AKİT MENÜ

Yaşam

Mevlevilik nedir? | Mevlevi semahı nasıl yapılır?

Mevlevilik ne? | Şeb-i Arus yani Mevlevilikte Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin vefat ettiği gece her yıl törenlerle anılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Seb-Arus törenlerinde büyük skandallara imza attı. Hal böyle olunca vatandaşlar Mevleviliğin ne olduğunu araştırmaya başladı. Peki, semah gösterisi nasıl yapılır?

Güncelleme Tarihi:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şeb-i Arus töreninde skandallara imza attı. Mevlevi töreninde zikir kadın ve erkek semazenler tarafından bir arada yapıldı. Ayrıca törende Kur'an-ı Kerim tilaveti Türkçe okundu. İBB'nin skandallarının ardından milyonlarca kişi Mevleviliğin ne olduğunu araştırmaya başladı. Mevlevilik nedir? | Mevlevi semahı nedir nasıl yapılır?

Mevlevilik nedir?

Mevlana Celalettin Rumi’nin oğlu Sultan Velet tarafından, Mevlana’nın ölümünden sonra, XIII. yüzyılda Konya’da kurulan, temeli Mevlana’nın görüşlerine dayanan Sünni bir tarikattır.

Mevlânâ’nın tasavvufu, sırf mistik ve idealist bir tasavvuf olmayıp mahdut varlıktan, ferdiyetten ve ferdi ihtiraslardan tamamiyle sıyrılmak ve halka, topluluğa yayılmak sûretiyle tecelli eden ve sosyal hayatta sınırsız bir sevgi, insanî bir görüş ve mutlak bir birlik halinde, moral sahadaysa herkesin kendisini, bir kâmile uymak suretiyle ıslâhı ve umumî olarak hayra, güzele ve iyiye doğru bir gidiş, insanî bir terbiye halinde tezahür eden ve böylece de realitede amelî karaktere sahip olan bir tasavvuftur.Mevlevilik insan odaklı olup hoşgörüye, güzele ve ihlasa yöneliktir, pes etme yoktur pişman olma ve affetme vardır.

Mevlevi semahı nasıl yapılır?

Mevlevî Sema Töreni,  Allah’a ulaşma yolunun derecelerini sembolize eden, içinde dini öğe ve temalar barındıran ve bu haliyle ayrıntılı kural ve niteliklere sahip tasavvufî bir törendir. Mevlevîliğe özel bu seremoni, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (ö. 17 Aralık 1273) zamanında belli bir kurala bağlı kalmaksızın yapılırken Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi zamanından başlayarak disiplinli bir şekilde icra edilmiştir. Bu kurallar, Pir Adil Çelebi zamanına kadar geliştirilmiş ve son şeklini alarak günümüze kadar gelmiştir.

Sema törenlerinde selam bölümü dört kısımdan oluşmaktadır: 1. Selâm, insanın kulluğunu idrak etmesini; 2. Selâm, Allah’ın kudreti karşısında hayranlık duyulmasını; 3. Selâm, kudret karşısında duyulan hayranlığın aşka dönüşmesini; 4. Selâm, insanın kulluğa dönüşünü anlatır. Tören, okunan Kur’an-ı Kerim ve dualarla bitirilir.

Törene, Hz. Muhammed’i (S.A.V.) öven naat-ı şerifin okunmasıyla başlanır. Naat-ı şerifin okunmasından sonra ney taksimine geçilir. Ney taksiminin bitiminde semazenler, semazenbaşının işaret ettiği yere geçip semaya başlarlar. Bundan sonra başlayan Devr-i Veledî ölümden sonra dirilmeyi betimler. Hırkası kabri; sikkesi mezar taşı olan semazen, otururken ölmüş sayılır. Devr-i Veledî’den sonra başlayan ayinde semazenler usulünce hırkalarını çıkarır, dünyevi işlerinden soyunurlar.

Diyanetten Türkçe tilavet açıklaması

Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur'an-ı Kerim mealinin Kur'an-Kerim gibi tilavet edilmesi ve bu bağlamda Türkçe ibadet konuları hakkında açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Kur'an-ı Kerim, lafzı ve manasıyla mucizedir. Kur'an-ı Kerim'in Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, lafızlarının da Kur'an kavramının içeriğine dahil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in tercümesine 'Kur'an' denilemeyeceği ve tercümesinin Kur'an hükmünde olmadığı konusunda İslam alimleri görüş birliği içindedir. Yüce Rabb'imizin öğütleri ve buyruklarını öğrenmek maksadıyla, Kur'an-ı Kerim'in meal ve tefsirlerini okumak gerekli olmakla birlikte okunan bu tercümelerin Kur'an olarak isimlendirilmesi caiz olmadığı gibi mealin Kur'an yerine okunması da doğru değildir. İbadet olarak okunduğunda Kur'an asli lafızlarıyla okunmalıdır. Kur'an'ın meal, tercüme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka, bu tercümeleri Kur'an yerine koymanın ve Kur'an hükmünde tutmanın hükmü ise bambaşkadır” denildi.

Türkçe ezan tartışmaları içinse Diyanet “İslam inancının temel esaslarını içeren ve İslam toplumunun ortak değeri olan ezan, aynı zamanda İslam birliğinin ve tevhidin sembolüdür. Mana ve muhtevası bakımından ezan hem namaz hem de İslam için bir çağrıdır. Yani ezan vasıtasıyla insanlar bir taraftan namaza çağrılırken diğer taraftan Allah'ın varlığı, birliği, Hazreti Muhammed'in onun elçisi olduğu ve asıl kurtuluşun ahiret mutluluğunda bulunduğu gerçeğini dile getirmektedir. Ezanın asli halinin dışında herhangi bir dil ile okunacak çağrının, İslam alimleri ve dünya Müslümanları nezdinde ezan olarak itibarının olmadığı muhakkaktır. Nitekim İslam alimleri 'Arapça dışında okunacak bir çağrının ezan olarak nitelenemeyeceğini', örneğin Farsça olarak okunacak sözlerin ezan olarak sahih olmadığını belirtmişlerdir. Ezanın özgün şekliyle okunması gerektiği konusunda 15 asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezan, İslam'ın şiarı ve namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bu da ezanın bilinen asli lafızlarıyla yani Arapça olarak okunmasıyla gerçekleşir. Bu itibarla ezanın asli şekli dışında başka bir dille okunması caiz değildir" ifade edildi.

 

 

Yorumlara Git

İsrail Başsavcısı, Siyonist Ben-Gvir'in görevden alınmasını istedi

Yemen'de BAE'ye bağlı güçler yağma yaptı

İran yanıyor: Ölü sayısı artıyor, Pezeşkiyan'dan tarihi itiraf geldi!

CHP'liler milletin parasıyla şişenin dibini bulacak! Avcılar Belediyesi değil Avcılar Meyhanesi

Ortalık toz duman! Avrupa’da kanlı noel