AKİT MENÜ

Gündem

‘Kadına şiddete idam istiyorum’

“Neslin devamı için erkek ve kadının birbirine bağlı ve bağımlı olması gerekiyor. Modernite, kadını erkeğe, erkeği de kadına karşı özerkleştiriyor; çatışma meydana getiriyor” diyen Sosyolog Ali Bulaç, “Ben kadına yönelik şiddet ve cinayetleri savunmuyorum

Güncelleme Tarihi:

SÖYLEŞİ: FAHRETTİN DEDE
FOTOĞRAFLAR: KORAY TAŞDEMİR

Geçtiğimiz hafta yazdığı bir yazıyla Türkiye’nin gündemine oturan sosyolog-yazar Ali Bulaç, günlerdir feministlerle aynı kulvardaki kesimlerin hedefinde... Bazı yayın organlarının da manşetten saldırdığı Bulaç ile ‘kadına şiddet’ vakıalarını konuştuk. Liberal ve sosyalist düzenin yaptığı tahribattan İslam’ın ideal ‘kadın’ anlayışına kadar pek çok konuyu konuştuğumuz o söyleşi:
- Kıyametin kopmasına sebep olan yazınızın hemen ardından Akit’e verdiğiniz demeçte “Toplum çürüyor, bitiyor” dediniz... Türk toplumunun halini bir sosyolog gözüyle anlatır mısınız?
- Bizim tarih görüşümüzde gün dönümü gibi tarih gündönümü vardır. Şafak vaktinde Hazreti Adem, kuşluk vaktinde Nuh (as), öğle vaktinde İbrahim (as), Efendimiz (sas) de ikindi vaktinde dünyaya geldi. Zamanın sonunda olaylar hızlanır. Maddeyi yukarıdan aşağıya bıraktığınızda dibe yaklaştıkça hızlanması gibi, kıyamete yakın da olaylar konsantre hale gelir. Kıyametin kopması demek, yerin başka yer ve göklerin başka gök olduğu kozmik bir altüst oluş halidir.
ERKEK VE KADIN, BİRBİRİNE
BAĞLI VE BAĞIMLIDIR
- Peki Kıyamet’in kopuşunda insanın rolü var mıdır?
- İnsan şu anda kendisiyle beraber yeryüzündeki dengeyi de bozuyor. İnsanın gezegenin selametini koruyabilmesi için barış düzenini sağlaması gerekiyor. Bugün insan; kendisi, diğer insanlar, tabiat ve de Allah ile bir çatışma halinde yaşıyor. Bugünkü kadın ile erkek arasındaki çatışma gezegenin geleceğini tehdit altında tutuyor.
Çünkü bu gezegende canlı hayatın devam edebilmesi için eşref-i mahlûkat olabilen alemdeki biricik insanın neslini devam ettirmesi gerekiyor. Neslin devamı için de erkek ve kadının birbirine bağlı ve bağımlı olması gerekiyor. Halbuki modernite, kadını erkeğe, erkeği de kadına karşı özerkleştiriyor. Bağlılık ve bağımlılığı kaldırıyor; çatışma meydana getiriyor. Çatışmanın olduğu yerde aile olmaz. Aile dağıldığında yerine ikame edebileceğiniz bir alternatifiniz yok... Bu konseptte kadını evinin dışına çıkarmak, fıtratıyla oynamak, kaldıramayacağı yükleri yükleyip erkekle çatıştırmak liberal iktisat politikasının da ana muharrik unsurudur. Ancak bu şekilde büyüme ve motivasyon devam ediyor. İşte benim itirazım da bunadır.
CUMHURİYET; AİLEYİ, TOPLUMU
VE GELENEĞİ YENİDEN DİZAYN ETTİ
- Peki bu çöküş hangi aşamalarla yaşandı Türk toplumunda?..
- Reform, inkılap ve devrim adına neler yapıldıysa, Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet aşamalarından geçilerek yapıldı. Bu sürecin anlamı Osmanlı İslam dünyasını bir galaksiden alıp başka bir galaksiye taşımaktır. Bu çerçevede ailenin, toplumun ve geleneğin yeniden dizayn edilmesi öngörülüyordu. Hukuktan diğer noktalara kadar bu pek çok aygıtın temel göreviydi.
SOSYALİZM, KADINI EN AZ
KAPİTALİZM KADAR SÖMÜRDÜ
- Sosyalizm ve kapitalizmin kadına bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Birbirine zıt bu iki ideoloji kadına bakıştaki ıskalamada ortak noktada mı buluşuyorlar?
- Sosyalizm veya Marksizm, kapitalizmin içinde ona bir tepki olarak ortaya çıktı. 8 aylık hamile kadını, erkeğe verdiği ücretin yarısıyla günde 16 saat çalıştıran bir kapitalist düzende kadının isyanıyla feminizm doğmuştur. Kadını ekonomik düzene iten liberal piyasa düzeni olmuştur. Sosyalizm de bu manada kapitalizmden geri durmamıştır. Sovyet döneminde Doğu Avrupa ülkelerinde iç piyasada çalışanların yüzde 45-50 kadarı kadınlar idi. Doğu Avrupa ülkelerinde inşaat şantiyelerinde çalışan, parke taşları döşeyen kadınlar gördüm. Nitekim Sovyetler çökmeden önce bunun sürdürülebilir bir düzen olmadığını gördü ve Gorbaçov, son konuşmasında kadının tekrar eve dönmesi gerektiğini söyledi.
BATI KADINI, KADINLIĞINI KAYBETTİ
- Kadın ve evi bir arada mı düşünmeliyiz?
- Kadına çalışma misyonu yüklediğiniz zaman bir defa evin dışına çıkıyor, ikincisi iş piyasasında erkeklerle rekabet ediyor ve dolayısıyla da erkekleşiyor. Kadınsı duygularını kaybediyor. Bu da erkeğin kadına ‘kadın’ olarak ilgisini azaltıyor. Efendimiz (sas)’in “Erkekler kadınlaşacak, kadınlar erkekleşecek” buyurması gibi kadınlar artık pantolon giyiyor. Çünkü iş piyasasında pantolon daha rahattır. Fakat kadını kadın yapan eteğidir, fistanıdır, entarisidir. Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde erkeklerin Uzakdoğu kadınlarına aşırı ilgi göstermesinin esas sebebi budur. Artık, Batı kadını batı erkeğine hitap etmiyor, çünkü erkek onu bir kadın olarak görmüyor. Bu, ‘kadın çalışır mı çalışmaz mı’ konusu değildir. Kadın, gerektiği zaman elbette ki çalışacaktır. Sorun bambaşkadır. Ve bu sorunu da İslamiyet’i referans alarak çözebiliriz.
ABD’DE KADINA ŞİDDET
TÜRKİYE’DEN FAZLA!
- Melih Aşık, özetle “Müslüman olmayan toplumlarda kadına şiddet daha az” diyor. Nasıl açıklarsınız?
- Doğru değil bu... Bugün ‘kadına şiddet’ olayları bütün dünyada var. Kadına karşı şiddetin dünya ölçeğinde en yüksek olduğu ülke yüzde 46’lık oranla Almanya’dır. Amerika’daki şiddet olayları da Türkiye’den çoktur. Medya, Türkiye’deki bütün erkekleri kadınlara şiddet uygulamak üzere harekete geçmiş birer kişi olarak gösterdiği için biz de böyle algılıyoruz. Nitekim Avrupa’nın en fazla trafik kazası olan ülkesi Türkiye olarak bilinmesine rağmen, İspanya’dır. Bu, İspanya’da ülkeye az turist gelmemesi için haber yapılmaz. Bizde bu cinayetler her gün haber yapılır. Ve pornografik olarak anlatılır.
İBRET-İ ALEM
OLSUN DİYE...
- Hatırlarsınız, sizi hedef gösteren Habertürk de öldürülmüş bir kadının bedenini kanlar içinde sürmanşetten yayınlamıştı...
- Tabii tabii, provokatif bir habercilik örneğiydi. Zaten “Bu kafa” dedikleri de 28 Şubat’ın manşetidir. O süreç de öyle işlemişti. “Bu kafa, bunları ezmek lazım, bunlar gerici”... Bir şey söyledim ben, sen ona cevap ver. Ona yanaşmıyor. Konunun bu şekilde ele alınması da resmi ideolojidir. Küresel güçler bunu bu şekilde görmelerini istiyorlar. Bir başka şey, televizyonlarda intihar haberleri çoğaldıkça toplumda da cinayet olayları artıyor. Terör haberciliği de buna benzerdir. Ben kadına yönelik şiddet ve cinayetleri savunmuyorum. Ama onlar da kadına şiddetin önlenmesinde samimi iseler idamın geri getirilmesini istiyorum, buna destek versinler. Şimdi hepsi karşı çıkacaklar. Burada riyakârlık var. Niye, çünkü Avrupa Birliği istemiyor. Adam iki çocuğunu, karısını, kayınvalidesini öldürmüş. Neden bunu idam etmiyorsun? Bu adam zaten yaşama hakkını kaybetmiş; Allah’ın verdiği canları almış. İbret-i alem olsun diye bunu öldürmen lazım. Ben konunun felsefi, sosyolojik ve dinî yönüyle alakadarım. Bu konuyu ciddi manada masaya yatırmak lazım.
Muhafazakâr kompleksi
YENİDEN kritik etmeliyiz!
- Türkiye’de AK Parti ile muhafazakâr ideolojinin kutsandığını görüyoruz. Siz de “Dini, geleneği ve aileyi sol, liberal ve laiklerden çok daha etkin biçimde tahrip eden muhafazakârlar...” diye başlayan bir cümle kurmuşsunuz. Ne demek bu?
- Maalesef bu politikalar, Marksistler’den CHP’den, Kemalistlerden gelse idi şiddetli bir tepki ile karşılaşırdı. Fakat bizim içimizden çıkanların uyguladığı politikalar sanki bizim kabul ettiğimiz değerler gibi algılanıyor. Boşanmaların artması, kadına şiddet, ailede huzurun kalmaması ortada... Hükümetin de bu işi kendi inisiyatifi ile yaptığını zannetmiyorum. AB ve küresel güçler, önlerine program koyuyor ve onlar da bu programları uygulamak zorunda kalıyor. Hükümeti etkisi altına alan dışarıdan fonlanan çok kuvvetli lobiler var. Kadın dernekleri hükümet üzerinde hegemonya kurmuşlar. Hükümetimizi ikna olmaya iten nokta “Biz muhafazakârız, gerici değiliz.” Maalesef bizde böyle bir kompleks var. Bu muhafazakâr mantığı yeniden kritik etmeliyiz.
ANNE ÜZERİNDE
ÇOCUĞUN HAKKI VAR!
- Sizin fikirlerinize karşı olanların bir tezi var mı?
- Bize muarız olan arkadaşlar zannediyorlar ki, biz muhafazakâr bir tepki gösteriyoruz. Hayır!.. Bugün bazı Batı ülkelerinde bile Türk dizilerine karşı çıkılıyor. Televizyonlarımızdaki dizilerde çarpık cinsel ilişkiler, aldatmalar vurgulana vurgulana; anormal olan, norm haline geldi. Toplumu buna karşı koruyacak olan ancak ailedir. Kur’an’da “Ey peygamberin kadınları evlerinizi karargâh edinin” buyuruluyor. Kadının birinci görevi annelik ve ev hanımlığıdır. Vakti, imkânı varsa çıkıp dolaşır, dernek faaliyeti ile ilgilenir, çalışır. Kadın çalışacak ise, evin düzenini altüst etmemesi gerekiyor. Çocuğun anne üzerindeki hakkı kadının çalışabilme hakkından daha fazladır. Sen çocuğu alıp kreşe verdiğin zaman onun hakkını ihlal ediyorsun.
- Bir de sosyolojik konuları İslamî zeminde tartıştığınız zaman itiraz yükseliyor...
- Referansımızın din, modelimizin gelenek, kurumun da aile olması gerekiyor. Küresel trendde hem din, hem gelenek, hem de aile; itibarsızlaştırılıyor ve referans alınmıyor.

 

Hz. Hatice’yi de Hz. Aişe’yi de bilmiyorlar!
“Evi ve ev hanımlığını değersizleştiriyor ve itibarsızlaştırıyorlar. Bu çok önemli... Bir de referansları yanlış kullanıyorlar. Hazreti Hatice validemiz ticaretle uğraşıyordu ama parasını ticarette değerlendiriyordu. Sabah evinden çıkıp akşama kadar Mekke pazarlarında dolaşmıyordu. Hiç bir kervana da katılmamıştır. Kadının akşama kadar mesai yapması farklıdır, Hazreti Hatice’nin çalışması farklıdır. Hz. Aişe validemiz de neyi öğrendiyse Efendimiz’in eli altında öğrendi. Yani, evde öğrendi.  Mesela bir de Hz. Fatıma annemiz vardı. O da evinde Ehl-i Beyt’e bakmıştır.”


 

Yorumlara Git

Başkan Erdoğan'dan 'Süper Kupa' tebriği

Abdurrahman Uzun Fatih Erbakan’a ateş püskürdü: "Siyaset buysa ben bu siyasetin içine tüküreyim!"

Halep’e güle oynaya gelen teröristler sert kayaya çarptı!

ABD uşaklarının hazin sonu: ABD "Ağabeyleri" PKK'yı kapı dışarı etti! Afganistan sahneleri Suriye'de tekrarlanıyor

Şanlıurfa'dan acı haber! Gaz patlaması sonrası ölüler var