AKİT MENÜ

Gündem

12 Eylül cuntasına Demirel mi yol verdi?

Bundan 44 yıl önce gerçekleşen 12 Eylül 1980 darbesinin Türkiye’ye maddi-manevi faturası çok ağır oldu. 12 Eylül döneminde, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi ise fişlendi. Darbeyle birlikte açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişi asılarak idam edildi. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. Uzun yıllar devam eden davaların önemli bölümünde sonuç alınamadı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi de “sakıncalı” olduğu için işten atıldı. Toplam 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarılırken, darbe sonrası 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirirdi. Bunlardan 144 kişi kuşkulu biçimde ölü bulunurken 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi ‘kaçarken’ vuruldu, 95 kişi 'çatışmada' öldü, 73 kişiye ‘doğal ölüm raporu’ verildi, 43 kişinin de “intihar ettiği” bildirildi. Kültür-sanat ve eğitim alanında, 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesinin işine son verildi. 47 hâkimin de işine son verilen darbe sonrasında, gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girerken, 300 gazeteci saldırıya uğradı. Gazetecilerden üçü suikast sonucu öldürüldü. Gazeteler toplam 300 gün yayın yapamadı. Darbe sırasında Başbakan koltuğunda oturan ve “altı kez gittikten sonra yedi kez gelen”, sonunda da “Cumbaba” olmayı başaran Süleyman Demirel’in, darbe cuntasının oluşmasında önemli “yararlılık” gösterdiğini biliyor muydunuz?

2

Bundan 44 yıl önce gerçekleşen 12 Eylül 1980 darbesinin Türkiye’ye maddi-manevi faturası çok ağır oldu. 12 Eylül döneminde, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi ise fişlendi. Darbeyle birlikte açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişi asılarak idam edildi. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. Uzun yıllar devam eden davaların önemli bölümünde sonuç alınamadı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi de “sakıncalı” olduğu için işten atıldı. Toplam 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarılırken, darbe sonrası 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirirdi. Bunlardan 144 kişi kuşkulu biçimde ölü bulunurken 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi ‘kaçarken’ vuruldu, 95 kişi 'çatışmada' öldü, 73 kişiye ‘doğal ölüm raporu’ verildi, 43 kişinin de “intihar ettiği” bildirildi. Kültür-sanat ve eğitim alanında, 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesinin işine son verildi. 47 hâkimin de işine son verilen darbe sonrasında, gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girerken, 300 gazeteci saldırıya uğradı. Gazetecilerden üçü suikast sonucu öldürüldü. Gazeteler toplam 300 gün yayın yapamadı. Darbe sırasında Başbakan koltuğunda oturan ve “altı kez gittikten sonra yedi kez gelen”, sonunda da “Cumbaba” olmayı başaran Süleyman Demirel’in, darbe cuntasının oluşmasında önemli “yararlılık” gösterdiğini biliyor muydunuz?

3

DEMİREL KENDİ ELİYLE KENDİSİNE DARBE YAPACAK CUNTAYI OLUŞTURDU!/ Muhammet Kutlu’nun 2009 yılında yayımlanan “Gladyo” isimli kitabında, dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in, 12 Eylül cuntasının oluşumuna nasıl katkı sağladığına ilişkin çarpıcı detaylar yer alıyor. İşte o detaylar: Sizi şaşırtmaya devam edelim… Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in, darbeden yıllar sonra, darbeci generalleri suçlarken, 12 Eylül öncesinde de sıkıyönetim ilan ettiklerini, ancak sıkıyönetim komutanlarının, yetkileri olduğu halde terörü önlemediklerini söylemiştir. Burası doğrudur. Ancak aynı Demirel, şunları yapmış, 12 Eylül’e davetiye çıkarmıştır: Ferruh Sezgin’in, “Sistemin İntikamı” adlı eserinde yer alan tespitlere göre, 1977 yılında, Başbakan Süleyman Demirel, orduda çok sevilen ve Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun’u hiçbir gerekçe göstermeksizin re’sen emekli etmiştir. Ne acıdır ki, Namık Kemal Ersun’un darbe hazırlığı içinde olduğu yönünde bir iki haber Amerikan basınında çıkacak, Türk yazar ve tarihçiler de bu haberlerden sonra bu gerekçeye atıfta bulunmaya başlayacaklardır.

4

Namık Kemal Ersun, orduda milliyetçi görüşleriyle tanınan bir generaldi. Ersun’un bir hatası da, Genelkurmay Başkanı olduğunda, o günlerde patlayan ve tüm dünyadaki rüşvet ağları ortaya konulduğu halde Türkiye’de üzeri örtülen Loockeed Skandalı’nın üzerine gideceğini çevresine söylemesiydi. Demirel Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’u re’sen emekliye sevk ettikten sonra, boşalan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na iki aday vardı: Orgeneral Adnan Ersöz ve Orgeneral Ali Fethi Esener. Hangisi kuvvet komutanı olursa, ardından Genelkurmay Başkanlığı’na yükselecekti. Demirel, Ali Fethi Esener’i tercih etti ve kararnamesini Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e gönderdi. Fahri Korutürk ise Adnan Ersöz’de ısrar ederek kararnameyi imzalamadı. Bu inatlaşma, 30 Ağustos tarihine kadar sürünce, hem Ersöz, hem de Esener, görev süreleri bitmiş olduğundan emekli edildiler. Artık, sırada kim varsa o kuvvet komutanı olacaktı. Böylece Ege Ordu Komutanı Orgeneral Kenan Evren Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getiriliverdi. Çok geçmeden de emeklilik sırası gelen Genelkurmay Başkanı’nın boşalttığı makama yükseldi ve Genelkurmay Başkanı oldu.

5

Süleyman Demirel, görünürde, kendi etmiş, kendi bulmuş oluyordu. Ancak bugün bile hala izah edilemeyen noktalar vardı. Koskoca Kara Kuvvetleri Komutanı’nı re’sen emekliye sevk eden Süleyman Demirel, uyarılarına aldırış etmeyen ve teröre karşı hiçbir tedbir almayan bazı sıkıyönetim komutanlarını neden emekli etmedi? Bu soru Demirel’e defalarca sorulacak, o da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün kararnameleri imzalayıp imzalamayacağı hakkında “şüpheleri ve endişeleri” olduğunu söyleyecekti. Bunu söyleyen Demirel, Korutürk’ün görev süresi dolduğunda, kendisine gönülden bağlı İhsan Sabri Çağlayangil aylarca Cumhurbaşkanlığı’na vekâlet ederken de bu komutanları emekli etmeye kalkışmamıştı. Ayrıca, Korutürk, bir Kuvvet Komutanı’nın emekliye sevk edilmesine ilişkin kararnameyi hiçbir sorun çıkarmadan imzalamıştı. Daha düşük rütbelerde olan komutanların kararnamelerinde sorun çıkartacağını Demirel nereden biliyordu? İşte böyle, hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor. Hele Türk siyasetinde hiç olmuyor…