İSLAM
Kaç takipçin var?
Takip etme ve edilme ağımızı Kur’an ve Sünnet’in nuruyla örmek yerine, sun’i, nefsî ve gayr-i ahlakî ideolojik akımların tesirinde kalıp, hazzın ve hızın kutsal sayıldığı bir ağ ile örmek bizlere değer katmayacağı gibi yaratılıştan bize hibe edilen değerimizi de heba etmemize sebep olacaktır.
Yaratılış olarak insanın, takip etme ve takip edilmeye ihtiyacı vardır.
Ayrıca bu ihtiyaç, yegâne takipçimiz Yüce Allah’ın ve görevli meleklerin varlığına ve bunlar tarafından takip edildiğimize de delildir.
Bizler daha dünyaya gelmeden evvel annemizin karnındayken takibimiz başlar. Mesela; biz annemizin psikolojisini takip ederken annemiz de bizim sağlığımızı ve gelişimimizi takip eder. Dünyadaki ilk insan takipçilerimizin de anne ve babamız olduğunu unutmamak gerekir.
Yaşımız ilerledikçe bu takip ağımız ve bağımız genişler, neticesinde insanlara yön veren veya birilerinin etkisiyle yönü belirlenen bir hayat yaşarız.
Takip etme ve edilme ağımızı Kur’an ve Sünnet’in nuruyla örmek yerine, sun’i, nefsî ve gayr-i ahlakî ideolojik akımların tesirinde kalıp, hazzın ve hızın kutsal sayıldığı bir ağ ile örmek bizlere değer katmayacağı gibi yaratılıştan bize hibe edilen değerimizi de heba etmemize sebep olacaktır.
İstisna şahsiyet ve çalışmalar bir tarafa, modern dünyanın önümüze sunduğu sun’i meşguliyetler ve asıl gayemizden sapmalar neticesinde hakiki takipçilerimizi unutup gâfil avlandık. Daha fazla abonemiz olunca kazanacağımızı düşündük.
Takipçilerimiz artınca itibarımız ve şahsiyet olgunluğumuzun da kemâle ereceğini zannettik.
Fazlaca tanınmışlık hevesi gençlerin en verimli çağlarını ellerinden alarak, şöhret, şehvet ve kibir rüzgârlarında savurup ilahçılık oynamaya kadar götürdü.
Yarın âhirette takip edilen kişi ve mecralarla birlikte haşr olacağımızı da unuttuk.
Hâlbuki; küçükken dedelerimizin; Bak oğul, karanlık gecede, kara bir kayanın altındaki kara karıncayı gören, yaşatan ve takip eden, yegâne takipçimiz, bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’ımız var, derlerdi. Sağında ve solunda seni takip eden ve yaptığın günah ve sevapları yazan melekler var derlerdi.
Peşini hiç bırakmayıp imanını senden çalmaya çalışan ezelî düşmanın şeytanı sakın unutmayasın, nasihatleri hâlâ kulaklarımızda.
Rızkın ve ecelin seni gölgen gibi takip eder, kimseler bunların önüne geçemez, rızka kefil olan sadece Allah’tır, telkinlerini unutmuş değiliz. İçinde bir düşman vardır ki, sana hep kötülüğü telkin eder, onun adı nefistir oğul, onun söylediklerinin aksinde sana hayır vardır, dediklerini sakın yapmayasın, öğütlerini unutmak mümkün mü?
Başına gelen belâ ve musibetler tıpkı ezan gibidir, sana Allah’ı hatırlatır. Seni Allah’a yaklaştıran elçilerdir. Haline şükredesin, sakın isyan edip haddi aşmayasın. Bunlar bizleri takip eden ve imanımızı olgunlaştıran misafirlerdir.
“Ölürken seni üç şey tâkip eder, ikisi geri gelir, birisi seninle beraber kabrine iner. Geri gelenler; mal ve çevren/akrabalarındır, seninle kabre inecek olan ise amellerindir, o amellerini güzel tut ki kabirde darlanmayasın,” mealindeki hadis-i şerifi nasıl unutabiliriz?
Asıl takipçilerimizi unutmamak temennisiyle...
Selam ve dua ile