AKİT MENÜ

Kültür Sanat

Osmanlı'dan günümüze kadar ulaştı: Ustaların 'çıldırmadan yazılamaz' dediği sanat!

Küçük, ince ve iç içe yapısıyla öne çıkan özel bir hat sanatı türü olan Gubârî, adını Arapçada toz anlamına gelen Gubâr kelimesinden alıyor. Eskişehirli hattat Dr. Hüseyin Fidan göz alan sanatın inceliklerini ve tarihi anlattı.

3

Osmanlı’nın son dönem zirve hattatlarından Sami Efendi’nin ‘Çıldırmadan yazılamaz’ diye, tanımladığı Gubârî hattı ile bir yazıyı kaleme almak, hazırlanma ve yazım açısından çok daha özel bir maharet gerektiriyor. Türkiye’de bu alanda ünlü hattatlar arasında yer alan Hüseyin Fidan, hem bu hattın özelliklerini ve zorluğunu, hem de bu alandaki çalışmalarını anlattı.

4

“PİRİNÇ TANESİ ÜZERİNE KEDİ KILLARINI KULLANARAK İHLAS-I ŞERİF YAZABİLMİŞ” Hattat Dr. Hüseyin Fidan, bu hat sanatının Arapça kökenli toz zerreleri anlamı taşıyan bir kelime olan ‘Gubâr’dan geldiğini anlattı. Yazılan yazının minik, küçük ve mikroskobik bir yazı olduğunu için toz zerrelerine benzetildiğini anlatan Dr. Hüseyin Fidan şöyle konuştu: “Osmanlı hat sanatında buna ‘Gurabi’ yazı demişler. İsmi, Sultan Ahmet Camii’nin kubbe yazılarını da yazan Seyyid Kasım El Gubârî diye meşhur bir hattatımızdan geliyor. Bir pirinç tanesi üzerine kedinin kıllarını kullanarak İhlas-ı Şerif yazabilmiş. Dolayısı ile uzaktan bakıldığında yazılar toz zerresi gibi görünüyor. Yazının da ne olduğunu ancak mikroskopla bakarsanız, yüksek ışık altında bakarsanız okuyabiliyorsunuz, buna Gubârî yazı demişler, toz zerrelerinden ilham alınarak verilmiş bir isim.”

5

‘ÇILDIRMADAN YAZILAMAZ’ Bu yazı türünün, hat sanatının ilk büyük temsilcilerinden Seyyid Kasım El Gubârî’den sonra Osmanlı hattatları tarafından zaman içinde tecrübe edildiğini anlatan Dr. Hüseyin Fidan, “Levha olarak asılan yazılar genellikle celi sülüs, sülüs, ya talik ya da celi talik şeklinde olurken, farklı talepler gelebilir. Mesela; ‘Ben evime bir besmele asayım, ama besmelenin içinde Yasin-i Şerif olsun, ya da Bakara Suresi olsun, ya da çok daha ileri giderek Kur’an-ı Kerim’in tümü olsun’ diye bir şey isteyebilirsiniz, yani insanın gönlünden geçebilir. Bu da ancak Gubârî yazıyla mümkün olabilmiş, kendine has bir tarzı var. Bu yazı ne sülüstür, ne nesihtir, daha çok kırma nesih şekliyle yazılan, ince yazılardır. Tabii eski teknikte mikroskop olmadığı için, büyüteçler çok olmadığı için hattatlar kendi gözlerini, görme seviyelerini yükselterek ışık açısını ayarlayarak bu yazıları yazmaya çalışmışlar ve hakikaten de muhteşem eserler meydana getirmişler.” ifadelerini kullandı.

6

Son dönemin en ünlü ustalarından da bahseden Dr. Hüseyin Fidan, “20. yüzyılın büyük üstadı Mehmet Nuri Sivâsî, kendisinin meşhur olmasını sağlayan eserleri yazan büyük üstadımız. Gerçekten hayranlıkla izlenen yazılar yazmış. Osmanlı’nın son dönem zirve hattatlarından Sami Efendi, onun yazılarını görünce ‘Çıldırmadan yazılamaz’ şeklinde bir ifade kullanmış. Hakikaten çok böyle sabırla küçük küçük yazıları uygun istiflerle tam yerine denk getirerek yazmak hayli zordur. Yazmak istediğiniz yerin başlangıcını ve sonunu hesap ederek tümünü oraya sığdırmak, ne çok sıkıştırmak, ne çok gevşek bırakmak. Böyle bir beceri gerektiren bir yazı şekli.” diye konuştu. GUBÂRÎ YAZI NASIL HAZIRLANIYOR Kendilerinin de hat sanatı ile ilgili değişik eğitimlerle, özellikle Hattat Mahmut Şahin hocasının öğrettikleriyle belli bir noktaya geldiklerini söyleyen Hattat Dr. Hüseyin Fidan, “Gubârî yazıya merakım bu büyük üstatların yazıları gördükten sonra oldu. ‘Ben de yazabilir miyim?’ diye denedim ve yıllar içinde birçok çalışma yaptım. Yapmaya da devam ediyorum. Geçmiş üstatlar bir sülüs yazı ya da celi talik yazı yazıldıktan sonra kâğıt üzerine küçük küçük delikler açarak üzerine kömür tozu döküyor, silkeleme tarzıyla yazının hatları kâğıda aktarılıyor. O hatlar içine de o toz zerreleri gibi görülen o küçük yazılar yazılıyor.” diye anlattı.