AKİT MENÜ

Ekonomi

Sanayide kümelenme kurtuluş reçetemiz olacak

Türk iş dünyasının önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), COVİD-19 ile mücadelenin başladığı ilk günden bugüne kadar üyelerinin karşılaştıkları zorlukları aşmada, teşvik edici öneri ve uygulamalarla öne çıktı. “Devletin imkânlarını seferber ettiği bir dönemde işimize ve işçimize sahip çıktık” diyen ASKON Genel Başkanı Orhan Aydın, Ekonomi Müdürümüz Mehmet Canıtatlı’ya ekonomide değer oluşturmaya dönük önerilerini sıralayıp, pandemiyle birlikte iş dünyasının karşısına çıkan fırsat ve riskleri anlattı.

Güncelleme Tarihi:

Üniversite yıllarında ülkenin kalkınması için en uygun modelin sanayide kümelenme olduğu tezini savunan ASKON Genel Başkanı Orhan Aydın, bu görüşünü iş dünyasının temsil ettiği bu dönemde yeniden gündeme getirdi. Zengin coğrafyamız, varolan iş gücümüz ve güçlü siyasi irade ile söz konusu modelin uygulanabilirliğine vurgu yapan Aydın’a, gündemdeki ekonomik gelişmelere dair görüşlerini de sorduk.

Dünyadaki örnekleri inceledim

Orhan Aydın, Türkiye’nin önünde bir çok fırsatın var olduğuna işaret ederek girdi sohbetimize ve şöyle devam etti: Üniversitede yüksek lisans tez çalışmamda da dünya genelindeki örneklerini inceleme fırsatı bulduğum (Çin-İtalya) sanayide kümelenme modelinin ülkemizde uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Nitekim Binali Yıldırım Bey 2016 yılında Başbakan iken, illerimizle ilgili ‘Cazibe merkezleri’ projesi gündeme gelmişti. Sanayide kümelenme modelinde 26 şehre teşvik verilmişti. Bu konudaki ısrarımı Yeni Akit aracılığı ile de paylaşmak istiyorum...

Hedef: Kaynak verimliliği

2023, 2050 ve bunların da ötesindeki vizyonlara ulaşmada kamuoyu, STK’ları, yerel yönetimleri, üniversiteleri, Ar-Ge kurumlarını, yerel dinamikleri ve birbirleriyle bağlantılı işletmeleri bir coğrafyada bir arada buluşturup etkileşimlerini mümkün kılan kümelenme politikalarına ihtiyaç vardır. Sanayide Kümelenme Modeli ile kooperatifleşmeyi sağlayarak, ülkemizde tarımda kooperatif payını yüzde 1-10 oranından daha yukarılara çıkarmaya hedeflenilmelidir. Kaynak verimliliği sağlayarak, kaynakların belirli sektörlere yönlendirilmesi kaçınılmaz bir adım olmalıdır.

Bakanlığımıza da sunduk

Şirketlerin, STK’ların, yerel yönetimlerin, Ar-Ge kurumlarının bir arada çalışmaları sağlayarak, teknolojik ürünler üretmeye, kırsal kalkınmayı arttırmaya, en önemlisi göçü önlemeye, ortak insan kaynakları havuzu oluşturmaya, ortak tedarik sistemi kurmaya ve nihai olarak ihracatı ve üretimimizi geliştirmeye odaklanmamız lazım. Biz, sanayinin gücünü ülke geneline homojen bir şekilde dağıtmazsak arzu ettiğimiz seviyeleri yakalayamayız. Bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile de istişarelerde bulunduk. Bakanlığın desteklediği kümelenme modeline dair Kocaeli, Bursa, Gaziantep ve Denizli’de başarılı çalışmalar ortaya koyuldu. ASKON olarak biz de, sanayide kümelenme modelinin daha da yaygınlaşması için oluşturduğumuz akademik heyet ile desteklerimizi veriyoruz.

En büyük hayalim

Sadece rekabetçi değil aynı zamanda çevreye ve topluma duyarlı bir sanayide kümelenme modeli ile 81 ilimizdeki iş gücünü arttıracak bir ivmenin yakalanacağından eminim. 81 ilde tespit edeceğimiz 81 ürünle ilk adım atılmalı. Bu dakikadan sonra bir teşvik verilecekse bu önerimizi dikkate almalıdır. En bariz örneği ile bugün mutlu şehir olarak seçilen Sinop’ta bir fabrika yok. Artık zaman kaybetme lüksümüz yok. Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mustafa Varank’tan da, bu konuda kendilerine sunmuş olduğumuz detaylı projeyi hayata geçirmelerini istirham ediyoruz. Bu projenin hayata geçirilmesi, bir iş adamı olarak benim de en büyük hayalimdir.

İmkânlar seferber edildi

Devletin imkanlarını seferber ettiği bu dönemde ortaya konulan performansı hiç bir iş adamı görmezden gelemez. Mart ayından bugüne kadar açıklanan destek paketlerinde neredeyse toplumun her kesimine dokunuldu. Özellikle ekonominin bel kemiği olan KOBİ’ler desteklerden ciddi oranda yararlandı. Bunlar arasında kısa çalışma ödeneği, önemli yer tuttu. Özellikle nisan ayının ikinci haftasından itibaren finansal desteklerde en iyi noktaya doğru gelindi. Bu da reel sektörü ve özellikle KOBİ’leri rahatlattı. Örneğin çek ve senet ödeme oranlarına baktığımızda pandemi döneminin zorluklarına rağmen nisan ve mayısta geçen seneye göre daha iyi bir dönem geçirdik. Özellikle ticaretini çek üzerinden gerçekleştirenlerin karşılaştıkları sıkıntılar da bu dönemde verilen desteklerle hafifletildi.

İcraatları destekliyoruz

Ülkemiz Türkiye’de reel sektörü ayakta tutabilmek için; işe devam kredi desteği, kısa çalışma ödeneği, vergi ve SGK ödemelerinin ötelenmesi, KGF oranının arttırılması gibi bir çok konularda destekler getirildi. Bu dönem her türlü dayanışmanın, desteğin en üst seviyede milli bir sahiplenme ile verilmesini gerektiren bir dönemdir. İstihdamın korunabilmesi, hanelere aş ulaştırılabilmesi en hayati konulardan biridir. Geçici istihdam güvencesi ile işçi çıkarılamayacak olmasını da sonuna kadar destekliyoruz.

İşimize ve işçimize sahip çıktık

Covid-19 virüsünün tüm dünyayı sardığı bir dönemde, hepimiz ülkelerin kabuklarına çekildiğini, sınırların kapatıldığını, milyonlarca insanın evlerine kapandığını gördük. Bu ortamda doğal olarak ülkeler arası ticaret de durma noktasına geldi. Türkiye bu süreçte durumun vahametini önceden tahmin edip, gerekli tedbirleri alarak gerek sağlık alanında gerekse ekonomi alanında uygulamaları ile süreci doğru bir şekilde yürütmüştür. ASKON yönetimi olarak, devletimizin COVİD-19 ile mücadele kapsamında aldığı tedbirleri yakından takip ettik. Üyelerimiz de bu dönemde sunulan destek imkânlarından büyük ölçüde istifade etti. Bu süreçte hiçbir üyemizin sıkıntı yaşamasını istemedik. ‘Anadolu Arslanları olarak biz basiretli bir tacir olduğumuzu düşünüyorsak, karşılaştığımız zorlukları da aşmalıyız’ diye düşündük. 8 binden fazla üyesi bulunan bir STK olarak, ‘İşimize ve işçimize sahip çıkacağız’ dedik. Bu çağrımıza yurt genelinden de destek geldi ve kartopu gibi büyüdü. Ayrıca şu gerçeği de görmüş olduk: KOBİ’lerimiz, plan ve programlı işletme mantığı ile ilerlemiyor. Temmuzda durumu kurtardı isek Ağustosta Allah büyüktür’ gibi bir düşünceden artık vazgeçmeliyiz.

KOBİ’lere para vermek yerine varsa projelerine değer biçelim

2018 yılından bugüne hükümetin KOBİ’lerin karşılaştıkları zorlukları aşmada gösterdiği gayreti net olarak görmekteyiz. Bir kaç işletme olumsuzluklarla karşılaşsa da alınan tedbirler ve verilen destekler sayesinde yaşadıkları krizleri es geçtiler. Bu noktada hükümete teşekkür etmeliyiz. Bu saatten sonra da artık orta ve uzun vadeli projeleri konuşmalıyız. KOBİ’lere para verilmesinin kesilmesi lazım. Artık projeleri olanların öne çıkarılmasının zamanıdır. Geçtiğimiz günlerde bir oyun şirketinin yabancı bir şirkete satılmasının yankılarını birlikte izledik. Milyar dolarlar değerine ulaşmış bir şirketten söz ediyoruz. Türkiye değer oluşturacak projeleri hayata geçirerek ilerlenilmeli. Bizim güçlü beyinlerimizin artık yalnız Türkiye’de değil tüm dünyaya yayılan başarılı çalışmalara imza attıklarını görüyoruz. Bu açıdan KOBİ’lerimiz sürekli talep eden değil, değer üreten bir yapıya kavuşmalıdır. Artık KOSGEB, kredi benzeri destek vermek yerine bir start-up ile ilgili o projeyi gerçekleştiren kardeşimizin örneğin ABD’de katılacağı bir fuarın masraflarını biz karşılayalım. Balık bekleyen değil Balık tutmanın öğrenileceği bir devirde olmalıyız. Bugünlere, ‘Al 50 bin lirayı işyerini aç’ diyerek geldik. Bu dönem sona ermeli. Parayı ve zamanı kullanamayanlar için bu fırsatlar değere dönüşemiyor. Şimdi değer oluşturma vaktidir.

Maske üretimindeki güç birliği gıpta edildi

Pandemiyle mücadele döneminde Türkiye, dünyada örneği olmayan bir aksiyon yürüttü. Devlet, bütün imkânlarını seferber ederken özel sektör de kıvrak zekâsıyla devletinin yanında yer almıştır. Bunun en güzel örneğini maske üretiminde gördük. Üretim için gerekli olan teknik donanımları seri bir şekilde ülkemize getiren şirketlerin yanı sıra kendi tezgâhlarında maske üreterek, hem iç talebi hem de dış talebi karşılayacak bir seferberlik başlatan şirketlerimiz de olmuştur. Bu durum dünya tarafından da gıptayla izlenmiştir.

Çin güven kaybetti

Aralık 2019’dan bugüne global manada karşımıza yeni bir Çin gerçeği çıkmıştır. Çin, artık güvenini kaybetmiştir. Her ne kadar devletler nezdinde biz bu konuyla ilgili açıklama yapılmasa da, sıradan bir vatandaş bile ‘Çİn’ denildiği zaman durup düşünmektedir. COVİD-19 sürecinde Çin’in kaybetmiş olduğu güvenden kaynaklı üç ana sektörü öne çıkarabiliriz. Bu sektörlerde, Türkiye Çin’le rekabet edebilecek seviyededir.

İş dünyası erken seçim istemiyor

Muhalefetin zaman zaman erken seçimi gündeme getirdiğini görüyoruz. Daha önce de vurguladığımız gibi Covid-19 virüsünün etkisiyle küresel ekonominin 2020 yılında yüzde 5 civarında öngörüldüğü bir ortamda Türkiye’de erken seçimi gündeme getirme çabaları ve bu bağlamda kamuoyu oluşturma gayretleri, ülkemize bu süreçte verilebilecek en büyük zararlardan birini oluşturmaktadır. İş dünyası olarak kesinlikle 2023 yılına kadar seçimin ülke gündemine gelmesini istemiyoruz.

Fırsatlar var ama önce altyapımızı güçlendirelim

Salgın sürecinde Türkiye, gelişmiş ülkelere rağmen iyi bir performans sağlayıp güvenli bir liman olduğunu tüm Dünya’ya ispatladı. Bundan sonraki süreçte Türkiye, ekonomik olarak farklı bir rotaya girmiştir. Bunları pandemi sürecinde gerek sağlık tedbirleri açısından ve gerekse dışa bağımlılık göstermeden kendi kaynakları ile ekonomik olarak ayakta durabilmeyi başarmış olmamız gerçeğini dikkate alarak söylüyorum. Ticari ilişkilerimizi sürdürdüğümüz yabancı partnerlerimiz bize sürekli; bu direnci nasıl gösterdiniz, nasıl başarabildiniz diye soruyorlar ve takdirlerini belirtiyorlar. Elbette bu gurur verici bir tablo. Türkiye bu süreçte büyük bir güven kazanmıştır. Bundan sonraki süreçte özellikle Avrupa pazarı uzak doğudan ziyade yakın coğrafyasında güvenilir bir limana sığınacaktır. Türkiye bu noktada en avantajlı ülke konumundadır. Yakın bir zamanda Türkiye, Avrupa’nın güvenilir bir partneri ve teknolojiden üretime de farklı alanlarda ana dış tedarikçi merkezi olacaktır.  Bu vesile ile iş insanlarımıza da yeni düzende çok iş düşüyor. İş insanlarımıza bir çağrıda bulunarak ürün kaynaklarını çeşitlendirmelerini telkin ediyoruz. Özellikle tekstil, otomotiv, yazılım, medikal ve gıda sektörüne de yönelmelerini istiyoruz. Kaliteli ürün ve lojistik yönden daha iyi noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Tekstil sektöründe Çin ile çok iyi rekabetimiz var. ABD’nin Çin’den yaptığı tekstile dayalı ihracatın sadece yüzde 1’lik payını Türkiye üstlenmiş olsa mevcut kapasitenin iki katına erişmiş oluruz. Aynı şekilde gıdada da Çin ile yarışır noktadayız. Nitekim Asya kıtası dahil bütün dünyaya gıda satabilir hale geldik. Bir de otomotiv yan sanayi sektöründe epeyce yol aldık. Yüzde 10’luk bir pay Türk otomotiv sanayiinin şahlanması anlamına gelir ki, bence bu mümkün. Ancak pastalardan pay alabilmemiz için yeni yatırımlara ihtiyacımız var. Yatırım yapmış olanların da kapasite artırımına ihtiyacı olabilir. Ayrıca yeni ürünler geliştirmemiz gerekiyor. 2019’da sanayi üretimine dayalı kapasite kullanım oranında Türkiye yüzde 76’lar seviyesinde bir performans ortaya koymuştu. Eğer bu oran yüzde 80’ne dayanmışsa, yeni yatırıma ihtiyaç var demektir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kıdem tazminatı düzenlemesi konusunda uzlaşma çağrısı yaptığı sendikalara bir çağrı da ASKON Başkanı Orhan Aydın’dan geldi. Aydın, sendikaların masaya oturmalarının boyunlarının borcu olduğunu vurguladı.

Yorumlara Git

Putin'den jet hızında talimat

Terör sevicilerin elindeki belediyede emekçi kıyımı! DEM'li Bağlar Belediyesi'nde işçilere ekmek yerine tehdit ve şantaj!

Maçları izleyemeyecekler! Nafaka ödemeyene Dünya Kupası yasağı

CHP’de enformasyon savaşları! Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Balbay’ı yalanladı!

İsrailli bakandan Netanyahu’ya gönderme! ABD Başkanına ‘hayır’ diyemeyen başbakan olmasın