Aktüel
Antalya Kekova açıklarında tespit edilen: O dev keşif tarihi baştan yazıyor…
Türkiye kıyılarında yapılan su altı kazıları, dünya arkeoloji tarihinde derin izler bırakmaya devam ediyor.
Aktüel
Türkiye kıyılarında yapılan su altı kazıları, dünya arkeoloji tarihinde derin izler bırakmaya devam ediyor.
Antalya Kekova açıklarında tespit edilen ve Mısır piramitlerinin inşa edildiği döneme tarihlenen ahşap ticaret gemisi batığı, 4 bin 500 yıllık geçmişiyle "dünyanın bilinen en eski batığı" olmaya aday gösterildi.
Dünya arkeoloji dünyası, Türkiye kıyılarından gelen haberle heyecanlandı. Yıllardır Akdeniz'in derinliklerindeki antik Batıkları araştıran bilim insanları, Akdeniz Üniversitesi'nden Doç. Dr. Hakan Öniz liderliğindeki uzman ekiple birlikte Antalya'nın baratısında yer alan Kekova açıklarında benzersiz bir bulguya ulaştı.
Yerel denizcilerin verdiği ipuçlarını takip eden arkeologlar, sığ sularda tarihin en eski deniz kazasına tanıklık eden muazzam bir zaman kapsülüyle karşılaştı. Yapılan ilk incelemeler ve tarihlendirme çalışmaları, bu geminin Yunanistan'daki Dokos batığını geride bırakarak dünya denizcilik tarihinin tespit edilen en eski batığı olduğunu ortaya koydu.
Yüzyıllar boyunca su altında kalan ahşap gövde, deniz suyunun ve doğal etkenlerin etkisiyle tamamen yok olmuş durumda. Ancak geminin taşıdığı tonlarca ağırlıktaki paha biçilemez kargo, deniz tabanındaki kayalık yamaca adeta kazınmış halde günümüze kadar ulaştı.
Arkeologlar ve uzman dalgıçlar, son 4 ay boyunca kayalara ve deniz canlılarına sıkı sıkıya yapışmış haldeki seramik kapları özenle çıkarmak için su altında iğneyle kuyu kazdı.
Amphoraların (depolama testileri) formları, kulpları ve gövdelerindeki özel şerit işçilikleri incelendiğinde, kargonun MÖ 2700 ile 2400 yılları arasına, yani Erken Tunç Çağı'na ait olduğu kesinleşti.
Araştırmacılar, iki ada arasındaki dar bir Boğazda yatan batığın hikayesini adım adım birleştiriyor. Muhtemelen Doğu Akdeniz (Levant) kıyılarından yola çıkan ve Türkiye'nin güney sahilleri boyunca ilerleyen ticaret gemisi, ansızın patlayan şiddetli bir Akdeniz fırtınasına yakalandı.
Sığınacak bir koy arayan denizciler, Kekova'nın kayalık adaları arasına sığınmaya çalışırken kontrolü kaybetti. Geminin dev dalgalarla kayalara çarparak parçalandığı ve içindeki mürettebatla birlikte derin sulara gömüldüğü düşünülüyor. Gemide taşınan şarap, zeytinyağı veya reçine dolu devasa testiler ise kayalıklardan aşağı saçılarak bugüne kadar korundu. Bu keşfi bu kadar benzersiz kılan en temel unsur, MÖ 3. binyıldaki deniz ticaretine dair bilgilerimizin son derece kısıtlı olmasıdır. Kekova batığı, Gize Piramitleri'nin yükseldiği ve görkemli firavunların hüküm sürdüğü o altın çağda, Akdeniz'de sanılanın çok ötesinde uluslararası bir ticaret ağının var olduğunu kanıtlıyor.
O dönemde antik Mısır'ın Lübnan'daki Byblos limanı üzerinden sedir ağacı, gümüş, zeytinyağı ve değerli madenler ithal ettiği biliniyordu. Kekova'da bulunan bu geminin de Orta Ürdün Vadisi ve Levant bölgesinden aldığı değerli kargoları, Yunanistan ve Ege kıyılarına kadar taşıyan devasa bir rotanın parçası olduğu değerlendiriliyor. Amphoraların içinde gözle görülebilen organik kalıntıların laboratuvar analizleri tamamlandığında, 4 bin 500 yıl önce hangi ürünlerin ticarete konu olduğu tam olarak netleşecek.
Türkiye'nin güney kıyıları, antik çağlardan bu yana dünyanın en yoğun deniz yollarına ev sahipliği yapması nedeniyle adeta bir su altı müzesi niteliğinde. Gelidonya ve Uluburun batıkları gibi dünya arkeolojisine yön veren keşiflerden sonra Kekova'daki bu 4 bin 500 yıllık yeni bulgu, Türk karasularının denizcilik tarihindeki eşsiz konumunu bir kez daha tescilledi. Su altı arkeologları, deniz tabanında henüz keşfedilmeyi bekleyen binlerce yıllık başka batıkların da olabileceğini belirterek çalışmaların genişletilerek devam edeceğini vurguluyor.