İSLAM
Allah sizi sevsin mi istiyorsunuz?
Kâinatta mevcut olan her zerre, dâimâ Cenâb-ı Hakk’a itaat hâlinde. Mesela; Güneş bu itaat çerçevesinde doğup batıyor. Günler bu itaatle uzayıp kısalıyor. Toprak bu itaati sebebiyle bağrına emanet edilen tohumu büyütüyor. Peki ya en şerefli yaratılmış insan? Yaratıcısının kendini sevmesi için neler yapabilir?..
Allâh’ı seven, Allâh’ın da kendisini sevmesini isteyen; Kâinâtın Fahr-i Ebedîsiʼne muhabbetle itaat etmelidir. Çünkü O’na itaat, hakîkatte Cenâb-ı Hakk’a itaattir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Kim Rasûl’e itaat ederse, Allâh’a itaat etmiş olur…” (Nisâ, 80)
Yine âyet-i kerîmede bildirildiği üzere, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanabilmek de, ancak Allâhʼın Sevgili Rasûlüʼne muhabbetle itaat sâyesindedir:
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31)
Kulluk pâyesini kazanabilmek, Peygamberler Sultânı Efendimiz’in mübarek hayatını kendi hayatımıza nakşedebilmekle mümkündür. Çünkü O’nun hayatı, Allâh’a vâsıl olabilmek için takip edilecek yegâne yoldur. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Allâh’a itaat edin; Peygamber’e de itaat edin… Eğer O’na itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş(hidâyete ermiş) olursunuz.” (en-Nûr, 54)
Dolayısıyla O’nsuz gidilen her yolun sonu uçurum, alınan her kararın neticesi hicran ve O’ndan uzaklaşan her gönlün âkıbeti acı bir hüsrandır.
Cenâb-ı Hak, kulundan dâimâ hamd, şükür ve rızâ hâli arzu etmektedir. Zira imtihan âlemi olan bu dünyada kişiye ihsan edilen her nîmet ve başa gelen her musibet, bir nevî saf altının diğer madenlerden ayrılması için yüksek ateşe tâbî tutulması gibi bir tecellîdir.
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî şöyle der:
“Hak Teâlâ’nın lûtuf ve ihsan buyurduğu bahta ve rızka kanaat etmeyen kimse, Allâh’ı bilmemiş ve O’na itaat etmemiş olur.”
Bir hadîs-i kudsîde şöyle buyrulmuştur:
“Bazı mü’min kullarımı ancak zenginlik sağlam (bir müslüman) eyler (onun îmânını korur); onu fakir etsem, bu durum onu ifsâd eder.
Bazı mü’min kullarımı da fakirlik sağlam tutar (îmânını korur); ona rızkı bol versem bu durum onu ifsâd eder.
Bazı mü’min kullarım, kullukta bir derece ister. Fakat Ben ucba girmesin, böylece kendini beğenmesi onu ifsâd etmesin, diye bu isteğini ona vermem.
Bazı mü’min kullarımın îmânını ancak sıhhat sağlam tutar; onu hasta etsem bu durum onu ifsâd eder.
(İslâm ve İhsan)