İSLAM
Alçağın kıssası!
Bugünün sahip oldukları İslâmî kimlik ve kartvizitleriyle İslâmî konuları saptıran, insanların dini algılamalarını kâfirlerin hoşlanacağı ve hedefledikleri mecralara doğru sürükleyen bazı İslâm bilgini taslaklarını görseydi, herhalde “çukur” kelimesini de kullanmaktan imtina ederdi.
Kıssadan maksat, hadiseye konu teşkil eden şahsın tarifi değil, halinin tasviridir. O temsilin ibret-i alem için insanlığa duyurulmasıdır. İbret-i alem için diyoruz; çünkü Kur’an-ı Kerim böyle bir şahsın durumunu, yeryüzünde kelbten başka hiçbir hayvanda bulunmayan kerih bir durumla örneklendiriyor...
Onun vaziyeti tıpkı köpeğin şu haline benzer ki; üstüne varıp sürsen de serbest bıraksan da dilini çıkarıp solur.
Bu başlık, Elmalılı merhumun bir yorumundan alınmıştır. Bunu öncelikle belirtmemizde fayda var. Zira ‘alçak’ tanımlamasının söylenmesi şöyle dursun, işitilmesi bile İslâmî zarafet ve Muhammedî edeb sahiplerince rahatsızlık duyulan ve hoş karşılanmayan bir kelimedir. Ancak Elmalılı gibi her şeyi ile edeb timsali olan bir şahsiyet, bunu kullanmaya mecbur kaldıysa, elbette yerindedir ve bunda haklılık ve zorunluluk vardır.
Efendim; söz bu sözcükten açılmışken ve bununla ilgili Elmalılı merhumun yorumlarına girmeden, şu anekdotu bir hatırlayıp Üstad N. Fazıl Kısakürek’i de rahmetle anmış olalım. Merhum N. Fazıl, bir İslâm düşmanının herzeleri karşısında çok öfkelenir ve ona “Alçaak!” diye hitap eder. Eder ama hemen de sözünü geri alıverir ve “Hayır, sen ‘alçak’ olamazsın. Zira alçakta da bir irtifa vardır. Sen çukursun, çukur!” der.
Bugünün sahip oldukları İslâmî kimlik ve kartvizitleriyle İslâmî konuları saptıran, insanların dini algılamalarını kâfirlerin hoşlanacağı ve hedefledikleri mecralara doğru sürükleyen bazı İslâm bilgini taslaklarını görseydi, herhalde “çukur” kelimesini de kullanmaktan imtina ederdi.
Efendim, sohbetimizin başlığı şu âyetin meal ve yorumuyla ilgilidir.
“Onlara kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevasının peşine düştü.
Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Sürsen de dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.” (1)
Elmalılı M. Hamdi Yazır merhum; kıssanın başındaki cümleyi şöyle tefsir eder;
“Onlara şu alçağın kıssasını haber ver ki; kendisine âyetlerimizi vermiştik. İlmî ve dinî haysiyeti vardı; fakat o, bunlardan sıyrılıp çıktı. Şeytan onu kendine uydurdu da yoldan sapmışlardan oldu...” (2)
Kıssada işaret edilen kişi, Belam b. Baura adında Hz. Musa döneminde yaşayan ilim ve irfan sahibi bir kimsedir. Onun ulaştığı ilim ve irfan çizgisi ile ilgili olarak İmam Gazali (rh.a) şu kaydı düşüyor:
“Bel’am bin Baura, baktığı zaman Arş’ı görecek bir manevi mertebe sahibiydi. Tek bir hata yaptı, dünyaya ve ehline bir kez meyletti. Dostlarının hiçbiri yanında, zerre kadar itibarı kalmadı.
Marifetullaha dair ne varsa kendisinden sıyrılıp alındı.” (3)
İşte bu makam ve değerdeki insan; daha sonra sahip olduğu ilim ve konumuyla, Allah’ın dâvâsı yerine Firavun’un safında, Hz. Musa’ya karşı mücadele vermiş ve söz konusu âyet-i celîlelerdeki acı ve korkutucu tespitlerin muhatabı olmuştur.
“Buradaki anlatımdan şunu öğreniyoruz ki; kıssadan maksat, hadiseye konu teşkil eden şahsın tarifi değil, halinin tasviridir. O temsilin ibret-i alem için insanlığa duyurulmasıdır. İbret-i alem için diyoruz; çünkü Kur’an-ı Kerim böyle bir şahsın durumunu, yeryüzünde kelbten başka hiçbir hayvanda bulunmayan kerih bir durumla örneklendiriyor...
‘Onun vaziyeti tıpkı köpeğin şu haline benzer ki, üstüne varıp sürsen de serbest bıraksan da dilini çıkarıp solur.’
İhtiraslarını Allah’ın dinine ait yüce değerlere tercih eden kişinin derekesi, artık alçalmanın en son raddesidir. Çünkü hakikat bilgisine sahip olduktan sonra, onu dünyalıkla değişmekten daha kötüsü olamaz. İşte ayetlerimizi yalanlayan kişi ya da toplumların durumu buna benzer... Sonu da kötüdür onların, kendilerini o sona taşıyan hayatın her safhası da... Çünkü onlar hiç rahat nefes alamayacakları bir ihtiras denizi içinde çırpınıp dururlar...” (4)
Bu alıntıların bugün; zalim, saldırgan, cani İslâm düşmanı ülkelerin istekleri yönünde politika izleyen çağdaş Firavunların saflarında yer tutan; şahıslarının veya eksenlerindeki oluşumların menfaati adına isyan ve zulüm politikalarına uygun ‘Fetva’ veren, görüşler serdeden, ulusal ve küresel ‘din önderleri’ne bir uyarı olması dileğiyle buluşmak üzere…
1) (el-A’râf 7/175-176)
2, 3, 4) Cafer Durmuş, ALTINOLUK
Haziran-2006, Sayı: 244