ki buranın havası, nemi, rutubeti, güneşi, yurt dışında o malzemenin üretildiği yerdeki gibi değil. Burası bize has, bize özgü. O yüzden de restorasyonda yerel malzemenin önemini de anladık."