AKİT MENÜ

İslam

Fatih'in hocası Akşemseddin'in asırlardır anlatılan sırrı! Eyüp Sultan'ın kabrini nasıl buldu?

İstanbul'un fethinde Fatih Sultan Mehmed'in yanında bulunan Akşemseddin, yalnızca büyük hükümdarın hocası değildi. Kuşatmanın en zor günlerinde orduya moral veren, Fatih'e gönderdiği mektuplarla fethin yakın olduğunu bildiren büyük âlimin adı, fetihten sonra yaşanan esrarengiz bir hadiseyle de tarihe geçti. Osmanlı kaynaklarında aktarılan rivayete göre Akşemseddin, asırlardır kesin yeri bilinmeyen sahabe Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin, yani Eyüp Sultan'ın kabrinin bulunduğu yeri gösterdi.

3

FATİH'İN YANINDAKİ AK SAKALLI HOCA Asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza olan Akşemseddin, 1390 yılında Şam'da dünyaya geldi. Küçük yaşta Anadolu'ya gelen Akşemseddin, Kur'an'ı ezberledi, güçlü bir dinî eğitim aldı ve müderrislik yaptı. Daha sonra Hacı Bayram-ı Veli'ye intisap ederek tasavvuf yolunda ilerledi. Âlim, mutasavvıf, tabip ve şair kimliğiyle tanınan Akşemseddin'in yolu Osmanlı tahtının genç hükümdarı II. Mehmed'le kesişti. Zamanla Fatih'in en yakınındaki manevi isimlerden biri haline geldi.

4

İSTANBUL YOLLARINA FATİH'LE BİRLİKTE DÜŞTÜ 1453 baharında Fatih Sultan Mehmed ordusuyla İstanbul'u fethetmek üzere Edirne'den hareket ettiğinde Akşemseddin de geride kalmadı. Akbıyık Sultan ve dönemin diğer tanınmış isimleriyle birlikte yüzlerce müridiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Kuşatma uzadıkça orduda yorgunluk ve endişe artarken Akşemseddin'in rolü daha da belirginleşti. Tarihî kaynaklarda onun özellikle kuşatmanın en sıkıntılı günlerinde hem Fatih'in hem de askerlerin moralini yükselttiği aktarılıyor.

5

FATİH'E YAZDIĞI MEKTUPTA ZAFERİ İŞARET ETTİ Kuşatmanın zorlaştığı günlerde Akşemseddin'in Fatih Sultan Mehmed'e gönderdiği mektuplar bugün bile İstanbul'un fethi tarihinin dikkat çekici belgeleri arasında bulunuyor. Genç hükümdara sabırlı olmasını ve mücadeleyi sürdürmesini öğütleyen Akşemseddin, zaferin yakın olduğuna dair güçlü ifadeler kullandı. Araştırmacılar, onun bu tavrının Fatih'in kararlılığını ve Osmanlı ordusunun manevi gücünü artırmasında önemli rol oynadığı görüşünde. 29 Mayıs 1453'te İstanbul fethedildiğinde Akşemseddin de Fatih'in yanında bulunan isimler arasındaydı.

6

FETİHTEN SONRA FATİH ONDAN BİR ŞEY İSTEDİ İstanbul artık Osmanlı'nın elindeydi. Ancak Fatih Sultan Mehmed'in zihninde yıllardır anlatılan başka bir mesele vardı. Hz. Muhammed'i hicret sırasında Medine'deki evinde misafir eden sahabe Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin İstanbul surları önünde vefat ettiği ve burada defnedildiği biliniyordu. Fakat aradan geçen yüzyıllar ve İstanbul'un yaşadığı istilalar nedeniyle kabrinin kesin yeri konusunda belirsizlik bulunuyordu. Osmanlı tarih kaynaklarında yer alan anlatımlara göre Fatih, hocası Akşemseddin'den Eyüp Sultan'ın kabrinin yerini belirlemesini istedi.

7

AKŞEMSEDDİN BİR NOKTAYI GÖSTERDİ: “BURASI” İşte Akşemseddin hakkındaki en meşhur anlatılardan biri burada başlıyor. Osmanlı kaynaklarında geniş biçimde aktarılan rivayete göre Akşemseddin, Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin kabrinin bulunduğu yeri “keşf” yoluyla belirledi. Bugünkü Eyüp Sultan'da gösterilen noktada kabir tespit edildi. Bölgenin manevi merkezi haline gelecek süreç de böyle başladı. Fatih Sultan Mehmed burada bir türbe yaptırdı; ardından cami, medrese, imaret ve hamamdan meydana gelen külliye şekillendi. İstanbul'un en önemli manevi merkezlerinden biri olan Eyüp böylece Osmanlı döneminde bambaşka bir kimlik kazandı.

8

RİVAYETLE TARİHÎ GERÇEĞİ AYIRMAK GEREKİYOR Akşemseddin'in İstanbul'un fethine katılması, Fatih'in yanında bulunması ve kuşatmanın kritik günlerinde ona mektuplar yazması tarihî kaynaklarla aktarılıyor. Eyüp Sultan'ın kabrinin Akşemseddin tarafından “keşf” yoluyla bulunması ise Osmanlı tarih geleneğinde ve menkıbelerde anlatılan meşhur bir rivayet. Üstelik Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin mezarının daha eski dönemlerde de bilindiğini gösteren kayıtlar bulunuyor; 13. yüzyıl seyyahlarından Herevî, buradaki kabri ziyaret ettiğini yazmıştı. 1204'teki Latin istilası sırasında bölgenin tahrip edilmesinin ardından kabrin kesin yerinin zamanla unutulmuş olabileceği değerlendiriliyor. Dolayısıyla anlatıyı tarihî bir gerçeğin etrafında oluşan güçlü bir Osmanlı rivayeti olarak değerlendirmek gerekiyor. Kesin olan şu ki Akşemseddin'in gösterdiği yer, fetihten sonra İstanbul'un en önemli manevi merkezlerinden biri haline geldi.