Aktüel
TSK’da zihniyet devrimi
Tanıdığım bir “subay” vardı. Kendisi namazında-niyazında, eşi başörtülü... Namazından ve eşinin başörtüsünden dolayı çok sevdiği Ordu’dan atılacağına kesin gözle baktığından, her “Yüksek Askeri Şûrâ (YAŞ)” toplantısı öncesi strese girer, toplantı kararları açıklanana kadar adeta “psikolojik koma” halini yaşardı. Kararlar açıklandığında “Ordu’dan atılanlar listesi”nde adını görmeyince sevinir, ama tanıdıklarının ihraç edilmesine üzülür, dururdu.
Bir gün bütün stresi sona erdi. Ordu’dan atıldı.
Bir “subay”la tanışmıştım. Uzun süre onun yaşadığı strese de şahit oldum. Gizli gizli namazını kılıyordu, ama “eş durumundan rahat”tı; çünkü “başörtüsüz” biriyle evlenmişti. O halde niye stres yapıyordu? Eşi başörtüsüz de olsa, belli bir “muhafazakâr anlayış”a sahiplerdi. Mesela, askerler arasındaki bazı “sosyal etkinlikler”e eşiyle birlikte katılmıyor, “alkollü içki” içmiyordu. Bunlar pekâlâ “irticai emare” olarak atılma gerekçesi olabiliyordu. Stresinin sebebi buydu.
Onun âkıbeti ne oldu bilmiyorum. Çünkü bir tarihten sonra irtibatımız kesildi.
Eğer namaz kılıyorsan, eşin başörtülüyse, alkollü içki içmiyorsan, “müslümanca” bir hal ya da gidişatın varsa; mesela eşinle birlikte balolara, kokteyllere falan katılmıyor, dans-mans etmiyorsan, “yukarılar”da bir yerlerde belirlenen “yeri ve zamanı” geldiğinde üzerine bir “irtica etiketi” yapıştırılıp Ordu’dan atılman sıradan bir vaka idi. Ne kadar başarılı bir asker olursan ol... Bu böyle süregeldi onyıllarca...
“Peygamber Ocağı” denilen Ordu’da, “Peygamber’in yöneldiği kıble”ye dönmek ihraç gerekçesi sayılarak subaylar, astsubaylar harcandı yıllar boyu. Sanki Ordu dağılacak, kıyamet kopacaktı bir subay namaz kıldığında, eşi başörtüsü taktığında...
Şimdi “yeni bir dönem”e girildi..
FARUK KÖSE'NİN BUGÜNKÜ YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN