Medya
Maskara mahlûku görün! Tam bir kepazelik
Mahmut Toptaş, kendini medeni, çağdaş, hümanist olarak tanıtan ve bize de yutturanların gerçek yüzlerini bir bir ifşa etti. Toptaş, Milli Gazete’deki yazısında özetle şunları kaydetti:
Medya
Mahmut Toptaş, kendini medeni, çağdaş, hümanist olarak tanıtan ve bize de yutturanların gerçek yüzlerini bir bir ifşa etti. Toptaş, Milli Gazete’deki yazısında özetle şunları kaydetti:
Mahmut Toptaş, kendini medeni, çağdaş, hümanist olarak tanıtan ve bize de yutturanların gerçek yüzlerini bir bir ifşa etti. Toptaş, Milli Gazete’deki yazısında özetle şunları kaydetti:
“Bu dünyada tüketimine ilk başladığımız şey, nefes nimetidir. Fıtratımızda olan iman nimetimizi, kulağımıza okunan ezan ile nakşettiler. Bir gün nefesimiz tükenir ama imanımıza tam sahip olursak bu gözlerle bu dünyada görmediğimiz, bu kulaklarda duymadığımız, bu dillerle atamadığımız, hayal bile edemediğimiz güzel nimetlere kavuşacağımızı ayetler ve hadisler haber vermektedir.
Hepimizin günleri sayılı olduğu gibi benim de gün ve saatlerim, dakika ve saniyelerim hatta saliselerim, rabialarım, hamiselerim sayılı. Her nefesin hakkını vermeye çalışalım. Beynimizi, aklımızı, kalbimizi, ellerimizi, ayaklarımızı ve bütün organlarımızın işleyişini en donanımlı hastanede, en iyi uzman doktorlar gurubuna, “Benim kalbimin atışını, Allah’ın koyduğu kurallar dışında, çağdaş bir şekilde düzenleyin” diyecek bir tek kişi çıkmadığı halde, Bu organlarımızı yaratanın kurallarından bizi uzaklaştırıp kendi kriterlerine göre yaşamaya zorlayan zorbalara, kalbimizi teslim etmediğimiz gibi kalıbımızı da teslim etmemenin yollarını da öğreten Rabbimize olan imanımızı nefesimizden daha fazla korumamız gerekir.
Su tüketiminden, ekmek tüketiminden daha dikkatli olmamız gereken şey nefes tüketimimizdir. Rabbimiz, her şeyi sayılı olarak yaratmıştır. Onun katında yağmur taneleri, kar taneleri, kum taneleri bilinmekte ve yerli yerindedir. Onları yerinden eden doymak bilmez, semirgen ve sömürgenliğini, put insanların kurallarından alanlar, dünyayı ifsat etmektedirler. Yetmiş sekiz yaşımdan gün tüketmeye başladım.
Bu yaşıma gelinceye kadar, polis karakoluna, jandarmaya, savcılığa bir tek dilekçem olmamıştır. Hiç haksızlığa uğramadım mı? Uğradım. Yüzde yüz haklı çıkacağım şeyler de bile, hâkimin kendisine güvenim olduğu halde, elinde tuttuğu adalet terazisinin ayarını Birleşmiş Milletler Beyannamesi ve Avrupa kriterleri yaptığı için, terazisine güvenim olmadığından, kimseden şikâyetçi olmadım.
Bozuk terazinin başına, dünyanın en doğru, dürüst insanını koysanız, her tartışında, haksızlık yapması kesindir. Hakkım geçen her insana hakkımı helal etmişimdir. Ahirette kendi derdime düşmüş, Allah celle celalühten af beklerken bir de mahşer meydanında haksızların peşinde koşamam. O kriterlerine güvendiğimiz, Birleşmiş Milletler’le, Avrupa kriterlerinin ne olduğunu, ne olacağını, bütün hakiki Müslümanlar bilmektedir.
Kandırılmış Müslümanlarımıza da bu Filistin davasında bütün Avrupa yöneticileri ile Birleşmiş Milletler’in kriterlerinin ne olduğunu, Gazze’de iki milyon Müslüman Filistinliden tek canlı çıkmamasını emreden katillerin, soyguncuların, işgalcilerin yanında yer alarak kimliklerini gösteriverdiler.
Önce kâfirlikle kendilerini kirletenler, sömürecekleri insanların beyninin ayarını bozdular, “Kısa yoldan köşeyi dön de ne yaparsan yap” felsefesinin alt yapısını kanunlaştırdılar ve sıra tabiatı kirletmeye geldi.
Yalnız gördüğüne inanan kafirler, Hazreti Adem’den son insana kadar bu tabiatın yetmeyeceğine inandıklarından, israflarını, iştahlarını frenlemek yerine, insanları toplu katliamlarla dengeyi sağlayalım mantığını yaymaya başladılar. Anlayın, kendini medeni, çağdaş, hümanist olarak tanıtan ve bize de yutturanların kriterlerinin iç yüzünü gösterdiler. (…)”