Gündem
Medeniyet Tasavvuru Okulu’nun kurucusu Yusuf kaplan Akit’e konuştu! Çağ açıp çağ aşan nesiller yetiştirmeliyiz
Medeniyet Tasavvuru Okulu’nu kuran yazar Yusuf Kaplan, Akit’e yaptığı açıklamada, çağ açan ve çağ aşan nesiller yetiştirilmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’de eğitim sistemine baronik, masonik şebekeler hâkimdir. İlk 10 bine giren çocukları alıp devşiriyorlar. Eğitim sistemi yerli ve milli olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Sık sık kuşatma altında olduğumuzu söylüyorsunuz konuşmalarınızda. Nedir bu kuşatma?
- Türkiye’nin genel anlamda gidişatıyla ilgili sorular oluşmaya başladı. Nereye gidiyoruz? Bu gidiş, gidiş değildir. Türkiye’nin farkına varması ve aşması gereken üç büyük kuşatması var.
* Birincisi eğitim. Tamamıyla sömürgeci bir eğitim sistemi var.
* İkincisi medya. Mankurtlaştırıcı bir medya rejimi var.
* Üçüncüsü ise kültür. Başkalaştırıcı, yabancılaştırıcı bir rol oynamaktadır.
Bu üçünde yaşadığımız durum tam bir felaket. Bir toplumun kaderine hükmeden üç alandan bahsediyoruz. Bu üç alanda ise kendi toplumun çocukları yok. Sömürgeci eğitim sistemiyle, mankurtlaştırıcı medya rejimiyle, yabancılaştırıcı kültür rejimiyle bir toplum kendi mezarını kazmaktadır. Bunu insanlar görmüyor mu? Ben bunları düşündükçe azap duyuyorum. Bu eğitim sisteminden bir şey olmaz. İnsanlar bunu unutmalıdır. Çünkü ipler bu ülkenin çocuklarının elinde değil. Kimse kendisini kandırmasın.
“5 milyon gencin İslam’la ilişkisi sıfırdır”
Medeniyet Tasavvuru Okulu’nun kurulma sebebi nedir?
- Bizim derdimiz adam yetiştirmektir. MTO’da yaptığımız sadece adam yetiştirmek de değil adam yetiştirecek adamları yetiştirmektir. Ancak bu şekilde ilerleyebiliriz. Ben 100-200 sene sonrasını düşünüyorum. Ciddi bir araştırma yapıldı. Öylesine söylemiyorum. Ben söylediği şeyi hayata geçirmeye çalışan birisiyim. Türkiye’de 15-25 yaş arası 7 milyon genç var. Bunun 5 milyonunun İslam’la ilişkisi sıfır.
Bir konuşmanızda bu dönemi Abdülhamid dönemine benzettiniz. Nedir benzeyen yanları?
- Karşılaştırmak için ifade ediyorum. Abdülhamid dönemi ile bu dönem arasında hem ayrışan hem de benzeşen özellikleri vardır. Benzeşen noktalar çok enteresan. Bu dönemde dışarıdan bir saldırı yapılırken, o saldırıya direnen bir adam var. Abdülhamid dönemi de böyledir. 4 taraftan bir kuşatma ve içeriden bir baskı kurulmuştur. İçerden entelijansiya, dışarıdan emperyalistler kuşatmıştır.
O devirde enteresan bir şey oluyor. Meşrutiyet’te inanılmaz bir entelektüel birikim ortaya konulmuştur. Özellikle İslami yörüngede, çağ ile iletişim kurma ve yeni çağdaş klasikler üretme konusunda inanılmaz bir performans sergilenir. Çağ açacak ve aşacak büyük adamlar ortaya çıkar. En zirve isimlerden birisi de Ahmet Cevdet Paşa’dır. Medreseden gelmiş birisidir. Modern eğitim sisteminin temelini atmıştır.
Entelektüel olarak inanılmaz bir atılım gerçekleşir. Özellikle edebiyat ve sanat bir yozlaşma ve arayış halindedir. O yüzden batılılaşma, sekülerleşme çabası dominant olur. Aslında o kültürel cephede teşekkül eden yolculuk cumhuriyetin daha sonraki kaderini şekillendirecektir.
Abdülhamid bir yandan direnirken, diğer taraftan ise eğitime, yeni kuşaklara, kurumlara ihtiyacı vardır. İnanılmaz okullar açar. (Lise o zamanda daha önemlidir. Bürokrasiyi onlar oluşturmaktadır.) Bütün Anadolu’daki liselerin temellerini Abdülhamid açar. Mühendishaneler, Tıbbiye-i Şahaneler gibi kurumlar da gelir fakat eğitimde kendi altını oyan bir yolculuk vardır. Abdülhamid, emperyalistlere ne kadar direnirse dirensin, neticede Abdülhamid’in açtığı batılı olan eğitim kurumlarından yetişen birinci kuşak Abdülhamid’i tahttan indirir. İkinci kuşak Osmanlı’yı tarihten siler. Şimdi ise aynı şeyi yaşıyoruz.
Bu toplum ruhunu mu kaybetti?
- Resmi iyi görelim. Tanzimat ile bu toplum yönünü yitirir. Meşrutiyet ve cumhuriyete sarkan süreçte yörüngesini kaybeder. Özal’lı yıllardan itibaren de ruhunu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya gelir. Şu an, o sürecin tam dibindeyiz.
Ama binlerce İmam Hatip açıldı. Hiç mi katkısı yok?
- İmam-hatipler, proje okullar açılıyor bunları küçümsemiyorum bunlar küçümsenemez ama ipler bizim elimizden kayıyor. Gün geçtikçe kaygan zeminlerde patinaj yapıyoruz. Böyle giderse yok olacağız. Çok net söylüyorum. Cemaatlerin eğitimde hiçbir şey yaptığı yok. Birinci sınıf eğitim kurumları ihdas etmeleri lazım.
Sorunun merkezinde aslında eğitim var. Neden eğitim sistemini milli ve yerli merkeze çekemiyoruz?
- Türkiye’de eğitim sistemine kim hâkim? Baronik, masonik şebekeler hâkimdir. İlk 10 bine giren çocukları alıp devşiriyorlar. Batı kültürünün misyonerliğini yapıyorlar. Batıda üretilen, burada tüketiliyor. Kendilerinin yeni bir şey ürettiği yok. Burada ise hava basıyorlar. Onlar birer gölgeden ibaret. Boğaziçi Üniversitesi’nde özgürlüğün engellenmemesini istiyorlar ama 500 tane öğretim görevlisi arasında bir tane bile kendi adamlarından başka kimse yok. Tam anlamıyla gettoya çevrilmiş durumda. Bu ülkenin üniversiteleri, kültürü, medyası işgal edilmiş vaziyettedir.
“Toplumu ayakta tutan tutkal, ruh İslam’dır"
İyi de iktidarda ‘biz’ yok muyuz?
- Fikirde, kültürde, sanatta kim iktidarsa o gerçek iktidardır. Çünkü bunlar insanların dünyalarını şekillendiriyor. Hayatlarına yön veriyor. 15-25 yaş arası 5 milyon gencin İslam’la ilişkisi yok. Geriye kalan 2 milyon da ne kadar sağlam? Bu ne demektir? Bu ve bundan sonra gelen kuşak kaybedilmiş demektir. Biz İslam’ı kaybettiğimiz sürece hiçbir şeyi kazanamayız. Bu toplumu ayakta tutan tutkal, ruh İslam’dır. İslam’dan başka hiçbir şey bu toplumu ayakta tutamaz.
Yapılan yeni bir araştırma sonucunda Laiklik yükselişte gösterilmiş. Buna ne diyorsunuz?
- Laiklik bu toplumun altını oymuş ve bölmüştür. Laik kimliği öne çıkartıp İslami kimliği bastırarak, etnik kimlik kendini belli etmiştir. Laik generaller PKK’nın önünü açmıştır. Türkiye’nin bölünmenin eşiğine gelmesine yol açmıştırlar. 28 Şubat darbesiyle bu ülkeye en büyük ihaneti yapmışlardır. İrtica, domuz bağları diyerek sahte bir felaket senaryosu üretmişlerdir.
Allah’tan o dönem askerdeydim, yoksa başım belaya girerdi. Sabah veya Milliyet gazetesi 8 sütuna manşet atmış “Hizbullah’ın sinemacısı Yücel Çakmaklı” diye. Bu nasıl bir operasyon dedim. Türkiye bir yere doğru sürükleniyor. Birileri hayali düşman icat ediyor. Bir toplumun % 99’u Müslüman ise o toplumda en üst kimlik İslami kimliktir. Bunu insanlar niye tartışıyor anlamıyorum. İnsanlar buna yapışmazsa bu ülke parçalanacak.
“Bana Gazali, Itri, Razi, Mevlana, Şeyh Galip lazım”
Laiklik sebebiyle mi parçalanacak?
- Siz laiklik üzerinde İslami kimliği aşındırın, bütün direniş noktalarını kırın, ondan sonra etnik kimlik öne çıksın Türkiye parçalanmanın eşiğine sürüklensin. Ardına özgürlük ve Boğaziçi meselelerinin arkasına sığının. Sen Boğaziçi olarak ne yaptın? Kant, Mahler, Bach, Picasso mu yetiştirdin? Bunların karikatürünü bile yetiştiremedin. Peki, bana ne lazım? Bana Gazali, Itri, Razi, Mevlana, Şeyh Galip lazım.
Amerika, kendi çocuklarını yetiştiriyor biz neden yetiştiremiyoruz?
- Amerika’daki eğitim sistemi kendi çocuklarını yetiştiriyor. Kendi geleceğini kuracak bir eğitim sistemi 100 sene içerisinde bir adamı yetiştirmek için vardır. Bir tane Kant’ı, Hegel’i yetiştirmek içindir. Benim bir Sinan, Itri yetiştirmem lazım. Amerika’daki, Avrupa’daki eğitim sistemi kendi altını mı oyuyor? Hayır. Mevcut eğitim sistemi, benim çocuğumu benim elimden alıyor. Ailesine, kültürüne yabancılaştırıyor, düşman ediyor. Yetmedi, öyle bir noktaya getirdi ki, şimdi cinsel sapık yapıp bırakıyor. Buna kesinlikle dur denilmesi lazım. Mevcut eğitim sistemiyle bu gidişata dur demek mümkün mü? Rektör atamasında dahi ülkeyi cehenneme çevirdiler. Burada milletin kendi yükümlülüğünü yerine getirmesi lazım.
“Adam yetiştirecek adamlar yetiştireceğiz"
Sizin MTO çalışmanız öncü kuşaklar yetişmesi noktasında nasıl bir rol üstleniyor?
- Benim yaptığım şey bu ülkenin önünü açacak, bizim enderunumuz olacak birinci sınıf hem okul hem de ekole dönüşebilecek bir kurum. Türkiye’nin en iyi hocalarının, fikir adamlarının bir arada, İslam medeniyeti fikri etrafında, İslam’ın birleştirici ruhunu ete kemiğe büründürebilecek bir yolculuk yapmaya karar verdik. Cemaatler üstü, parti üstü, STK üstü bir okul. Piramidin en tepesine adam yetiştirecek adamlar yetiştirmem lazım. Öncü kuşaklar. Bu dünyada yaşayacak ama bu dünyayı yaşamayacak, bu dünyayı aşacak, bu çağı aşacak çağrısı çağı kuracak öncü kuşaklar. Bunun yolu nedir? Fikir ve oluş çilesi. Okula alınma şartı İsmet Özel’i, Sezai Karakoç’u, Mustafa Kutlu’yu, Cahit Zarifoğlu’nu, Cemil Meriç’i, Tanpınar’ı okumak. Bunları bitirdikten sonra ben okula alıyorum. Nizamiye medreselerinin yaptığı şey de bunun gibiydi.
Nizamiye medreseleri ne yaptı?
- Nizamiye medreseleri, bütün bir İslam dünyasının ayağı kalkmasını sağladı. Çeyrek asırda bin yılın tohumlarını ektiler. Kurucu Melikşah, uygulayıcı Nizamülmülk, temelleri koyucu Gazali’dir. Bizim bu mahşerin üç atlısına ihtiyacımız var. Birinci medeniyet krizini bu üçlü gördü ve hazırlıklarını yaptılar. Haçlı ve Moğol saldırıları, birinci medeniyet krizidir. Bağdat, Kahire, Kurtuba gitmiş her şey bir kaos halindedir. İslam medeniyeti, tarihinin en zorlu dönemini yaşamıştır. Müslümanlar, o devirde her şeylerini kaybetmişler ama bir şeylerini kaybetmemişler: “İnançlarını”. Çünkü tohum o kadar sağlamdı. Gazali, o kadar büyük bir adamdı. Bu yüzden Gazali’nin üzerine gidiyorlar. Gazali’ye saldırıyorlar. Geri zekâlı bunlar. Türkiye’de, Gazali ile ilgili İslami çevrelerden cümle kuranları anlamıyorum. Ben bunu da batılılardan mı öğreneceğim? Bu nasıl bir aşağılık kompleksidir. Nigel Tubbs 300 sayfaya yakın “Batı Felsefe Tarihi” kitap hazırlamıştır. 70 sayfaya yakın bir bölümü ise İslam felsefesine ayırmıştır. Normalde Batı felsefe kitaplarında, İslam felsefesi olmaz. Ama adam neredeyse kitabın dörtte birini ayırmış ve İslam felsefesi bölümünün de neredeyse yarısında Gazali’yi anlatıyor.
O dönemki çıkış yolunu bugüne nasıl uyarlayabiliriz?
- O çeyrek asırlık dönemde akidede, fikirde, siyasette üç sütun dikildi. Bunu ehl-i sünnet omurgası olarak adlandırıyorum. Bu ehl-i sünnetçilik değil. Omurga kuruldu. Bin yıllık tarih buradan yapıldı. Paramparça olan İslam dünyası toparlandı. Dışarıdan gelen düşman püskürtüldü, içerideki haşhaşiler ve fitneler durduruldu. Şu an buna ihtiyacımız var.
İkinci medeniyet krizi devam ediyor mu?
- İkinci medeniyet krizini 200 yıldır yaşıyoruz. İslam dünyası paramparça oldu. Perişan durumda. Tarih yapan bir aktör olarak İslam medeniyetini tarihten uzaklaştırdılar. Şimdi ikinci aşama, bu İngilizlerin şark meselesidir, Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmak. Bunun yolu nedir? Bir taraftan selefi dalgayı şiddete, teröre bulaştırmak öbür taraftan ölümü gösterip sıtmaya razı etmek için İslam’ı Protestanlaştırma projesi. İslam’ı, Müslümanların hayatından, siyasetinden, fikrinden, sanattan ve kültürden uzaklaştırmak. İslam’ın kilisesi yoktur, bu çok önemli bir şeydir.
MTO köklü bir medrese gibi çalışıyor. Bunu nasıl başardınız?
- Bizim yetiştireceğimiz insanlar yeni İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Molla Gurani, Davudi Kayseri, Yunus olacak. Ama mevcut eğitim sistemiyle olmaz. Benim burada yaptığım şey iki üniversite arasında bir taraftan hocaların müfredatı öbür taraftan ona eşlik eden 100 kitap listesi. O, 100 kitap listesi bir üniversite projesidir aslında. Benim, 5 aşamalı 5 yıllık bir projemdir aslında ama şu an 3 yıllıktır. Katılan insanlar bir taraftan o kitapları okuyor diğer taraftan derslere katılıyor. Ben, inanılmaz bir şey yaptım, pandemi sürecinde hocalar derslere giriyor bomboş sinek avlıyor. Ben binlerce insanla çatır çatır ders yapıyorum. Geçen akşam 6500 kişi idik. Bu 6500 kişiye ise not tutarak dinlemelerini söyledim. Bu tam bir medresedir. Medrese en gelişmiş eğitim formudur. İnsanlar bunu bilmiyor. Bilme, bulma, olma yolculuğu. İlim, bilme yolculuğu, irfan, bulma yolculuğu, hikmet olma yolculuğudur. Çok felsefi bir şey söylüyorum. Batıdaki eğitim bilmeye dayalıdır. Önümüzdeki süreçte bu ülkenin kremasını oluşturacak insanların tohumlarını ekmek istiyoruz.
“Aileler çocuklarına sahip çıkması lazım”
Aileler çocuklarının farkında mı?
- 29 yaşında tıp okuyan üniversiteli bir hanım kardeşimiz MTO’lu “Şerhu’l-Akâid” okuyormuş. Ailesi de “Sen tıp okuyorsun. Bu nedir?” gibisinden sorgulamış. Tıbb-ı Nebevi ile ilgilenmek istiyorum. İbn-i Sina, Müslüman tıbbın zirvesi insanlık tarihinde gelmiş geçmiş en büyük tabiplerden, hâkimlerden, felsefecilerden birisidir. Hikmet yolculuğu yapmış olanlardan birisidir de. İbn-i Sina’yı, İbn-i Sina yapan şey 10 yaşında Kur’an-ı Kerim’i hıfz etmiş olmasıdır. Eğer Kur’an’ı hıfz etmeseydi İbn-i Sina olur muydu? İhlâs suresinin tefsiriyle ilgili en büyük tefsirlerden birisini İbn-i Sina yazmıştır. Aileler çocuklarının geleceklerine mühendis, doktor gibi kariyerist açıdan bakıyorlar. Benim çocuğum ahlaklı, karakterli olsun, ülkesine, medeniyetine faydalı birisi olsun diye bakmıyorlar maalesef. Ailelerin kendi çocuklarına sahip çıkması lazım.