AKİT MENÜ

Gündem

Prof. Dr. Cağfer Karadaş Hoca'dan cevap geldi

Yeni Akit’in “Laikçi eğitimin faturası Yüce kitap Kur’an’ın mealine kesilmemeli! Diyanet üyesinden ateizm ve deizmle ilgili üzen sözler” başlıklı ve laik eğitim sisteminin yanlışlarının ele alınmakla beraber, Diyanet işleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Cağfer Karadaş Hoca'ya yönelik herhangi bir art niyetin olmadığı haberine ilişkin Karadaş'tan cevap geldi.

Güncelleme Tarihi:

Diyanet işleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Cağfer Karadaş’ın Kur’an-ı Kerim’in meallerinin yetersiz olduğu gerekçesiyle gençlerin atezim ve deizme yöneldiğini ilişkin açıklaması sonrası Yeni Akit, “Laikçi eğitimin faturası Yüce kitap Kur’an’ın mealine kesilmemeli! Diyanet üyesinden ateizm ve deizmle ilgili üzen sözler” başlıklı bir haber yayınladı. Tamamen laik eğitiminin eleştirildiği ve Prof. Dr. Cağfer Karadaş Hoca’ya karşı herhangi bir art niyet amaçlanmadan hazırlanan haberimize ilişkin yeni bir açıklama geldi. Karadaş Hoca, kaleme aldığı yazısında konuya ilişkin görüşlerini sıraladı.

Karadaş kaleme aldığı makalede şu ifadeleri kullandı:

“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat”

Dertli olmakla deli olmak arasında ince bir çizgi var. O yüzden dertliyle deliyi ayırt etmek bir hayli zor. Ama dertliye deli muamelesi çekmek de bir o kadar kolay. Hele bir de bakan, görmekten mahrumsa, dert sahibi değilse, dertliyle dertleşmemişse, uykusunu bölüp kalkmamışsa, dertlinin yanında durmamışsa, dertliyle hemhal olmamışsa…

Böylelerinden o inceliği ve ince ayrımı beklemek beyhude can sıkmak.

Bunlar, dertliyi alırlar, delinin yanına koyarlar, üstünde bir de kara çalarlar, düğüm atıp boğum yaparlar, hem alırlar hem satarlar, anında piyasa yaparlar, bozuk para gibi harcarlar, boşa atarlar, boşluğa kaçarlar…

 Ne deyim, kime deyim? Ne ortada denecek bir şey, ne de söz söylenecek bir kimse olmayınca ben ne edeyim?

Biri dert edinmiş,

Bir şey söylemiş.

Öyle ya da böyle,

Sen daha iyisini söyle!

Söylemez. Nasıl söylesin ki? Söylemek için düşünmek, düşünmek için dert edinmek, dert edinmek için dertlenmek gerek. Düşmek için olmak, taşmak için dolmak, pişmek için yanmak gerektiği gibi…

Yemeden içmeden kabız olanlar

Yağız ata binmeden yavuz olanlar

Damara girmeden nabız olanlar

Atarlar tutarlar sen yoluna bak…

Biz yolumuza bakacağız. Yolu yordamıyla tutacağız. Yoldan çıkmadan, yolda olana dokunmadan, kaçana göçene aldırmadan, kimseye saldırmadan, saldırandan yara almadan; işaret ve işaretçilerine uyarak, hakkı duyarak, hakikati koruyarak; düşeni kaldırarak, düşkünü taşıyarak; haklının yanında haksızın karşında, kalsak da bir başımıza…

Eee… Müslümana düşen bu değil midir? Ne demiş şair:

“Yol O’nun varlık O’nun gerisi hep angarya

Yüz üstü çok süründün ağa kalk Sakarya!”

Ama ayağa kalkmanı istemez, bir düşman bir de gaflet erbabı. Artlarına koymazlar ellerinden geleni, çevirirler aleyhine hem dolabı hem dümeni.

Akit diye süsleyip aleyhine düğüm atarlar. İşlerine gelmedi mi oracıkta satarlar. Dün bir türlü isim, bugün tersini takarlar, sen dert edin uykuların kaçsın onlar horul horul yatarlar…

Neydi işin aslı?

Ateistler-deistler Kur’an çevirilerini önlerine koymuşlar, kimisi çarpıtma kimisi uydurma kimisi de ipe sapa gelmez soru adı altında bir sürü saçma sapan cümleler kurmuşlar.

Biz de dert edindik bunlara bir cevap hazırladık. Tanımadığım ama eğitim camiasının içinde olduğunu tahmin ettiğim bir kardeşimiz de cevapları okuyup dert edinmiş bir yorum yapmış. İzlenimlerini, gözlemlerini, tecrübelerini birkaç cümle ile ifade etmiş.

Birileri yememişler içmemişler, koşmuşlar meydana, başlamışlar vaveylaya, saldırmışlar bir o yana bir yana, bulamayınca bir şey başlamışlar kendileri çalıp kendileri oynamaya…

Ne demiş yorumunda eğitimci dostumuz? Hep birlikte okuyalım:

   ‘Hocam ateist ve deistlerin temel argümanları şu anda felsefi olmaktan ziyade Kur’an çevirileri üzerinden oluşmaktadır. Meal çevirisi, bağlamı tam veremiyor. Bu konuda Diyanet’in ve ilahiyatların ortak bir çalışma yapmasının çok yerinde olacağını ve rüzgârı tersine çevireceğini düşünüyorum. Din kültürü öğretmenleri Diyanet’ten ücretsiz meal isteyip öğrencilere dağıtıyorlar. Öğrenciler okumaya başlayıp anlamlandırma sorunu yaşadıklarında kafaları karışıyor ve işte bu akımlara yönelebiliyorlar. Şu anda bizim en temel sorunumuzun, âcizane bu konu olduğunu düşünüyorum’.

Şimdi de bunları tek tek ele alıp aklımızı da başımıza alıp inceleyelim:

Birincisi, Ateistlerin argümanı felsefe değil Kur’an çevirileri

Peki, o yüz soruyu ateistler felsefe kitaplarına bakarak mı yoksa Kur’an çevirilerden yola çıkarak mı hazırladı? Zahmet edip o soruları bir okuyun lütfen!

İkincisi, mealler bağlamı vermiyor. Yani ayetlerin siyak ve sibakı gözetilerek tam bir çeviri yapılamıyor. Her meal, yorumlardan bir yorumu verebiliyor ancak.

Bunun neresi yanlış? Biz demiyor muyuz, hiçbir meal Kur’an değildir? Meal ancak Kur’an’ın yorumlarından bir yorum olabilir. O ehlinin elinden çıktıysa ve doğru yapıldıysa!

Üçüncüsü, Bu konuda Diyanet’in ve ilahiyatların ortak bir çalışma yapmasının çok yerinde olacağını ve rüzgârı tersine çevireceğini düşünüyorum.

Ne güzel demiş işte: Allah aşkına bir araya gelin de bir iş yapın, rüzgarı tersine çevirin!

Bizim sorunumuz ne? Bir araya gelememek. Hatta gelmemek için engeller koymak. Gruplaşmak, trip atmak.  Birbirimize sataşmak, sataşacak kimse bulamayınca gölgemizle kavgalaşmak. Aynaya bakın da, üç cümlelik bir yorum karşısında ne hallere düştüğümüzü bir görün hele!

Dördüncüsü, Din kültürü öğretmenleri Diyanet’ten ücretsiz meal isteyip öğrencilere dağıtıyorlar.  Diyanet İşleri Başkanlığımız hizmet olsun diye meal gönderiyor, din kültürü öğretmenlerimiz de aman çocuklar okusun diye meal dağıtıyorlar. Bunlar güzel hizmet. Gel gör ki, bu mealler Kur’an’ı tam yansıtamayınca ve inanç karşıtlarının vesvesesi de bunlara eklenince gençlerin zihinleri karışabiliyor.

Bi durup azıcık düşünmeli değil mi? Saldırmak yerine buna bir çözüm üretmek gerekmez mi?

Ya iyi bir meal yapacaksınız açıklamaya ihtiyaç duymayan ya da iyi bir öğretmen yetiştireceksiniz karışan zihinleri durultan, karmaşıklığı çözen, bulanıklığı gideren.

Kim yapacak bunu?

Tabi ki, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakülteleri.

Topu taca atmanın, minderden kaçmanın, güreşe çıkmadan havlu atmanın, iş görünce sıvışmanın yolunu aramayalım. Bu iş, Diyanet ve İlahiyat camiası olarak bizim görevimiz ve boynumuzun borcu!

Kafa konforumuz bozulmasın, keyfimiz kaçmasın, neşemize dokunulmasın diyorsanız, size diyeceğim hiçbir şey yok! Ama mahşer yerinde kaçacak yer de yok bilesiniz!

Beşincisi, Bunlar kimi zaman kimi gençlerin ateistlerin vesvesesine kapılmasına sebep olabiliyor.

Bu tespite katılmayabilirsin. Oturursan fildişi kulende, rahat kanepende, kahve elinde, bir melodi dilinde, keyfin yerinde; etraf yanmış bitmiş senin neyine…

Biz neyin derdindeyiz birileri neyin peşinde…

Evet, “Kur’an’a inanmamanın 100 nedeni” başlığı altında ateistlerin ve deistlerin ortaya attığı vesveselere yönelik bendenizin kendi çapımda “Ateist ve deistlere güvenmemenin 100 nedeni” diye cevap yazmamın iki sebebi vardı: Bunlar meydanı boş bulmasınlar ve gençlerimiz de bu vesveselere karşı bağışıklık kazansın ve kapılmasınlar.

Tekeden yağ çıkartmaya çalışan gayretkeş dostlar! Haydi görelim, siz de bir şey yapın! Hatta daya iyisini yapın!

Yorumlara Git

Yeni Parti logosu gündem oldu! Sosyal medyada "Yeni Rakı" benzetmeleri

Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş: Ayasofya’dan yankılanan ezan umut aşılamaktadır

Fatma Kaplan Hürriyet sarı madenleri kapmış! İzmit Belediyesi’nde “3 kilo altın”lı rüşvet çarkı

Emeklilere bugün ödeme günü! Zam farkları hesaplara yatırılıyor

Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişme! 3 şüpheli adliyeye sevk edildi