Aktüel
İstiklal Marşı
İstiklal Marşı 10 kıtası | Milli mücadele ruhunun yaşandığı, düşmana karşı büyük bir savaş verildiği dönemde kaleme alınan İstiklal Marşı, Mehmet Akif Ersoy’un eseridir. İstiklal Marşı savaşın kazanılacağını, Türk askerinin ve halkın savaşın kazanılacağına olan inancını, bağımsızlık mücadelesinin önemini, ülkenin dinine bağlı olduğunu anlatan kıymetli bir şiirdir. Pek çok kişi İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını merak ediyor. İstiklal Marşı ne zaman yazıldı? | İstiklal Marşı bestesi kimin? | İstiklal Marşı ne zaman kabul edildi? | Mehmet Akif Ersoy ödül parasını aldı mı?
Bir milletin bayram sevgisi, vatan aşkını en iyi anlatan şey hiç kuşkusuz milli marşıdır. İstiklal Marşı’mız ifade ettikleriyle yüreklerimizin titremesini sağlıyor. Yazıldığı günden bu yana kalplerimizi saran İstiklal Marşı; düşmanın ülkeden defedileceğini, millet ve askerin bir arada mücadelesini, ülkenin inancıyla ezan sesleriyle ilelebet devam edeceğini bizlere anlatıyor.
İstiklal Marşı 10 kıta
İSTİKLÂL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli
O zaman vecd ile bin secde eder –varsa- taşım;
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
İstiklal Marşı ne zaman yazıldı?
Birçok kişi İstiklal Marşı'nın ne zaman yazıldığını merak ediyor. Mehmet Akif Ersoy milli mücadelenin devam ettiği dönemde İstiklal Marşı'nı yazmıştır.
İstiklal Marşı'nın kabulü
Milli Eğitim Bakanlığı ülkenin bir milli marşa ihtiyacı olduğunu düşünmüş ve 1921 yılında bir şiir yarışması düzenlenmesine karar verilmi. Söz konusu yarışmaya 724 şiir katıldı. Ancak yarışmayı kazanana para ödülü verilecek olması sebebiyle Mehmet Akif Ersoy şiirini yarışmaya göndermedi.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ısrarları sonucunda Ersoy şiirini yarışmaya gönderir.
112 Mart 1921’de İstiklal Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde büyük çoğunlukla kabul edildi.
İstiklal Marşı'nın güftesini kim yazdı?
Pek çok kişi İstiklal Marşı'nın güftesinin kime ait olduğunu merak ediyor. Güfte; müzik eserlerinin yazılı sözlerine verilen isimdir. İstiklal Marşı'nın güftesi Mehmet Akif Ersoy'a aittir.
İstiklal Marşı’nın bestesini kim yaptı?
12 Mart 1921'de İstiklal Marşı kabul edildikten kısa bir süre sonra beste yarışması açıldı. Ancak bu yarışmadan bir sonuç çıkmayınca Milli Eğitim Bakanlığı Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini uygun gördü. 1924 ila 1930 yılları arasında İstiklal Marşı bu beste ile çalındı. 1930 senesinde ise Cumhurbaşkanlığı Orkestrası şefi Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı beste kabul edildi. Günümüzde de halen Üngör'ün bestesi kullanılıyor.
İstiklal Marşı'nın kaçıncı yılı?
İstiklal Marşı’nın kabulünün üzerinden kaç sene geçtiği de sık sık araştırılıyor. 12 Mart 2020’de İstiklal Marşı’nın kabulünün 99. yılı kutlandı. 12 Mart 2021’de ise İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. yılı kutlanacak.
Mehmet Akif Ersoy kimdir? | Mehmet Akif Ersoy hayatı
Mehmet Akif Ersoy 20 Aralık 1873'te İstanbul Fatih'te dünyaya geldi. rsoy'un annesi Buhara'dan Anadolu'ya göçen bir ailenin kızıdır. Ersoy'un annesinin ismi Şerif Hanım'dır. Babası ise Kosova kökenli İpekli Tahir Efendi'dir. Mehmet Akif Ersoy'un kendisinden küçük Nuriye isimli bir kız kardeşi vardı.
Mehmet Akif Ersoy, Ziraat ve Baytar Mektebi'nden mezun olduktan sonra Ziraat Bakanlığı'nda memur olarak çalışmaya başladı. Veteriner olan Ersoy çeşitli görevlerde çalıştı. Edebiyatla yakından ilgilenen Ersoy, öğretmenlik, hafızlık ve milletvekilliği yapmıştır.
Mehmet Akif Ersoy 27 Aralık 1936'da siroz hastalığı sebebiyle yaşamını yitirdi. Mehmet Akif Ersoy'un mezarı Edirnekapı Şehitliği'ndedir.
Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı para ödülünü nereye bağışladı?
Milli marş için açılan yarışmada para ödülü olacağı açıklanmıştı. Para ödülü olduğu için Mehmet Akif Ersoy yarışmaya katılmak istememiş ancak dönemin Milli Eğitim Bakanı'nın ısrarıyla katılmıştı. İstiklal Marşı'nın kabulüyle birlikte Mehmet Akif Ersoy'a ödülü verilmek istenmiş ancak kabul etmemiştir. Yarışma şartnamesi gereğince parayı alması gerektiği belirtilen Ersoy, ödümü Darül Mesai isimli yardım kuruluşuna bağışlamıştır.
Mehmet Akif Ersoy şiirleri
Mehmet Akif Ersoy yaşamına pek çok kıymetli eser sığdırmıştır. Ersoy’un en çok bilinen eserlerinden biri de Çanakkale Şehitlerine’dir. İşte, Çanakkale Şehitlerine şiiri:
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy Safahat
Kıymetli şairlerimizden Mehmet Akif Ersoy'un 1911 ila 1933 senelerinde yayınladığı yedi şiir kitabının bir araya getirildiği eserin ismi Safahat'tır.
SAFAHAT'I OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ