AKİT MENÜ

Gündem

Ramazan ayı nasıl geçerse bütün sene öyle geçer!

Arifan Külliyesi Başkanı Ömer Faruk Akkaya, Ramazan ayına ilişkin gazetemize yaptığı açıklamada, “bu ayı ne kadar kâmil, ne kadar nefis muhasebesi, ne kadar günahtan uzak, ne kadar ibadet ile dolu geçirirsek senemiz de öyle geçecektir. Bu ayı nefsani arzuları terk edip insaniyetimiz ile buluşmanın kemal noktası gerçek bir oruç ve bu insaniyetimizin gıdası ve diriltici nefesi vahiy ile bütünleşerek geçirmek gerekir” dedi.

Dünya ve ülke gündemi hızlı bir şekilde değişirken Ramazan iklimi de bütün güzelliğiyle devam ediyor. Her günü her anı Rabbimizin bize ikramı olan Ramazanı hakkıyla değerlendirmek noktasında neler yapabiliriz yeniden diriliş ruhunu kazanmak için neler yapmalıyız gibi temel meselelerimizi Arifan Külliyesi Başkanı Ömer Faruk AKKAYA Hocaefendi ile konuştuk.

Ülkemizde ve dünyada sıcak gündemler yaşanıyor. Bunla birlikte Ramazan’ın manevi gündeminin içindeyiz. Ramazan-ı Şerif’in kalan günlerini hakkıyla nasıl yaşamalıyız?

- Ramazan kelime olarak yakmak, yanmak anlamına gelir. Ulema, günahları yakıp döktüğü için bu ad verildiğini belirtir.  Ramazan-ı Şerif ayı, her şeyden önce bu aya nefsimizin terbiye ve tezkiyesine yönelik hedef ve niyetler ile başlayarak değerlendirilmeli. Bu niyet Ramazan-ı Şerifteki duruşumuzu şekillendirecektir. Neye nasıl niyet edersek elimize geçecek olan odur. Gösterişin, desinlerin ve nefsani payelerin olmadığı bir ramazan geçirilmeli. İnfaklar ve yardımlar oruçlar kadar gizli olmalı. Allah kuluna şah damarından daha yakın ama şu dünya hudutları arasında görülmediği ve yarattığı hiçbir şeyde zerre ortağı olmadığı gibi kulunun da yaptığı amelin de ve davranışların da gösteriş vb. ile insanların; kendini kurtulmuş ve yeterli görmek vb. ile de nefsin ortak kılınmasını kabul etmez. Ramazan-ı şerifi yaşamakta bir gayemiz ve hedeflerimiz olmalı. Bu niyet; nefsimizde gördüğümüz kusurlarımızın terbiyesi maksadı ile olabileceği gibi dünyevî sınırları aşıp Rabbimize tam bir teslimiyeti nefsimize haykırmak olmalı. Ramazan-ı Şerif günahlardan ve nefsin azgınlıklarından ne kadar beri ve salim olursa bütün bir sene ruhî duruşumuz ve manevi yürüyüşümüzde o derece salim ve temiz olacaktır. İmam-ı Beyhaki’nin naklinde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmakta: “Ramazan-ı şerif selim olursa bütün bir sene selim olur. Cuma selim olursa bütün bir hafta selim olur.” Bu ayı ne kadar kâmil, ne kadar nefis muhasebesi, ne kadar günahtan uzak, ne kadar ibadet ile dolu geçirirsek senemiz de öyle geçecektir. Bu ayı nefsani arzuları terk edip insaniyetimiz ile buluşmanın kemal noktası gerçek bir oruç ve bu insaniyetimizin gıdası ve diriltici nefesi vahiy ile bütünleşerek geçirmek gerekir.

Sosyal mesafeyi ilk koyan Efendimizdir (SAV)

Peygamber Efendimiz Ramazan’ı nasıl geçirirlerdi?

- Resul-u Ekrem Efendimizin bütün hayatı kulluktur. Efendimiz Ramazan-ı Şerif’te tüm güzel hasletlerine daha bir itina ve dikkat ile yaklaşarak noksaniyetin yurdu şu dünyada o hasletlerine kemâlatı tattırırdı. Bunu ise Cebrail Aleyhisselam ile karşılıklı yaptığı mukabelede görüyoruz. Efendimizin Ramazan-ı Şerif hayatına şu başlıklardan geçerek bir bakış tesis edersek daha isabetli olur:  Oruç, Tilavet-i Kur’an, İnfak, Cihat. Oruç ile nefsin hürriyeti, Kur’an ile ruhun asaleti, infak ile merhametin kemâli yakalanır.

Bu sene teravihler camide kılınamıyor. Teravihin evde kılınması noktasında Diyanet’in kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Normal zamanlarda tabii ki Teravih Namazı için Müslümanlar ile birlikte olacağımız mescidler tercih edilir, mescidlerde kılmak diğer yerlerden daha faziletlidir. Ancak yaşadığımız şu süreç gibi bu tür salgın dönemlerinde Ramazan gecelerini ihya edeceğimiz teravihlerin evde kılınması doğru olandır. Salgın gibi fıkhın zaruret ahkamından pay alınan dönemlerde Teravih Namazı için mescidlerde toplanmak ile ehl-i iyalin rızkı için çalışılacak bir mekânda toplanmış olmak fıkhen aynı ruhsat ve zaruret ahkamına tabi olmaz. Çünkü kişinin ehli iyalinin aslî ihtiyaçları için çalışması dini bir vecibe iken teravih namazını camide kılmak vacip değildir. Bu nedenle bu iki konuya bazı kişiler karşılaştırma yapıyorlar. Bu çok yanlış ve ilimsiz bir bakış açısı. Tabii ki toplu alanların tamamında mesafeye dikkat etmek gerekir. Sosyal mesafeyi ilk koyan da Efendimizdir; cüzamlı hastalar ile iki veya bir mızrak mesafe ile görüşülmesini emretmiştir. Kendisi aralarında cüzamlı bir hastanın olduğu heyetin karşısına da çıkmamıştır. Bu nedenle salgın döneminde mesafe konusu en sağlıklı reçetemiz olarak durmakta. Hanesini ve sorumluluğu altındaki kişilerin rızkı noktasında çalışmak bir zorunluluk iken özellikle böylesi salgın dönemlerinde teravihi kılmak için camide veya mekânlarda toplanmak aynı ruhsata tabii değildir. Bu nedenle “Teravihi camide kılmıyorsak fabrikalar neden açık?” vb. halkı tahrik edici konuşmalar ne fıkhımız ne de irfanımız açısından ilimsiz cümleler olmaktan öte bir anlamı yoktur. Halkımız, kafa karıştırmak ile varlığına tutunan bu tür çıkışlara iltifat etmek yerine sabırla itidali ve denge yolu tercih etmelidir.

Ehli Sünnet düşmanı bazı proje hocaların halkın zihnini bulandırması ve her Ramazan’da gereksiz tartışma konuları açması hakkında ne düşünüyorsunuz?

- İmam-ı Azam rahmetullahi aleyh sağlam ve sahih inanç temellerimizi anlattığı Fıkh-ı Ekber isimli eserinde “Teravih namazını ancak rafizilerin inkâr edeceğinden” özellikle bahseder. Her ramazan ayı yaklaşırken Teravih Namazı ile başlayan tartışmaların vesair münakaşaların temeli de kaynağı da ve maksadı da işte bu cümlede gizli. Yani asırlardır Müslümanların medeniyet yürüyüşüne kimler kaile çıkardı ise yine aynı dış mihraklar sürece müdahil oluyorlar. Müslümanlar, medyaya Müslümanca tasarruf sahibi olmadıkça ve meselelerine irfan ile cümle kuran ruh sahibi âlimlerini söz sahibi etmedikçe bu tür tartışmaların getirdiği ifsadı bitirmek veya azaltmak çok kolay değil. Bu asrın sorunlarından biri halkın sorunlarını çözmesi gereken ilmi ve akademik unvana sahip kişilerin halkın gündemini meşgul eden sorunlar ve tartışmalar ile medyada söz sahibi olması ve kılınması.

Milletimizin yeniden diriliş ruhunu yaşaması için tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

- Üç şeye sahip olmalı: Semaya, Zemine, Zamana sahip olmalı.  İnsanın yüklendiği mana ve ruh bu üçüne hem zahir ve hem de mana açısından sahip olması ile vücut bulacaktır. Daha müşahhas şekli ile göklere, bulunduğumuz arz zeminine/toprağa ve zamana hem mana hem de tasarruf açısından sahip olmalıyız. Bu konu çok uzun bir konu. Her birine birer örnek ile şöyle açayım; sema ile hakikati ve maneviyatı kuşanarak medyaya, uzaya, havaya ve göklere tasarruf tesis etmek ile. Zemin ile bize emanet edilen mekâna ve toprağa tasarruf ile. Zaman ile hakkın muasır sesi olmak ve çağları kuşatacak ifade dilini kurmak ile  hulasa ile bu üç esasta neslimize yön verecek işlere öncülük etmekle diriliş tesis edilebilir.

Bu çağda Müslümanlar en çok hangi konuda uyanık olmalı?

- Her şeyden önce nefsi arzularımız ile ve özümüze konulan ulvi mana insaniyeti birbirinden ayırmakta dikkatli olmalıyız. Çünkü kendi kusurları ile meşgul olmayıp cemiyete fare gibi yapışmış tipler her cenahta çoğalmaya başladı. Müslüman bir şahsiyet önce kendini ıslah etmeli. Nimetin tarifinde ve şükürde, hidayet ve dalalet arasındaki ince çizgide, Birbirimizi, Allah’ın kullarını sevdiği gibi sevmekte. Allah Teala bile velilerini (dostlarını) kusursuz istemez iken bizim kusursuz dost aramamız ne itikaden ne de irfanen yakışık almayan bir husus. Bu asrın tuzaklarını kuran harici aklı anlamakta, içeri ile meşgul olmak yerine fitneleri besleyen harici unsurları püskürtmekte. Kur’an-ı Kerim’in en uzun Bakara Sûresinde bize Yahudilerin özellikle anlatılmasındaki manayı anlamakta, Yahudilerin dünyadaki fitnelerini ve İslam dünyasındaki tüm uzantılarını tespit ve tahlilde.

Ülkemiz teknolojik alanda çok ilerlemeler kaydediyor.  Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

- Ülkemiz geçmiş ile mukayese edilmeyecek derecede manevî her alanda daha fazla hizmet etme ve ilerleme imkânını da sundu, Elhamdulillah. Önce buna şükür ile başlamak gerekir. 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini iddia edilen zalimlerin elinden iman ile yoğrulan şu aziz yurdu onların tüm desiselerine rağmen almış olmak; Allah Teala’ya ne kadar şükretmeye çalışsak ifa edemeyeceğimiz çok büyük bir nimet. Bu nimete her alanda vazifemizi ifâ ile şükredersek Allah nimetini mutlaka artıracaktır. Kalkınma konusuna gelince, malumunuz, Yahudiler tüm düzenlerini ekonomik güç ve dünyevileşme üzerine tesis etmişlerdir. Asırlardır ellerine geçirdikleri bu güç ile dünyayı ve insanlığı mahvediyorlar.  Bu nedenle Müslümanların maddi planda elde ettikleri güç ile Yahudilerin ifsadına kuvvet veren mevzileri pasif hale getirmeye çalışmaları, ellerinden alma adımları çok büyük ve öncelikli ihtiyaçtı. İşte burada uzayda var olmamız konusunu bu noktada da tekrar düşünmek zorundayız. Bu nedenle kalkınma ile başlayan süreç bundan sonra çok hızlı ve süratli bir şekilde manevi terakkinin her alanında şekillenmesi ile devam edecektir. İnşallah. Şayet bunu tesis edemezsek ruhsuz bir beden ne ise biz de aynı duruma düşeriz. Ruhsuz madde ruhsuz ve iradesiz insan gibidir; hayata ve insaniyete hizmet sunamaz, sadece esarete kilitler.

“Ümmetin dağılmasına sebep olmak büyük bir vebal”

İslam dünyasının birliği beraberliği noktasında neler yapılmalı?

- Birlik bir merkezin etrafında olur. Bu merkez ise ancak dirayet makamıdır. Müslümanların ümmet olarak birliği ancak kuşatıcı bir otoritenin varlığına tutunmak ile olur. Ümmetin siyasi birliği için gayret etmenin yanında daha önce mahallemizde, şehrimizde ve ülkemizde bir birliğe ihtiyacımız var. Ümmeti alakadar eden konularda gücü dağıtmamıza ve ayrılığa kesinlikle müsaade edilmemiştir. Ümmetin bugününü ve geleceğini alakadar eden konularda zafiyete ve dağılmalara sebep olmak büyük bir vebal. Şayet Müslümanlar, faaliyet alanlarındaki çeşitlilik ile ümmetin güç ve kuvvetini bilfiil dağıtırlarsa o zaman o faaliyetlerin adı hakka hizmet değil; ümmetin kuvvetini ifsat olur. Birlik; birbirimizin gıybetini yapmamak, birbirimize zan yapmamak, iftira etmemek, nemime yapmamak, birbirimizi Allah için sevmek, hata ettiğimizde sosyal medyaya sarılmak yerine birbirimize samimi nasihat etmek, birbirimizi önemli ve kıymetli görmek, ayıp araştırmamak, birbirimizin yaptığı hizmetleri ümmetin mütemmim çok önemli bir cüzü görmek ile başlar. Din üzerinden ne olursa olsun tartışma ve münakaşa konularını halkın önünde açmamak; kardeşliğimizi ve birliğimizi ayağa kaldırmakta büyük mesafe kat ettirecektir. Son yıllarda bizi mahveden ve içten içe büyüyen urlarımız; ne olursa olsun ekranlarda kavganın ön plana çıktığı reddiye ortamları tesis etmek, sosyal medyada Müslümanca usulü kaybetmek ve her şeye mahremiyet adabını aşarak cevap vermek, işte bu hastalıklarımızı acilen izale etmeliyiz.  Bunları yapalım işte birlik ve işte kardeşlik bu.

Yorumlara Git

Biz şimdi 'iktidar belediyelere operasyon çekiyor' diyoruz ama! İhbar edenlerin tamamı CHP’li Kendi belediyelerini savcılığa şikayet ediyorlar

ABD Savunma Bakanı, yerine Dan Driscoll'un geçmesinden endişe ediyor Hegseth'e de yol göründü!

ABD uçağı böyle yere serildi! Müthiş görüntüler ortaya çıktı!

CHP'li Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı

Görele'de skandallar bitmiyor! CHP’den Tuana’nın ailesine ahlaksız teklif: "Şikayeti geri çekin" baskısı