İSLAM
Dinimizi yaşamada Kur'an bize yeterli midir?
Son yıllarda bazı çevrelerce ortaya atılan; hadislere gerek yok, kur'an bize yeter diyenlere...
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, dâr-ı bekāya irtihâlinden birkaç gün evvel:
“Mescide açılan bütün (husûsî) kapılar kapansın, sadece Ebû Bekir’in kapısı açık kalsın!”buyurmuşlardı. (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî 3, Menâkıbu’l-Ensâr 45, Salât 80; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 2)
İşârî mânâda bu demektir ki, Allah Rasûlü’ne husûsî yakınlık kapısı, O’na, Hazret-i Sıddîk misâli tam bir sadâkat, teslîmiyet, itaat, fedakârlık, dostluk ve muhabbet ile açılabilir.
Günümüzde maâlesef İslâm hakkında söz söyleyen bazı bedbaht kimselerin, “Bize Kur’ân kâfidir, sünnete ihtiyaç yoktur” şeklinde yanlış bir düşünceyi savunarak, kâfî derecede dîni bilgisi olmayan müslümanları ifsâda çalıştıklarını görmekteyiz. Lâkin yukarıda zikredilen âyet-i kerîmeler açıkça göstermektedir ki, Efendimiz’i örnek almak, O’na tâbî olmak bizzat Rabbimiz’in emridir. Bunun aksini düşünmek -Allah korusun- kulu zındıklığa götüren bir hâdisedir.
Mesela, bize namazı farz kılan Rabbimiz’in bu emrine, ancak Efendimiz’i taklit etmek sûretiyle ittibâ edebiliyoruz. Ahlâkın en yücesini, O’nu taklid etmek sûretiyle öğreniyoruz. Dîni O’ndan öğreniyoruz. Zira Cenâb-ı Hak:
“(Rasûlüm!) Onu (Kur’ân-ı Kerîm’i) Rûhu’l-emîn (Cebrâil) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, Sen’in kalbine indirmiştir.” (eş-Şuarâ, 193-195) buyuruyor.
Yani Efendimiz’in hayatı ve fem-i muhsininden sâdır olan hadîs-i şerîfler Kur’ân’ın hayata tatbîki ve fiilî bir tefsîri mâhiyetindedir. O’ndan ayrı düşmek ise, dalâletin zirvesidir.
Cenâb-ı Hak cümlemizi, Habîb-i Ekrem Efendimiz’e cân u gönülden itaat bereketiyle ilâhî muhabbetine nâil kıldığı sâlih kulları zümresine ilhâk eylesin.
(İslam ve İhsan)