“Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?
Bu ünlü özdeyiş Ziya Paşa’ya ait… Sanki ABD, yandaşları ve İsrail için söylenmiş… İnsana ve insanlığa çıkarlar doğrultusunda saldırmanın bedeli nasıl ödeniyor, tarih gösterecektir…
20. yüzyılın ilk yarısının sonuna kadar müstemlekeleri üzerinden kültürel ve ekonomik hegemonyaları vasıtasıyla dünyadaki egemenliklerini perçinlemiş olan Avrupa ülkeleri, zaman içinde ABD’nin önce ekonomik sonra da kültürel istilasını kabullenmek zorunda kaldılar.
Kolonyalizm yerini emperyalizme bırakırken, İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika gibi ülkeler ABD’nin belirlenimi altına girip peşine takıldılar…
ABD ise, kendi çıkarları doğrultusunda gözüne kestirdiği ülkenin koşullarına göre üç stratejiyi alternatifli olarak devreye soktu… Ya doğrudan askerî müdahalede bulundu; ya o ülkelerdeki askeri darbeleri veyahut sivil iç savaşlarda bir tarafı destekledi; ya da bir zamanlar NPQ’nun yayıncısı olan, son yıllarda ise adından Noema Magazine ve The World Post genel yayın yönetmeni, aynı zamanda İsviçre Migros tarafından desteklenen siyasi araştırmalar kuruluşu Berggruen Enstitüsü’nün kurucu ortağı ve kıdemli danışmanı olarak söz ettiren Nathan Gardels’ın tespit ettiği gibi “ABD, CIA ya da ordusu ile giremediği yerlere Hollywood ve MTV’yi gönderdi”…