İSLAM
Seyr-ü sülûka bilerek, severek ve isteyerek girilmezse olmaz (2)
Bize teslîm edilen çocuk üzerindeki ameliyelerimizde şeffaf olmalıyız. “Kur’an kursuyuz” deyip bir katakulli ile bacak kadar çocuğa çok ağır tarîkat yükü de yüklememeliyiz. Velî, çocuğu üzerinde kendinin talep etmediği yüklemelerle karşılaşmamalıdır.
Söze girmeden belirteyim ki ben bir tasavvuf-tarîkat mütehassısı değilim. Yazacağım mevzû da bunların mâhiyeti ile alâkalı değildir. Bir miktar kıyısından köşesinden yaşadığım-gördüğüm yanlış bir tatbîkâta dikkat çekmek istiyorum, o kadar…
-İnsanlar hile ile tarîkata sokulmasın-
(Önceki yazıdan devam)
Mezkûr çarpıklığa bir delil de başka bir dostumdan geldi. Müftülük de yapmış eski bir idârecinin hocalara yaptığı sohbette bizzat duymuş. “Talebeye ilk hafta içinde râbıta/intisâp veremeyen hoca, hoca değildir.” Arkadaş îtirâz etmiş, bir hayli bozulmuş. Bu anlayış insan yetiştirmede bir fâciadır.
Bize teslîm edilen çocuk üzerindeki ameliyelerimizde şeffaf olmalıyız. “Kur’an kursuyuz” deyip bir katakulli ile bacak kadar çocuğa çok ağır tarîkat yükü de yüklememeliyiz. Velî, çocuğu üzerinde kendinin talep etmediği yüklemelerle karşılaşmamalıdır. Gerekirse velîye de vaziyet anlatılmalıdır. “Biz Kur’an öğretmenin yanında çocuğunuza şunları şunları da tâlîm edeceğiz, haberiniz olsun...” Velî bunu istemiyorsa çocuğunu alıp gidebilmelidir.
Son olarak fikrimi tekrarlayayım: Tarîkat-intisap istihsânî, yani isteğe bağlıdır. Hür irâde ile ve bilerek, severek, isteyerek girilmelidir. Dolayısıyla bir sabî, tarîkat ve intisâba aslâ zorlanmamalıdır. Belli bir bilgi seviyesi ve kendi karârını verebilecek yaşa gelince sâdece tavsiye edilmeli ve talep etmeyen kişi bu turnikeye sokulmamalıdır. (Turnikeye girilince geri dönüşü yoktur, mâlum). “Teklif var, ısrar yok” sözü burada tam olarak geçerlidir.
Zorlamanın büyük bir mahzûru da şu: Çocuk belki de ilerideki hayâtında bir seyr-ü sülûk ihtiyâcı duyup talepte bulunacaksa bile daha küçük yaşlarındaki böylesi zorlamalar sebebiyle bu sâhadan tamâmen nefret ettirildiği için böyle bir talepte bulunmaktan “El-hazer!” diyebiliyor. Daha da fecîsi namaz-oruç gibi farz ibâdetlerden bile soğumasıdır ki bu vebâlin altından kalkmak mümkün değildir.
Bakış zâviyemiz bu olunca bir çocuk ortaokulda bir müessesede başlayıp hiç tarîkat-intisâp-seyr-ü sülûk hayâtına girmeden üniversiteden mezun olabilmelidir.
Asgarî şart; Kur’ân-ı Kerîm dersleri, ilmihâl bilgileri ve şer’-i şerîfe mutâbık yaşamasıdır. Yani ümmetin umûmen mükellef olduğu bir hayat...
Fazlası, istemeyene fazladır.
(Ahmet Tâlib Çelen)