Gündem
Aksa Tufanı 'Mavi Tsunami'ye dönüştü
Stratejist analist Sinan Tavukcu, "ABD Seçimi: Aksa Tufanı-Gazze, Amerika ve Dünya’da “Mavi Tsunami"ye Dönüştü" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte SDE'deki yazının tamamı...
Gündem
Stratejist analist Sinan Tavukcu, "ABD Seçimi: Aksa Tufanı-Gazze, Amerika ve Dünya’da “Mavi Tsunami"ye Dönüştü" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte SDE'deki yazının tamamı...
3 Kasım 2026 ABD ara seçimleri Cumhuriyetçi Parti’nin ağır bir yenilgisiyle sonuçlandı. Senato seçimlerinde 7, Temsilciler Meclisi'nde 28 sandalye kaybeden Cumhuriyetçi Parti’nin senatör sayısı 44’e, temsilci sayısı 147’ye düştü. Demokrat Parti ise Cumhuriyetçi Parti’nin kayıplarını hanesine yazarak senatör sayısını 54’e, temsilci sayısını 237’ye çıkardı. Bu sonuçla Demokrat Parti hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu ele geçirerek Kongre'deki iki yıllık Cumhuriyetçi üstünlüğüne son verdi. Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen Teksas, Kansas ve Güney Carolina eyaletleri ile Iowa, Ohio, Maine ve Kuzey Carolina gibi eyaletlerin Demokratlara geçmesi; Başkan Donald Trump’ın partisinin yaşadığı hezimetin büyüklüğünü gösteriyor. Valilik seçimlerinde de Demokrat Parti 23 olan valilik sayısını 28’e çıkarırken, Cumhuriyetçi Parti’nin elindeki valilikler 25’ten 20’ye düştü.
Cumhuriyetçilerin seçim kaybında, Trump’ın 2024 seçimlerinde verdiği ekonomik ve siyasi vaatleri yerine getirmemesine olan tepkilerin yanı sıra İsrail'e verilen koşulsuz destek, dış politikada ülkenin Tel Aviv güdümüne girdiği algısı ve Kongrenin AIPAC gibi Siyonist lobi gruplarının kontrolünde olduğunun geniş kesimlerce fark edilmesi etkili oldu. Bunların yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kolay zafer elde edeceğine ikna ederek Trump’ı İran’a karşı 28 Şubat’ta soktuğu savaşının getirdiği maliyet, hayat pahalılığı, gümrük vergileri ve Trump'ın yönetim tarzına yönelik tepkiler de hezimetin diğer önemli faktörleri olarak sayılmaktadır. Nitekim Başkan Yardımcısı JD Vance, seçimin hemen ertesi günü (4 Kasım) sosyal medya (X) hesabından seçim kaybına ilişkin bir özeleştiri yayımlayarak, 2024 yılında kendilerine oy verip bu seçimde Demokratlara kayan Cumhuriyetçi seçmenlerin partiye geri dönmek için talep ettiği 4 temel başlığı şu şekilde sıraladı: Savaşı bitirmek Hayat pahalılığı ve enflasyona odaklanmak "Önce Amerika" (America First) ilkesine geri dönmek İsrail ile olan ilişkileri değiştirmek
Vance mesajında, “Kaybetmemizin sebebi savaştır. Başkan'ın kendisi de dün gece bunu söyledi.” dedi. İran’a karşı savaş açan ABD, hiç beklemediği bir dirençle karşılaştı. İran’ın Hürmüz Boğazını kapatması dünyada enerji kaosuna yol açtı, bu kaos ABD içinde benzin ve dizel fiyatını artırarak kendi vatandaşını da vurdu. İran’ın Amerikan saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerine saldırısında Pentagon’un bu ülkeleri koruma taahhütlerini yerine getirmekten aciz olduğu ortaya çıktı. Sonuç olarak, başlattığı savaşı nasıl bitireceğini bilemeyen küresel güç Amerika, bütün dünyada itibar kaybına uğradı. Bölgede, kendi güvenliğini sağlamak üzere Mekke Ortak Savunma İttifakı ortaya çıktı.
ABD’deki seçim sonuçları “Mavi Tsunami” olarak adlandırılıyor. Mavi renk ABD siyasetinde Demokrat Partiyi temsil etmekte olup, bu ifade ile seçim haritasının büyük ölçüde Demokratlar lehine maviye boyanması kastedilmektedir. Gerek İran’la savaşın başlamasına yol açan gerekse İsrail’i ABD kamuoyunda itibarsız hale getiren şüphesiz 7 Ekim Aksa Tufanı’ydı. Karadan ve denizden abluka altındaki Gazze’de ablukayı kırmak için Hamas’ın başlattığı saldırılara İsrail’in sivil halka soykırım yaparak karşılık vermesi, bütün bir Orta Doğu’yu pervasız biçimde askeri hedef haline getirmesi ve Netanyahu’nun Trump’ı İran savaşına sürüklemesi, İsrail'in Amerikan kamuoyundaki imajını köklü şekilde değiştirdi.
ABD'de uzun yıllar iki partili siyasi uzlaşmanın temel unsurlarından biri olan İsrail'e güçlü destek ve her şart altında savunma politikası, özellikle Demokrat seçmenler arasında eski toplumsal meşruiyetini hızla kaybetti. Pew Research Center'ın Mart 2026’daki kapsamlı araştırmasında İsrail hakkında olumsuz görüş bildiren Amerikalıların oranı ` çıkmıştı ve bunlar içinde Demokratlar ile Demokratlara yakın bağımsızlar ? gibi yüksek bir orana sahipti. Seçim öncesinde Demokratların tabanı ve Cumhuriyetçiler içinde MAGA’cıların bir kısmı Netanyahu hükümetinin politikalarına, Washington’un İsrail’e askeri ve siyasi destek vermesine ve AIPAC'ın Amerikan siyasetine müdahalesine açıkça karşı çıkıyordu. ABD seçmenlerinin İsrail’e ve Siyonistlere tepkisi öylesine yüksekti ki AIPAC, desteklediği adayların aleyhine olacağı gerekçesiyle adayları açıktan desteklemekten ve bağış yapmaktan uzak duracağını açıklamak zorunda kaldı.
Durumun farkına varan Donald Trump, İsrail ile ilişkiler nedeniyle öfkelenen ve sandığa gitmeyen ya da tepki oyu vermeyi düşünen seçmen kitlesini etkilemek için seçim sabahı İsrail’e verilen yıllık 3.8 milyar dolarlık askeri yardımı kesme kararını açıklamak zorunda kaldı. Halbuki söz konusu yardım anlaşması Eylül 2028'e kadar devam ediyordu. İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım, seçim sonuçlarına da yansıdığı üzere Amerikan toplumunda tahmin edilenin ötesinde tepki doğurdu. Dünya Yahudi Kongresi (WJC) Başkanı Ronald Lauder, 22 Ekim’de Haaretz gazetesinde yayımlanan röportajında, İsrail yönetiminin politikalarının ABD'deki iki partili geleneksel desteği erittiğini savunarak "Yazıklar olsun size!" ifadelerini kullandı. İsrail’in ABD’de partiler üstü desteğini kaybettiğini söyleyen Lauder, İsrailli seçmenlere "Demokrat Parti’yi kaybettiniz, şimdi de Cumhuriyetçi Parti’yi kaybediyorsunuz" dedi. Lauder, İsraillilerin “aptallık” yüzünden her şeyi kaybettiğini belirten açıklamasında İsrail'in yalnızca Avrupa'da değil, Yahudi diasporasında da desteğini kaybettiğini vurguladı.
Seçimlerde Cumhuriyetçilerin yenilgiye uğradığına şüphe yok. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken en önemli husus, seçim zaferinin İsrail yanlısı ve İslam karşıtı Joe Biden/Kamala Harris çizgisindeki klasik Demokrat Parti’ye ait olmadığıdır. Aksine, parti içinde bu çizgiyi reddeden ve buna karşı mücadele veren ilerici sol akım parti içerisinde güç kazanmış ve değişim toplum tabanında karşılık bularak partiyi zafere taşımıştır. Parti liderliğinin engelleme çabalarına rağmen New York Belediye Başkanlığına Zohran Mamdani’nin seçilmesi ile ivme kazanan değişim hareketi, AIPAC'ın seçilmemesi için 40 milyon dolar harcadığı Abdulrahman Sayed'in Michigan'da senatörlüğü kazanması ile gücünü ve etkisini ispatladı. İsrail karşıtı ve anti-Siyonsit dalga bütün olumsuz propagandaya rağmen bastırılamadı.
Son seçimde Demokratlar içerisinden seçilen farklı inanç gruplarından ve farklı etnik kökenlerden olanların sayısındaki artış, parti içerisindeki geleneksel çizginin değişimine işaret etmektedir. 11 Belediye Başkanı, 98 Şehir Meclisi Üyesi, 32 Eyalet Temsilcisi, 14 Eyalet Senatörü ve 7 ABD Temsilciler Meclisi üyesi Müslümanlardan seçildi. 2024'te Trump'a yönelen Hispanik seçmenlerde de dönüşüm yaşandı. Trump politikaları sebebiyle kendisini dışlanmış hisseden Hispanik seçmenler Cumhuriyetçilerden uzaklaştı; bu kesimin Demokrat desteği yaklaşık `'a ulaştı. Cumhuriyetçi siyasetin kalbi Teksas’a ilk kez bir Latin vali (Gina Hinojosa) seçildi.
Bu seçim, ABD siyasetinde İsrail etkisine derin bir darbe vurmuştur. İsrail’i eleştirmenin siyasi gelecek kaybına yol açacağına ilişkin yıllardır Siyonist lobi tarafından pompalanan korku sona ermiştir. Anketlerde Filistin’e olan sempatinin İsrail’i geçmesi sandığa da yansımıştır. Geleneksel İsrail yanlısı politikalar artık Amerikan siyaseti için seçim kaybına mal olacak bir yük haline gelmiş, adaylar AIPAC tarafından desteklenmekten kaçınmaya başlamıştır. Bütün bunlar, 2028 seçiminden itibaren ABD’de Siyonist etki ve kontrolün azaldığı farklı bir Kongreyle karşı karşıya kalınacağını göstermektedir. İsrail’de 120 sandalyeli İsrail Meclisi için 27 Ekim’de yapılan seçimde, 11 sandalye kaybeden Başbakan Binyamin Netanyahu’nun iktidar bloku 53 sandalyeye inerken Gadi Eisenkot'un liderliğindeki Yahudi muhalif bloku 48 sandalye elde etti. Gazze Savaşı’nın bir sonucu olarak Arap seçmenlerin seçime yüksek oranda katılım sağlaması sebebiyle Arap partileri sandalye sayılarını 10’dan 19’a çıkardılar ve koalisyon hesaplarında kilit hale geldiler.
ABD seçmeninin hükümetin İsrail politikalarına tepkisi ile ülke içinde değişen siyasi ve toplumsal dengeler, İsrail’de kurulacak hükümetin yapısını ve izleyeceği politikaları da doğrudan etkileyecektir. Zira ABD’nin desteğinin kaybedilmesi İsrail için varoluş düzeyinde büyük bir risktir. Trump’ın İsrail’e yönelik yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık askeri yardımı durdurma kararı üzerine İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un sarf ettiği "Amerikan yardımının kesilmesi konusu beni son derece endişelendiriyor. Hem de çok. Bu durum beni adeta yıldırım çarpmışa çevirdi" sözleri bu korkuyu ortaya koymaktadır. Muhalif liderler de, savunma harcamalarının tavan yaptığı bir dönemde gelen bu yardım kesintisinin İsrail'in güvenliği ve ekonomisi için ağır bir darbe olduğunu açıkladılar. İsrail’de Binyamin Netanyahu’nun başbakan olmadığı, Ultra-Ortodoks Yahudi partilerin (Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği Partileri) dışlandığı bir koalisyon hükümetinin oluşumu sürpriz olmayacaktır. Washington ile bozulan ilişkileri tamir etmek ve askeri-ekonomik iş birliğini devam ettirmek zorunda kalacak yeni hükümetin, Netanyahu hükümetinin tıkadığı Trump’ın Gazze Barış Planı’nı da tekrar canlandırması beklenebilir. İşgal altındaki Batı Şeria'da aşırı sağcı İsrailli işgalcilerin İsrail güvenlik güçlerinin göz yummasıyla Filistinlilerin mülklerini gasp etmesi, sivil halkı yerlerinden etmesi ve yerleşimci şiddetinin cezasız kalması İsrail’e yönelik küresel izolasyonu şiddetlendirecektir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde İsrail devleti ve yöneticilerinin, üzerlerinden koruma kalkanının kalktığı ve ciddi yargılamaların yapıldığı günler gelecektir.
Son seçimde Senato’da çoğunluğu elde eden Demokratlar, Trump hükümetini felç edebilecek imkâna kavuşmuştur. Donald Trump başkanlık görevine devam ediyor olsa da görev süresinin son iki yılında iç siyasette önemli kısıtlamalarla karşı karşıya kalacak. 3 Ocak 2027'de göreve başlayacak yeni Senato'da birçok olağan yasa tasarısının oylamaya gelebilmesi için 60 oy gerekiyor; 54 oyu bulunan Demokratların sahip olduğu çoğunluk tek başına bunun için yeterli gelmiyor. Yasa Kongreden geçse bile Başkan Trump bu kanunları engellemek için veto yetkisini kullanabilir. Senato'da üçte iki çoğunluğa sahip olmayan Demokratların Trump’ın azline ilişkin talepleri gündeme alınsa bile, yasal çoğunluk temin edilmeden azil gerçekleşemeyecek. Ancak yeni Senato, önümüzdeki yıldan itibaren devam eden savaşları sonlandırmak için basit çoğunlukla (51 oyla) askeri operasyonların durdurulmasını emreden kararlar alabilir. Devam eden bir askeri operasyon için gerekli fonları onaylamayarak veya bütçe tasarılarına harcama kısıtlayıcı maddeler ekleyerek fiilen savaşı devam ettirilemez hale getirebilir. Senato, başkomutan Donald Trump’ın savaşlarını durdurmak için sayısal yeterli güce kavuşmuştur. Senato’da basit çoğunluğa sahip Demokratların federal hükümetin çalışmasını engelleyecek başka imkânları da bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve ulusal güvenlik bürokrasisinde bazı üst düzey federal görevlilerin atanması için Senatonun basit çoğunluk (51 oy) onayı şarttır. Bu sayıya sahip Demokratlar üst düzey bürokrat atamalarını engelleyebilir. Yine, bütçe sürecinde Başkan Trump'ın vergi ve harcama politikalarını sınırlama imkanına sahipler: Borç tavanının yükseltilmesini engelleyebilir, federal programlardaki fon kesintilerini durdurabilir ve kendi önceliklerini bütçe yasasına dahil ettirebilirler. Kısıtlamalarla karşı karşıya kalan Donald Trump, Başkanlık Kararnameleri ve idari düzenlemelerle ülkeyi yönetmeye çalışacaktır. Siyasi yenilgilerin ardından ideolojik hassasiyeti yüksek tabanın motivasyonunu yüksek tutmak için Cumhuriyetçi Partinin; sınır güvenliği, kimlik politikaları, ekonomi/enflasyon ve suç oranları üzerinden daha agresif ve sert bir siyaset uygulaması beklenmektedir. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki çekişmenin derinleşmesi, iki yıl süresince Amerikan iç siyaseti ve dış politikasında telafisi imkansız kırılmalara ve kilitlenmelere yol açabilecektir. Ülke içinde gerilimlerin sokağa taşma ihtimali ciddi olarak değerlendirilmektedir. Cumhuriyetçi taban Teksas’ın ve kale olarak bilinen diğer eyaletlerin Demokratlara kaybedilmesini sindirememiştir. Seçimden hemen sonra, üçüncü kez başkan olma imkânı bulunmayan Donald Trump sonrası için Cumhuriyetçiler içerisinde, başta Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio olmak üzere, başkanlık yarışı başlamış görünmektedir. Adaylar arasındaki rekabet, iki yıl daha devam edecek hükümetin politikalarında ve işleyişinde ek zafiyetlere yol açabilecektir.
Filistin, artık dünyanın ortak meselesi haline gelmiştir. Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Belçika, Avusturya gibi Avrupa’nın farklı ülkelerinde sosyo-ekonomik nedenlerle düzenlenen ve yüz binlerce protestocunun katıldığı gösterilerde sallanan Filistin bayrağı ezilmişlerin ortak simgesi haline gelmiştir. Amerika’da da İsrail’in Filistin halkına karşı uyguladığı soykırım ve Washington’un verdiği destek beklenmedik düzeyde tepkiye yol açmış; İsrail’in eleştirilmezliğine ilişkin iki parti arasındaki konsensusa ve koşulsuz desteklenmesine karşı halk vicdanı harekete geçmiştir. Ülke çapında yoğun karalama kampanyasına rağmen İsrail'i eleştiren ve koşulsuz Amerikan desteğini reddeden siyasi güçlerin Kongre'ye girmesi, ülkedeki İsrail etkisine derin bir darbe indirmiştir. 2027 başından itibaren Kongre’de İsrail'e yönelik Amerikan desteğinin kapsamlı sorgulanmasının başlanması bekleniyor. Bu sorgulamada Demokratların ilerici kanadı ile Cumhuriyetçilerin America First çizgisi arasında iş birliği ortaya çıkabilir. İsrail’e en büyük desteği veren ABD’deki değişimin sadece kendisiyle sınırlı kalmayacağı, Avrupa ülkelerinde de İsrail karşıtı politikaların hızla devreye gireceği öngörülüyor. Bu değişimin en sert şekilde, ABD gibi en İsrail yanlısı olan Almanya’da ortaya çıktığını görmek muhtemelen hepimizi şaşırtacaktır. İsrail ve Siyonist çevreler; sosyal medya dâhil pek çok iletişim kanallarını kontrol altına almalarına ve küresel bir sansür uygulamalarına, hükümetler üzerindeki nüfuzlarına rağmen Filistin halkına yaptıkları katliamı perdelemeyi, işgal ve soykırımı meşrulaştırmayı başaramadılar. Bütün engelleme çabalarına rağmen Filistinlilerin bağımsızlık mücadelesini dünyanın birinci gündemi olmaktan düşüremediler.
İsrail ve Siyonist çevreler bütün imkân ve kabiliyetlerine rağmen baş edemedikleri devlet dışı bir düşmanla karşı karşıya olduklarını düşünmeye başladılar. Bu, her sahada İsrail ve Siyonist lobinin karşısına çıkan, kıtalararası kampanya yürütebilen, bütün bir dünyanın İsrail ve Siyonizm’e bakışını dönüştüren bir güç merkeziydi. İsrailli analistler, varlığını hissettikleri ancak tam olarak teşhis edemedikleri "makina/mekanizma/küresel etki gücü" olarak tanımladıkları bu gücü, “8.Cephe” olarak adlandırıyorlar. Nitekim bu konuda kafa yoranlardan Jewish Link Ekibi, 9 Nisan 2025’te yayınladıkları “Sekizinci Cephe” başlıklı analizde “En endişe verici olanı Hamas destekçilerinin Amerika Birleşik Devletleri'nde, özellikle genç nesiller arasında elde ettiği başarıdır. En büyük şoklar genellikle en az beklediğiniz yerlerden gelir. Başkan Trump döneminde İsrail, Beyaz Saray'dan güçlü bir destek görüyor. Ancak tüm yönetimler gibi bunun da bir son kullanma tarihi var. Amerikan siyasetinin rüzgârları hızla değişiyor.” değerlendirmesiyle ABD’de 3 Kasım seçimiyle yaşanmakta olan değişimi önceden tahmin etmişti.[i] 7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanarak kamuoyuna ilan edilen Mekke Ortak Savunma Anlaşması (Mekke İttifakı), 8. Cephe olarak adlandırdıkları gücün bu defa askeri olarak İsrail’in karşısına çıkmasıdır. Görünen o ki; İsrail ve Siyonizme tepki olarak ortaya çıkan ABD seçim sonuçları sadece ABD iç siyasetinde ve dış politikasında etkisini göstermekle kalmayacak, domino etkisiyle küresel çapta yayılarak, İsrail’in izole olduğu, uluslararası hukuk tarafından soykırımcı olarak mahkûm edildiği, İsrail’i finanse eden diasporasının da bedel ödediği ve Filistin Devleti’nin BM’de resmen tanındığı bir döneme girilecektir. Dünya Yahudi Kongresi (WJC) Başkanı Ronald Lauder’ın İsrail devleti ve halkına öfkesi bu sonucu görmesindendir. İçinde yaşadığımız dünyada, en ağır silahların ölüm kusan saldırılarına direnen küçücük Gazze’nin tüm dünyanın yönetiliş sistemini, ülkelerin yönetimlerini, küresel uzmanların bakış açılarını alt/üst ettiğini, tüm halkların adalet ve vicdani duygularının uyanışını tetiklediğini, velhasılı bu küçük Gazze’nin direnişçilerinin dünyayı adeta hallaç pamuğuna çevirdiğini ve yeni bir dünya düzenine hazır bir kapı araladığına şahit oluyoruz. Aksa Tufanı ve Gazze olayı bir strateji miydi yoksa Allah’ın dünyaya bir ültimatomu muydu? Belki de Strateji ile Allah’ın lütfu bir noktada bulmuş olmalı ki koskoca dünya bu denli savrulmuş hale gelebilmiş olsun. Ne dersiniz? Bunu zaman içinde göreceğiz.