Kültür Sanat
Nuh Tufanı iddiasına arkeologdan dikkat çeken cevap! Van Gölü’nün altında 11 bin yıllık şehir mi var?
Van Gölü’nde su altında görüntülenen taş yapılar, '11 bin yıllık kayıp şehir' ve Nuh Tufanı iddialarını yeniden gündeme taşıdı.
Kültür Sanat
Van Gölü’nde su altında görüntülenen taş yapılar, '11 bin yıllık kayıp şehir' ve Nuh Tufanı iddialarını yeniden gündeme taşıdı.
Van Gölü’nün altında ortaya çıkan duvarlar ve taş yapılar, sosyal medyada kısa sürede Nuh’un Gemisi’nden tarih öncesi kayıp bir kente kadar birçok iddiayla ilişkilendirildi. Bölgedeki kalıntıları bizzat dalış yaparak inceleyen arkeolog Ömer Tanyürek ise görüntülerin çok daha farklı bir geçmişe işaret ettiğini belirtti. İlk değerlendirmelere göre bazı temel bölümleri Urartu dönemine kadar uzanabilecek yapının üst kısımlarında Orta Çağ’a ait eklemeler bulunuyor olabilir.
Van Gölü’nün Ağrı Dağı’na olan yakınlığı, su altındaki kalıntıların Nuh Tufanı ve Nuh’un Gemisi ile ilişkilendirilmesine neden oldu. GEEKSPIN ‘e konuşan Tanyürek ise coğrafi yakınlığın tek başına tarihsel bağlantı kurmak için yeterli olmadığını vurguladı. Tanyürek: “Şu anda Van Gölü’ndeki su altı arkeolojik kalıntılarını Nuh’un Gemisi veya kutsal metinlerde anlatılan tufanla ilişkilendirmemizi sağlayacak doğrudan arkeolojik kanıt bulunmuyor” dedi.
Gölün geçmişine ilişkin jeolojik veriler de tek seferlik büyük bir su baskınından çok, su seviyesinin binlerce yıl boyunca defalarca yükselip alçaldığını gösteriyor.
Sosyal medyada yayılan iddialardan biri, göl tabanında yaklaşık 23 metre derinlikte 11 bin yıllık büyük bir yerleşimin bulunduğu yönündeydi. Tanyürek ise söz konusu alanda gerçekleştirdiği dalışın yaklaşık 5 metre derinlikte olduğunu söyledi. Dalış sırasında incelediği en belirgin yapının bilinçli şekilde inşa edilmiş oval bir burç olduğunu belirten Tanyürek, yapının mimari özelliklerinin Orta Çağ’a işaret edebileceğini ancak kesin tarihleme için daha fazla çalışma gerektiğini ifade etti. Tanyürek, “Bu yapının 11 bin yıllık bir uygarlığa ait olduğu iddiası mevcut kanıtlarla desteklenmiyor. Yaşının belirlenebilmesi için güvenilir arkeolojik tarihleme yapılması gerekiyor” dedi.
İlk gözlemler, yapının tek bir dönemde inşa edilmediği ihtimalini güçlendiriyor.
Alt seviyelerdeki temellerde Erken Demir Çağı yapı geleneğini hatırlatan özellikler bulunurken, bu dönem bölgede Urartu Krallığı ile ilişkilendiriliyor. Oval burç dahil üst bölümlerde ise daha geç, Orta Çağ’a ait müdahalelerin izleri görülebiliyor.
Tanyürek, aynı stratejik noktanın farklı toplumlar tarafından tekrar tekrar kullanılmasının arkeolojide sık karşılaşılan bir durum olduğunu belirtti. Eski duvarların onarılması, mevcut temellerin yeniden kullanılması veya yeni yapıların bunların üzerine eklenmesi, kalıntıların bugün farklı dönemlere ait izleri aynı yerde taşımasına neden olmuş olabilir.
Su altında yaklaşık 46 metre uzunluğunda bir geçit, dairesel yapılar ve yedi katlı duvarlar bulunduğuna ilişkin iddialar da gündeme geldi. Ancak bu yapıların boyutları ve işlevlerinin doğrulanabilmesi için sistematik arkeolojik ölçüm ve haritalama yapılması gerektiği belirtiliyor. Bu nedenle görüntüler üzerinden kalıntıların bütün halinde tarih öncesi büyük bir kent olarak tanımlanmasının şu aşamada mümkün olmadığı ifade ediliyor. Van Gölü’nün arkeolojik önemi ise yalnızca bugün görülebilen kalıntılarla sınırlı değil. Göl seviyesinin tarih boyunca büyük ölçüde değişmesi, bugün su altında kalan bazı alanların Paleolitik ve Neolitik dönemlerde kara veya kıyı şeridi olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle bugünkü kıyı çizgisini binlerce yıl öncesine doğrudan uygulamak, geçmiş yerleşimlerin konumunu anlamada yanıltıcı olabiliyor.
Van Gölü havzası, tarih öncesi dönemlerin önemli obsidyen kaynaklarından bazılarına da ev sahipliği yapıyor. Özellikle Nemrut Dağı ve çevresinden çıkarılan obsidyenlerin Neolitik dönemde çok uzak bölgelere taşındığının belirlenmesi, Van Gölü çevresinin erken dönem ticaret ağlarında önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Bu durum, günümüzde gölün altında kalan eski kıyı şeritlerinde henüz keşfedilmemiş tarih öncesi yerleşimlerin bulunabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Tanyürek, “Bir sonraki büyük keşif bugün en fazla ilgi gören yapı olmayabilir. Henüz sistematik olarak araştırılmamış, artık sular altında bulunan eski bir kıyı şeridinde bizi bekliyor olabilir” ifadelerini kullandı.