Gündem
'Bu ABD'ye nasıl güveneceğiz?'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şili, Peru, Ekvator, Senegal programı dönüş yolunda gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Suriye krizinden terörle mücadeleye, Batı’nın ikiyüzlü tavrından Rusya krizine, Başkanlık sisteminden İsrail’le ilişkilere kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, Türkiye’nin kararlılıkla hedeflerine yürüyeceğini söyledi.
SERDAR ARSEVEN / ANKARA - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şili, Peru, Ekvator, Senegal programı dönüş yolunda gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Suriye krizinden terörle mücadeleye, Batı’nın ikiyüzlü tavrından Rusya krizine, Başkanlık sisteminden İsrail’le ilişkilere kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, Türkiye’nin kararlılıkla hedeflerine yürüyeceğini söyledi.
BAŞKANLIK İÇİN KAMUOYU OLUŞTURACAĞIZ
Başkanlık sistemi ve Yeni Anayasa konusuna değinen Erdoğan, “Bu konu ile ilgili olarak parlamentoda yapılacak olan çalışma aslında Türkiye’de bu konuyu düşünen bütün kesimler için aydınından, medya organlarına, STK’lara varıncaya kadar hepsine adeta bir işaret fişeği olacaktır. Siyaset ne düşünüyor, siyasetin dili nedir, buraya katılan temsilciler ne gibi bir çalışma yürütüyorlar. Bunlar maddeler görüşüldükçe ortaya çıkacaktır. Bütün yazılı ve görsel medya sayesinde kamuyla paylaşılacak. Bu konuda kamuoyu oluşmasının, kamuoyunu oluşturacak bütün kesimlerin kendi düşüncelerini daha da olgunlaştırmalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Zira kimse benim düşüncem dört dörtlük doğrudur diyemez. Şahsım da dahil olmak üzere. Nitekim hep birlikte yürütülecek çalışmalar neticesinde sürecin en iyi biçimde taçlandırılacağına inanıyorum” dedi
MASUMLARI KORUMAK ZORUNDAYIZ
Suriye’den gelecek yeni bir göç dalgası ihtimaline ilişkin bir soruya cevap veren Erdoğan, “Halep’in bir bölümünde rejim orayı kesmiş durumda, koridorun güneyinden kuzeye geçiş şu an itibarı ile mümkün değil. Türkiye tehdit altındadır. Bunlar kapımıza dayanmışsa, başka çareleri de yoksa, gerekirse bu kardeşlerimizi yine almak zorundayız, alacağız. Rusya’nın ‘TSK hazırlık içerisindedir’ iddiasına gelince. Aslında Rusya’ya sormak lazım; senin ne işin var Suriye’de? Şu anda adeta işgalcisin, sen devlet terörü estiren bir kişiyle beraber hareket ediyorsun, 400 bin kişinin katiliyle beraber hareket ediyorsun, sivilleri öldürmeye devam ediyorsun. Türk askeri asla o tür eylemler içinde olmamıştır. Türkiye, orada 911 kilometrelik sınırıyla tehdit altında, elbette tedbirini alacak. Türkiye sadece tedbir alıyor, Rusya ise taarruzda. Bu nedenle Rusya’nın o tür şeyleri konuşmaya hakkı yok. Kaldı ki orada bizim soydaşlarımız da var. Ey Rusya, senin burada sınırın mı var, soydaşların mı var? BM Güvenlik konseyinin 2254 sayılı kanunun bir an evvel işletmesini bekliyoruz, o adımın atılması lazım, silahların susması lazım, göçmenlerin korunması adımlarını atması lazım. BM güvenlik konseyi ağır hareket ediyor. Başta ABD olmak üzere, Fransa, İngiltere, Almanya, Katar, Türkiye hep birlikte hareketle bu masum insanları korumak zorunda” şeklinde konuştu.
AB’NİN HENÜZ KATKISI YOK
Mülteci sorunuyla ilgili Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye yapacağı ziyareti değerlendiren Erdoğan, “Pazartesi kendisiyle Ankara’da görüşeceğim. Sayın Başbakan da görüşecek. Ana başlık büyük ihtimalle mülteciler sorunu. Yapılan donörler toplantısında verilmiş 10 milyar Euro’luk bir sözden bahsediyorlar. Daha önce Türkiye’deki Suriyeliler için kullanılmak üzere 3 milyar Euro sözü var… Daha bunlardan en ufak bir şey Türkiye’ye yansımış değil. Bütün bunları görüşme şansımız olacak diye düşünüyorum” dedi.
GÜVENLİ BÖLGEDE ISRARCIYIZ
Türkiye’nin ‘güvenli bölge’ önerisiyle ilgili herhangi bir gelişme olup olmadığına ilişkin bir soruya da Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle cevap verdi: “Benim bu düşüncemi G-20 ülkelerinin tamamına yakını biliyor. Hepsiyle tek tek görüşmelerim oldu. Terörden arındırılmış güvenli bölge, bunun yanında uçuşa yasak bölge düşüncelerimi hepsine aktardım, hepsi olumlu sözler söyledi ama dönüş henüz olmadı. Sayın Merkel ile paylaşacağız, önümüzdeki günlerde Sayın Obama’yla telefon görüşmesi de yapabilirim. Biz koalisyon güçleri olarak bir adımı attıysak arkasını getirelim. Arkası gelmeyecek bir adımı niye atıyoruz? Biz bir taraftan arkasını getirmezken, terör estiren Esed rejimi ile Rusya ve İran adımlar atabiliyorlar. Bunları görmemiz lazım. Burada terörden arındırılmış bölge konusunda, kilometresine varıncaya kadar ABD ile mutabıkız. “Bu bile azdır” dedim Sayın Obama’ya; biz bunu büyütebiliriz. Suriye sınırı dahilinde güvenli bölgede üst yapısı ve alt yapısı ile bir şehir kurabiliriz. Bu adımı atmanın çok faydalı olacağını düşünüyorum.”
ÖLENLER MÜSLÜMAN...
Erdoğan, Batı’nın Suriye konusundaki tutumuna ilişkin de şunları söyledi: “Kimse bize ‘Doğru değil’ demiyor; tam tersine, hepsi ‘Haklısın’ diyor. Ama önemli olan hak vermek değil, hakkı teslim etmek, gereğini yerine getirmektir. Orada insanlar acımasızca öldürülüyor. 400 bin insan katledildi, tarih katledildi, ölenler Müslüman, yok olan İslam tarihi. İran’ın tutumunu anlamakta zorlanıyorum, bir şey söylediğimiz zaman da güceniyorlar. Burayı niçin mezhep savaşına kurban ediyoruz.
DÜŞMANLARIMIZA SİLAH VERİYORLAR
Yaşanan acılardan dolayısıyla Türkiye’nin dertli olduğuna da değinen Erdoğan, “Avrupa dertli değil, işi ucundan tutuyorlar. Bizdeki PKK terör örgütünün hücrelerinden çıkan silahlarda, Rusya’nın var, ABD’nin var, Batı’nın var. Nereden geliyor bu silahlar? PYD’nin durumu ortada. ‘Yapmayın, bunlara göndereceğiniz silahların bir kısmı da DAİŞ’e gidecek’ diye uyardık. Şimdi en modern silahlar DAİŞ’in elinde. Biz stratejik müttefikiz, biz bu silahların bazılarını almakta zorlanıyoruz. Dost dediklerimiz gereğini yapmıyor. Biz de bu dostlarla görüştüğümüzde kendilerine açık açık söyleyeceğiz. Tabii çok samimi davranan dostlar da var” diye konuştu.
BU ABD'YE NASIL GÜVENECEĞİZ
Suriye’deki mevcut durumu da değerlendiren Erdoğan, şöyle devam etti: “Daha önce de ifade ettiğimiz gibi hassasiyetlerimizin olduğu konular var. Irak’ta düşülen hataya Suriye’de düşmek istemiyordum. Ben 1 Mart tezkeresinin yanındaydım, karşı olanlar bunu söylemediler. Birileri de gizli kulisler yaptılar. O insanların kimler olduğunu sizler araştırır bulursunuz. 1 Mart tezkeresinde Türkiye Irak’ta olsaydı Irak’ın durum böyle olmazdı. 1 Mart tezkeresinde çıkacak netice Türkiye’yi masaya getirecekti. O zaman Bush, benle yaptığı görüşmelerde bir ricada bulundu. Ama maalesef biz kendi arkadaşlarımızın yanlışıyla baş başa kaldık. Sonra göreve geldim, başbakan oldum, tekrar ricada bulundu ve tezkere geçti ama o zaman da Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimiz bizim oraya girmemizi istemediler. Biz de dedik ki istenmediğimiz yere girmeyiz. Ufku görmek çok önemli. Şimdi Suriye’de de, bu iş ancak bir yere kadar böyle gider.”
Bölge halkının HDP’li vekillere tepki göstermesini de değerlendiren Erdoğan, “Olayın ayrıntılarını henüz almadım. Ama şunu biliyorum; benim Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerimin, oradaki halkın o milletvekillerine borcu yoktur, tam aksine alacağı vardır. Zira o vekillerin, Kürt halkına, Güneydoğu’ya zarardan başka bir şeyleri olmamıştır. Kan, ölüm götürmüşlerdir. Başka hiçbir şey vermemişlerdir. Güneydoğu halkı hem topraklarına hem de özgürlük mücadelesine sahip çıkacaktır. Bunun önündeki en büyük engel o dediğiniz kişilerdir” dedi.
“PYD bir terör örgütüdür. YPG bir terör örgütüdür. PKK ne ise PYD odur” diyen Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunu bütün uluslararası örgütlere taşıyacağız. Taşımadığımız her an bizim için kayıptır. Terör örgütü olarak ilan edilmesi için adımlar atılmazsa, geç kalırız… Ve bakın, Biden yanında bir yardımcısı ile geldi. Daha önce Sayın Obama’nın yanında da adı geçen bir ulusal güvenlik temsilcisi. Cenevre temsilcilerinin olduğu dönemde PYD gelemiyor, o kalkıyor, Kobani’ye gidiyor. Kobani’de sözde bir generalden plaket alıyor. Biz nasıl güveneceğiz. Ben miyim senin ortağın yoksa Kobani’deki teröristler mi? Bu meselelerin mücadelesini hep birlikte vermek durumundayız.”
İMRALI SÜRECİN MUHATABI OLMAMALI
Çözüm süreci ile ilgili sorulara da cevap veren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ‘Çözüm süreci buzdolabındadır’ dedim. İmralı hiçbir zaman hükümetin bir muhatabı olamaz, kesinlikle olmamalıdır da. İmralı ile devletin çeşitli kurumları, başta Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere görüşebilir; sadece onla değil başkaları ile de görüşülebilir. İstihbaratçının görevi budur. Mesela milletvekillerine müsaade ediyorduk, gidiyorlardı. Ama daha sonra dedim ki arkadaşlara, kesinlikle milletvekillerinin de gitmemesi lazım. Bundan sonra milletvekillerine kesinlikle müsaade edilmemesi lazım. Müsaade edildi de ne netice aldık? Bunların şov yapmasına fırsat vermenin bir anlamı var mı? Şimdi, Leyla Hanım… Tamam bunu konuştuk ama, önce git yemin et! Milletvekili olmanın tescili yemindir. Yemin ettikten sonra, herhangi bir pazarlık kaydı olmaksızın benden bir randevu istersen, başbakanlığımda nasıl yaptıysam burada da kabul ederdim. Ama hem yemin etmeyeceksin, hem de gazetelerdeki haberlere yansıdığı kadarıyla bazı şartlardan söz edeceksin. Bu olmaz. Cumhurbaşkanlığı makamına uygun bir tavır değil bu.”
İSRAİL ÖNCE 3 ŞARTI YERİNE GETİRMELİ
Türkiye ile İsrail ilişkilerine dair bir soruyu da Erdoğan şöyle cevapladı: “İsrail meselesinde bütün samimiyetimizi koruduk. Biz ne dedik; Bir özür, iki tazminat, üç ambargonun kaldırılması. Özür noktasında Sayın Obama’nın devreye girmesiyle bu sağlandı. Tazminatta da bir yere gelindi. Ambargoya gelince, ambargonun içeriği var. Bir, Filistin’in ciddi bir enerji sıkıntısı var. Bu enerji sıkıntısı noktasında, Türkiye referanslı olabilir, enerji üreten bir gemi ile Gazze’ye enerji verilmesini sağlamak… İki, bununla birlikte iletim hatlarının kurulması lazım, bu hatların inşasına müsaade etmek. Üçüncü önemli sıkıntı, ciddi su sorunu var orada, onun için sondaj çalışmaları denizden arıtma suretiyle su temini. Dört, bunun şebekelerinin kurulması. Bunun dışında hastanelerin şu anda bir tanesini bitirdik. İnşaat malzemesi filan aklınıza ne gelirse. Dünyanın değişik yerlerinden de gelebilir, bunu İsrail kabul etmiyor. Kızılay, Kızılhaç başka ülkelerden gelenleri nasıl topluyorsa, madem bize güveniyorsunuz, inşaat malzemelerini, giyim vesaire bütün malzemeleri biz damgamızı vuralım, mesuliyetini alalım ve gösterilen giriş kapılarından buralara sokalım.”
SİSİ İLE GÖRÜŞME ŞARTI
Mısır’la ilişkilere de değinen Erdoğan, “O konu ile ilgili benim tavrım net. Mursi ve arkadaşları başta olmak üzere idamlarla ilgili kararlar gözden geçirip kaldırılmadıktan sonra, ben Sisi ile görüşmem. Fakat bizim Mısır halkı ile halkımız arasındaki ilişkinin devamı noktasında da asla olumsuz değilim. Bakanlarımız görüşebilirler. Ben Başbakan’ımızın görüşmesini dahi doğru bulmam. Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanını darbeyle indirmek suretiyle oraya yerleşen bir insana, demokrasiye inanmışsak bu şekilde bakmamız gerekir diye düşünüyorum. Bakanlarımıza, istihbarat teşkilatımıza da görüşmeleri sürdürebileceklerini söyledim. Bizim halkımız ile Mısır halkı, aynı kültür, aynı değer yargılarına inanan iki ülke. Tabii ki biz bu noktada kopamamalıyız” şeklinde konuştu.
ÖRF VE ADETLERİNDEN KOPMAMIŞLAR
Latin Amerika ülkelerine yaptığı ziyareti ile ilgili izlenimlerini de aktaran Erdoğan, “Örf ve adetlerde kopmamışlar. Kendi gelenek göreneklerine çok önem veriyorlar. Ekvator’da saraya giderken gördük, kendi gelenekleri görenekleri ile bizi karşıladılar. Sayın Başkan giydiği gömlekle bir mesaj veriyor. Aynı kişi kravat da takıyor. Ceketinin altındaki gömlek örfi gömlekti. Bizde böyle şeyler olsa, yazılı ve görsel medya günlerce kıyamet koparır, kravatı niye yoktu diye. Beştepe’de yaşadıklarımız çok açık net ortada” diye konuştu.
Kaynak: Yeni Akit Gazetesi