Medya
Faşist zihniyetli Fatih Altaylı provokasyonun fitilini ateşledi! "Türkiye, Suriye'ye kaybetti"
Koronavirüs aşısını konu alan bir programda nereden icap ettiyse, katil Esed'in bombalarından kaçıp Türkiye'ye sığınan Suriyelileri hedef alarak provokatif açıklamalarda bulunan Fatih Altaylı, Türkiye'nin Suriye'ye kaybettiğini iddia ederek yeni bir fitnenin fitilini ateşledi. Merhum Hasan Karakaya'dan sonra meydanı boş bulan Fatih Altaylı'nın bu sözleri, başörtülüleri hedef aldığı alçak ifadelerini hatırlara getirdi.
This browser does not support the video element.
yeniakit.com.tr
Aşılarla ilgili bir program yaparken faşist ifadelerde bulunan Fatih Altaylı, Suriyelileri hedef gösterdi. 28 Şubat döneminde başörtülüler üzerinden Müslümanları hedef alan ve darbenin sivil ayağını oluşturanlar arasında saf tutan Fatih Altaylı, yeni bir Suriyeli provokasyonuna girişerek fitili ateşledi.
"Yakında atacaklar bizi buradan"
28 Şubat döneminde başörtülüleri hedef gösteren Fatih Altaylı, Suriyeliler üzerinden provokatif ifadelerde bulunarak "Ülkenin sahibi onlar, biz misafir gibiyiz. Yakında atacaklar bizi buradan. Öyle bir hal var ortalıkta. Çünkü son derece özgürler, hiçbir konuda yükümlülükleri yok. Yasaklar onları değil bizi bağlıyor." dedi.
"Suriye'ye savaşsız kaybettik, 4 milyon asker Türkiye'yi esir almış vaziyette"
Türkiye'nin Suriye'ye savaşsız kaybettiğini ve esir durumda olduğu hezeyanlarını savunan Fatih Altaylı, "Suriye'ye savaşsız kaybettik diyebilirim. 4 milyon asker de Türkiye'yi şu anda esir almış vaziyette görünüyorlar. Sokağa baktığımızda ortaya çıkan tablo bu. Sağlık hizmetleri onlara bedava, Türk vatandaşına değil. Sokaklar Türk vatandaşına yasak, onlara değil. Ellerini kollarını sallayarak girip çıkabiliyorlar, kimse onlara bir şey sormuyor. Meclis kürsüsünden bağırmakla olmuyor, bu işler. Bunlarla ilgili de bir şeyler yapılması gerekiyor, eğer bununla ilgilenen bakanlıklar varsa..." ifadelerini kullandı.
Daha önce de Başörtülü kızları inancından dolayı hedef almıştı
Faşist zihniyetini 28 Şubat'ta olduğu gibi bugün de sürdüren Fatih Altaylı'nın bu ifadeleri, "Ne zamandır soğuyan 'Suriyeli' provokasyonlarını yeniden harekete geçirmek mi istiyor" sorularına neden oldu.
Fatih Altaylı başörtülülere de aynısını yapmıştı
Fatih Altaylı'nın bu faşist hareketi, başörtülülere yaptığı alçaklığı hatırlattı.
Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Radyo D'de yaptığı Bab-ı Ali Yokuşu isimli programda gazete haberlerini okuyan Fatih Altaylı, Hürriyet gazetesinin manşetini okuduğu sırada Marmara Üniversitesi önünde bekleyen başörtülü öğrencilere hitaben, "Fa..., aşağılık şer...ler" diye saldırıda bulunup öğrencilerle ilgili aynen şu ifadeleri kullanmıştı:
"Bir kadın var orada (Hürriyet gazetesinin manşetinde yeralan başörtülü öğrenciyi kasdederek) kadın olduğunu da hiç zannetmiyorum. Bu büyük ihtimalle bir fa.... Bir pankart açmış, öğrenci değil o, buraya getirilmiş bir fa.... Üniversite önünde eylem yapanların arasında bakıyorum da öğrenci yoktur. Belki bir iki tane. Bunlar kevaşe kevaşe. Toplanmışlar oraya ellerinde "7.4 yetmedi mi?"pankartı. Bunlar şeytana tapanlar. Satanistler ve şeytanla işbirliği halinde oraya toplanmışlar.Bunları odunla döveceksin. Zaman zaman kimi askerlerin gereksiz çıkışlar yaptıklarını düşünürdüm ama bunlar hiç gereksiz değilmiş. Bu aşağılık köpek sürüsüne az bile yaptıkları. Bunlara daha örgütlü çıkışlar yapmak lazım. Bunlara balans ayarı lazım; balans ayarı. Bunları takacaksınız rot balans makinesine döndüre döndüre balans yapacaksınız; aşağılık şer...ler."
Merhum Hasan Karakaya'dan Altaylı'ya anladığı cevap
Merhum Genel Yayın Yönetmenimiz Hasan Karakaya, bugün Suriyelileri hedef aldığı gibi 28 Şubat Post-Modern Darbe döneminde de başörtülüleri hedef gösteren Fatih Altaylı'ya anladığı dilden cevap vermişti.
Karakaya 10.10.1999 tarihli yazısına, "Kendimde değilim bugün" diyerek başlamış ve özellikle hanım okurlarının o yazısını okumamasını istemişti.
İşte Hasan Karakaya'nın faşist zihniyetli Fatih Altaylı'ya verdiği o cevap:
Bugün yazmak gelmiyor içimden... Sövmek istiyorum - Öncelikle; böyle bir yazıyı kaleme almış olmaktan dolayı hepinizden, özellikle de hanımlardan özür diliyorum.
Bugün; “seviye” beklemeyin benden... Çünkü “çukur”ların seviyesine inmek ve kulaklarına bağırmak istiyorum.
Ahlâk, edep, medeniyet, hoşgörü de beklemeyin.
Zira; kendimde değilim bugün.
Son derece öfkeli, kızgın ve kendimi kaybetmiş durumdayım.
Vücut kimyam bozuk.
Ağzıma geleni, kâğıda döküyorum.
Kusura bakmayın... Özür diliyorum hepinizden...
Bugüne kadar;
Bu köşeyi hanımlar da okuyor diye, mümkün olduğu kadar “argo”kullanmamaya, mümkün olduğu kadar “sövmemeye” özen gösterdim.
Ne var ki;
Okuma hakları ellerinden alınan “Başörtülü” öğrenciler için “fahişe” diyebilecek kadar adileşen, pespayeleşen bir “o..... çocuğu”na, hakettiği dilden cevap vereceğim.
Dikkat edin;
“O.....’nun çocuğu” değil, “o..... çocuğu” diyorum.
Çünkü; “ana”sının kabahati yok.
Bilseydi, büyüyünce böyle bir “Mahlûkat” olacağını hiç doğurur muydu onu?..
Evet;
O, kafası o.....laşmış bir fahîşe!..
O, bir o..... çocuğu!..
O, mümkün değil ki, anasının rahminde büyümüş bir “Cenin” olamaz!..
Olsa olsa; ‘9 ay 10 gün çektiği kabızlık”tan sonra makatından defettiği bir “bok”tur!..
...............
Düşünüyorum da;
Bir “insan”dan, mümkün değil, böyle bir “yaratık” çıkamaz!..
Bir kadın, böyle bir “enik” doğuramaz!
Aklım, havsalam almıyor.
Hiçbir ana-baba, böylesine bir “pislik”, böylesine bir “mikrop” üretemez!.. Hele hele; 9 ay boyunca taşıyamaz bünyesinde!..
O halde, nereden çıktı bu mahlûk?..
“İnsan” desen, insana benzemiyor!..
“Hayvan”desen, tüm mahlûkata hakaret olur!..
Kendi dışkısını yiyen “Domuz” bile temiz kalır bu “necaset”in yanında!..
İyi de;
Kim bu alçak?..
Nereden çıktı bu şerefsiz?..
Öyle bir “necaset parçası” ki, hiçbir “ana”nın rahminden çıkması mümkün değil!..
................
Onun gözünde;
Okumak için üniversite kapısında bekleyen “başörtülü” öğrenciler birer “fahişe!..”
Hem de;
“Bellenmesi gereken bir fahişe!..”
Depremde çektikleri “acı”ların üzerine, bir de “okula girememe” baskısıyla karşılaşan bir “depremzede öğrenci”nin zulmü protesto için açtığı “7.4 yetmedi mi?” pankartına takmış kafayı.
Diyor ki;
“Size neyin yetip yetmediğini ben biliyorum da, size değmez!.. Onu yapmaya bile değmezsiniz!.. Sizi gidi alçak fahişeler sizi!..”
Ben de diyorum ki;
Hayır; böyle bir “şey”e “insanca” cevap vermek mümkün değil...
Ona neyin yetip-yetmeyeceğini ben de çok çok iyi biliyorum ama, değmez!..
Çünkü;
Yazdığı kalem bile “küçük” gelir ona!..
O ki;
Oturduğu “Cola Şişesi”nden bile zevk alan bir “homoseksüel”dir!..
Dolayısıyla; “kalem”ler, “şişe”ler değil, “budaklı odun” lâzım, bu alçak homoseksüele!..
Ya da, çok iyi bildiği “çarpışan mızrak”lardan ikisi!..
Bu “necaset” var ya;
Program yaptığı “kanal-izasyon”dan aradım kendisini:
“O şimdi burada yok, denize doğru akıyor o bok!”dediler!..
Ağzından “kusmuk” kaleminden “irin” dökülen bu it, asla “yazar” olamaz.
Büyük bir ihtimalle ya “boynuzlu” bir pezevenk, ya da en yakınlarını pazarlayan bir “deyyus”tur!..
Sırf “başörtülü” oldukları için okuma hakkı gaspedilen kız öğrenciler için “200 milyonu bastır soyunsunlar, 300 milyonu ver başka şey yapsınlar” diyebilecek kadar bayağılaştığına göre, merak ediyorum;
Böyle bir hayvana tahammül edebilmesi için, karısına ne kadar “vizite parası” ödediler?..
Ya da;
Karısı kaç milyona soyunuyor?..
“Yatak ücreti” kaç paradır?..
Yoksa;
“Lüks yaşantısı”nı, debdebeli hayatını, karısının “vizite ücretleri”nden kazandığı paralara mı borçlu bu pezevenk?..
Rıdvan Dilmen’in sözünü ettiği “yazar”lar arasında bu “boynuzlu”da var mı acaba?.
“Daha fazla maaş” için, o da “patron”larına “gönderiyor”mu karısını?..
Öyle ya;
“Kimin kaça soyunacağı” konusunda bu kadar “uzman” olduğuna göre!..
Ne demiş eskiler;
“Kişi, başkalarını da kendisi gibi bilirmiş!..”
..............
Zaman zaman; bazı hanım okurlarımın “hassasiyet”lerine duyarlı davranır ve bu “pespaye tetikçi”lere daha ağır ifadeler kullanmamak için kendimi zor tutardım.
Hayır; bugün çıkaracağım ağzımdaki baklayı.
İster kızın, ister darılın, isterse telefonlara sarılın; ama n’olur, bu kafasındaki “irin”leri satarak para kazanan “o..... çocuğu”na, bugün olsun anladığı dilden cevap vereyim.
Böyle “it oğlu it”lere az bile yazıyorum.
Bunlar “balans ayarı”ndan hoşlanır...
Elleri kızarıncaya kadar alkış tutarlar bütün “dayatma”lara!..
Bunlara var ya;
Balans ayarı değil, aslında iyi bir “alyans ayarı” yapacaksın!..
Bol taşlı, büyük başlı “yüzük”leri geçireceksin “büzük”lerine, döndüre döndüre ayar yapacaksın!..
Hayır; bunlara karşı “anladığı dilden” konuşmak da çare değil.
Bundan böyle;
Anladıkları “stil”den konuşmalı bunlarla!..
Nasıl “bellenmek” istiyorlarsa,
Öyle bellemeli!..
Hem de “gazete” diye çıkardıkları “paçavra”ların üzerinde!..
Görsünler bakalım;
“Allah’ın emri” olan başörtüsünü taktığı için namus timsali olan o mağdur öğrencilere “fahişe” demek neymiş!..
Görsünler;
Budaklı odun, “cola şisesi”nin üzerine oturmaya benziyor muymuş!..
Görecek!..
Bir gün gelecek, cümle âlem görecek bu “homo”ların rezilliğini!..
Bakalım “o gün” geldiğinde nereye kaçacaklar?..
Ama;
Dünyanın öteki ucuna da kaçsalar, en ücra köşeye de sinseler, girdikleri delikten çıkarıp, teşhir edeceğim bunları!..
Tıpkı; “Yahudi”lerin, “Naziler”i arayıp, bulduğu ve yargılattırdığı gibi!..
Bu “kazurat takımı”nın yaptıkları asla yanlarına kâr kalmayacak.
“Adalet” önünde verecekler hesabını.
Verdirtmezsem, şerefsizim!..