AKİT MENÜ

Okur Postası

'Şule Yüksel Şenler'i rahmetle anıyoruz'

Gazetemiz okurlarından Sümeyye Sehle Bedir "Şule Yüksel Şenler'i rahmetle anıyoruz” başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Burdur’un Bucak ilçesinin bir köyünde rahmetli babam, Kur’an Kursu öğreticiliği yapıyordu. 1986 yılının yazdan sonbahara geçileceği günlerden bir gün; bir ikindi sonrası, babamın okuttuğu talebelerinden bir veli, yeni yürümeye başlayan çocuğuyla babamı ziyârete gelmişti. Çocuk yeni yürümenin afacanlığıyla babamın kitaplığında bulunan alt raftaki kitapları yere atıyordu. Onların sesleriyle mutfaktan odaya girdiğimde telaşla yerden kitapları topladıklarını gördüm. Yardım etmek niyetiyle yere eğildiğimde çarşaflı kadın resimli, “Hidâyet” isimli orta boy roman ebatında bir kitap gördüm. Üzerinde “Şule Yüksel Şenler” yazıyordu. Buğday tenli, kara gözlü bu kadına baktım da baktım. Yüzünü, gözlerini, giydiği kıyafeti, (çarşafı) çok beğenmiştim. Sonra babama bu kitabı okumak istediğimi söyledim. Babam bana bu kitabın yaşıma uygun olmadığını söyleyerek; turuncu renkli, üzerinde dua eden genç kız resimli, nur yayınlarından çıkan, orijinal basımlı “Huzur Sokağı” romanını verdi. Daha önceleri Kandil Çocuk, Gül Çocuk, Selâm gibi çeşitli dergileri, mecmuaları, hikâye kitaplarını okuyan ben, Huzur Sokağı romanını okumakta hiç zorlanmadım. Hızlı hızlı okuyor, olayları gözümde canlandırıyor, adeta soluk almadan okuyordum.

Okulların açılmasına az bir zaman kala kitabı bitirdim. Arka tarafı dağa nâzır kurs lojmanında bir ikindi sonunda, annemin odun ateşinde yemek yaparken, yemeğin altına odunları sokarken okumam bitmişti. Fâniden bâkiye (mecâzi aşk) geçiş, çok ustaca anlatılmıştı. Bir ocakta yanan odunlara, bir de karşıki dağlara, kayalıklara bakmış ve hemen oracıkta duâmı etmiştim: “Allah’ım ne olur ben de Şule Yüksel Şenler gibi olayım, beni onunla tanıştır ve buluştur!” Hâlbuki yazar ya İstanbul’da, ya da Ankara’daydı. Nerede yaşadığını bile bilmiyordum. Ama ona duyduğum muhabbet, usta kalemine hayranlığım sonsuzdu. Roman karakterlerinin birbirine kavuşamaması, bende tarifi olmayan üzüntülere sebep olmuş, gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı akmakta, ağlamaktayken, ilk defa ailemizden öte sevgiyi o zaman keşfetmiştim. Anam kapıdan başını uzatmış bana sesleniyordu, “kızım ocağın altını yakıyor musun?” Ben de başımı çevirmeden, ağladığımı ona belli etmeden, başımı sallayarak odunları ocağa tıkıştırmaya devam ettim. Gönlümde harlanan mücâdele, sevgi ateşi de orada hâsıl oldu.
Okullar açıldığında evimiz okula biraz mesâfeli, yolu engebeliydi. Dindar olan öğretmenimizden de cesaret alarak, Hilâl karakterine özenerek, sıraların üzerine çıkarak, öğle namazını kılıyordum. Başımı da tam gün örterek babamı sevindirmiştim. Daha önce bunu başaramayan babam, bunu bir romanla çözdüğü için mutluluğuna diyecek yoktu. Zira daha önce katıldığı seminerlerden aldığı başörtüyü evden dışarıya çıkınca, sokak kapısının halkasına bağlar, oyun oynardım. Akşam olunca babam bu yaptığıma bir şey demez, bazen de gülerdi. 10 yaşında hocamızın hârika tasvirleriyle, fevkalâde eşsiz anlatımlarıyla bu sorun çözülmüştü. Onun kitaplarında edebi yazılımının yanında, ifâde netliğinin yalın olmasıyla; “Hidâyet, Gençliğin Izdırâbı, Bize ne oldu?, İslam’da Kadın, Uygarlığın Gözyaşları, Kız ve Çiçek” bütün kitaplarını okudum. Sadece “Yılan ve Tilki” kitabından vefatından sonra haberim oldu.

“Kız ve Çiçek” kitabı tesettürümde çok önemli bir etken oldu. Kitapta yapraksız gül biyolojik olarak düşünülemeyeceği gibi, tesettürsüz kız (kadın) da düşünülemeyeceği ifâde ediliyordu. Girdiğim bir Kur’an Kursunda Hitâbet dersinde “Uygarlığın Gözyaşları” kitabından makaleler seçiliyor, okunuyordu. Sevincime diyecek yoktu. En çok beğendiğim, sevdiğim makale: “Fefirru İllallah! -Allah’a kaçın! (Zâriyat / 50. Ayet) Şiirde ise; Hz. Sümeyye şiiriydi. Hemen ezberlemiştim. Aradan yıllar geçti, 11 yıl sonra hayâlim geçek oldu. 1997 yılında; Necmeddin Erbakan Hocamız Başbakan, herkes hayatından memnun, ben de, en çok sevdiğim, beğendiğim bir kursta, olmanın memnuniyetiyle yeni çevre, dostlar, hocalar tanımanın mesrurluğu içerisindeydim. Sonra yine bir sonbaharın sonlarına doğru hocalarımızın birinin düğününde yemek faslını icrâ etmek üzere kursumuzun yemekhanesindeydik. Gelen misafirlere yemek ikram edilmekte, biz de misafirlere hizmet etmekteydik. Kendi halimde hizmet halindeyken; bir ses, bir fısıltı “Şule Yüksel Şenler geliyor” diyor, fısıltılı ses halka halka salona yayılıyordu. Gayri ihtiyâri başım kapıdan tarafa çevrildi. İçeri girenlerden daha onu tanımadan, başörtüsünün tarzı, zarâfet, nezâket ve asâlet içerisinde temkinli yürüyüşüyle onu tanımamla, önceki hizmet masasını bırakarak onun geçtiği masaya yönelmem bir oldu.

Hayat sürprizlerle doluydu. 4 yıl yaşadığım İstanbul’da unutulmaz olaylardan birini yaşıyordum. Çevremde kim varmış hiç umurumda değildi. Gözlerim ona sabitlenmiş, aşkından sarhoş bir divâne, rask halinde bir Mevlevi dervişi gibi gidip geliyor. Onunla konuşmanın hayâlinde derdindeydim. Misafirler kalkmak üzereydi, yanına gittim;

•“Hocam hoş geldiniz!

•Sağ’ol evladım,

•Hocam, başta ‘Huzur Sokağı’ romanınız olmak üzere, bütün kitaplarınızı okudum. Size teşekkür ederim,

•Ben de size teşekkür ederim, siz okumasanız ben yazamazdım”

Diyerek ne kadar mütevâzı olduğunu ortaya koyuyordu. Sonra elini öptüm, bana kendisinden beklemediğim iltifâtlar etti. Zaman su gibi akıyordu. Hocamız bizimle vedalaştı, ayrıldık. Yıllar geçti ben o sahneyi hiç unutmadım. Âşıkın ma’şûk’unu görmesi gibi bende büyük sürur hâsıl etti. En çok sevdiğim kadın yazar Şule Yüksel Şenler Hanımefendi’yi yakından görmenin tesiri yıllarca sürdü. Aradan birkaç yıl sonra mücâdele yönünden fazla, hocamla hasb’el kader, imtihanlı bir evlilikle benzeyerek, oğlumu ailemle büyütmek bana mukadder kılınmıştı. 2014’te oğlum bir kazada yaralanmış, onu hastane ortamında kanlar içerisinde görmekten dolayı psikolojik bir travma yaşamış, nörolojik bir vakı’a, “Tardif Dikinizi” teşhisi konulmuştu. Konuşmakta zorlanıyor, boyun damarlarım geriliyor, tuhaf bir haldeydim. Fikirlerimin öncüsü, anası, cefâkar, fedâkâr İslâm mücâhidesi, namus ve ahlâk abidesi , vefalı, zarâfet ve nezâket timsali, eşsiz bir mütevazılıkla bizlere örnek şahsiyet; Şule Yüksel Hanımefendi’yi görmek, ona kavuşmak mahşere, vuslat mahşere kaldı.

Bir cuma vakti (29 Ağustos 2019) birkaç günlük gazetelere bakarken, 28 Ağustos 2019 Perşembe tarihli Milli Gazete’ de onun vefat haberi yazıyordu. “Hocam!” diye bir çığlık atmamla, yanaklarımdan gözyaşlarımın aşağı sıralanması bir oldu. Telefonumun da arızalı olmasıyla, haber alamamış, onunla alâkalı birçok görüntüyü de kaçırmıştım. Bu üzüntüler beynimin içinde devâran ederken, bir an onun çilelerden, hastalıklarından kurtuluşunu düşündüm.

Ahiret yurdunda Mahkeme-i Kübrâ’ da kendisine zulmetmiş zalimlerle hesaplaşarak , hakkını alarak, Müslüman Türk kadınının onuru, tesettürün kalesi, öncüsü olarak, çektiği sıkıntılara, hastalıklara sabrederek, şefâat-i nebi’ye nâil olmaya hak kazanarak, kendine has gülüşüyle, zarifâne ve nezâket halinde temkinli yürüyüşüyle, cennet bahçelerinde kendine cennet çiçek ve güllerinden oluşan bir buket takdim etmeyi hayal ediyorum. Neden olmasın? İnsan âlemde hayal kuran tek varlıktır. İnsan hayalleriyle yaşar, hayatına yön verir. Bu konuda Peygamber Efendimiz (Sav) sevgiyle alakalı olarak buyurmuşlardır: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhâri Edeb 156 Müslim Birr/165) Ebu Hureyre (ra)dan rivayetlerle buyrulmuştur:” Arşurrahman altında yedi sınıf insan gölgelenecektir:

• Adaletli İmam

• Birbirlerini Allah için sevenler

• Bir elin verdiğini öteki eli duymayan sadaka sahipleri

• Kalbi mescidlere bağlı kimse

• Tenhalarda günahlarına ağlayan gözyaşı sahipleri

• Kendine zinâ teklif edildiğinde kabul etmeyen namus ehli kimse.

•Gençliğini rabbine itaatle geçiren genç.”(Buhâri 2. Cilt Bed’i’l – Ezân 384 Müslim Kitâbü’z - Zekât 30 -91 616. Shf. 384. Hadis) Yine bu konuyla alakalı ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur; “Bütün insanları kendi önderleriyle çağıracağımız o günde her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar, haksızlığa uğramazlar.” (İsrâ suresi 71. Ayet)

Hz. Ömer (r.a.)den rivâyeyetle Peygamberimiz (s.a.v.) buyururlar: “Muhakkak ki, ameller niyetlere göredir…” (Buhâri – Kitâbü’l-İmân 1. Cilt 50/64 – Müslim Kitabül İmâre 45/155) Hocamızın da amacı cumhûriyetle birlikte çarşaftan soyulan, örtünenlerin horlandığı, tesettür emrinin uygulanılmasında kararsızlık yaşanıldığı bir zamanda, şıklık ve zarâfetle Müslüman hanımlara yeniden örtünmeyi câzib hâle getirerek, gözlere alıştırarak, örtünenlerin çoğalmasıyla bu günlere gelinmesini sağlamıştır. Yani örtünmede bir çığır açmıştır.Hadis-i Şerifte ifâde ettiğimiz üzere kendisine uyanların sevabı ilâ nihâye, kıyâmete kadar amel defterine yazılmaktadır. Şule Yüksel Hocamız su gibi aziz, ekmek gibi bereketli, şiir gibi ahenkli, ibretâmiz heyecanlı bir ömürle, arkasında binlerce seveniyle, eserleriyle, sadaka-i câriye bırakarak dâr-ı bekâ’ya hicret etmekle, Allah kendilerinden ile-l –ebed râzı olsun! (Âmin!.)

Hocamız’ın biyolojik olarak neseb bağıyla çocuğu olmadığı halde, fikir yoluyla bağlıları ve sevenleri ziyâdesiyle, fevkalâde, azınmayacak derecede ekseriyettedir..Bu bakımdan hocamızı sevmekle, onun eserlerini okumakla, fikirlerine bağlılığımızla, mücâdele ve mücâdesine hayranlığımızla onun evlatları mesâbesindeyiz. Onu tanıyıp sevmek, kitaplarını okumakla iftihar ediyoruz.Allah Teâlâ dâr-ı bekâda vuslat nasib eylesin! (Âmin) Bu mânâda Hocamızın eserleri, yazdığı makaleler günümüz ilim erbâbı tarafından, bilhassa tesettür için yazdıkları (İslam’da kadın, Kız ve Çiçek) Uygarlığın Gözyaşları kitapları gözden geçirilerek, yenilenerek, gençlerin, özellikle genç kızların istifâdesine sunulmalıdır. Hattâ tesettürle alâkalı seçilen bu makaleler, Kur’an Kurslarında, İ.H.L okullarında okutularak, gerçek tesettür öğretilip, yaygınlaştırılarak, bugünkü tesettür nâmına yaşananların aksine, kızların samimiyetle örtünmesiyle, erkeklerin şehevi bakışlarından kurtulup, hayırlı nesillerin çoğalmasına gayret etmelidirler. Aksi halde tesettürsüzlük iffetsizliğe, zinânın yaygınlaşarak, âilenin ifsâdına sebeb olmaktadır.

Bugün rahatlıkla tesettürümüzle gezip dolaşıyor, fikirlerimizi özgürce ifâde edebiliyorsak, bunu Şule Hocamız’a ve onun gibi din nâmına çilekeş insanlara borçluyuz. Bu bakımdan Hocamızı şükran ve minnetle, sevgiyle, hürmetle, özlemle yâd ediyoruz. Çocukluğumuz da bazıları filim artistlerine özenirken, bize de onu sevmek nasib oldu. Onu tanımakla nice güzel insanlarla, zarif hocalarla tanıştım. Bütün bunlar bir ikindi vakti yere düşmekle dikkatimi çeken, onun “Hidâyet” kitabıyla hâsıl oldu. Bundan yola çıkarak, şimdiki zamandaki çocukları, gençleri etkileyecek, onların salâh bulmalarına vesile olacak kitaplar, yayınlar çıkarmak zorundayız. Mübtelâ olduğu hastalıklar, geçirdiği bâdirelerden mükedder (kederlenmiş) olduğu zamanlardan sonra bile kalemini bırakmamış; okuyucularının teveccühü ile bizlere örnek teşkil edecek şekilde mücâhedesine devam ederek Milli Gazetede; “Duyuşlar”, “Sizlerle Bir Hasbihal” ile birlikte Ayşe Tahsin müstear ismiyle “Sen Hakkı Söyle!” isimli köşede(7) başka mecmualarda da yazarak, çalışmalarını sürdürerek ,ruh ve bedenini İslâm’a vakfederek, ibret-âmiz bir ömürle; yaşadığı zorluklara karşı, herkesin ömründe bir defa hac etmesine rağmen, iki kez hac etme suretiyle de âdeta Allah (c.c) tarafından hizmetlerine mukabil, mükafatlandırılarak, seçkin bir kul olması temayüz etmiştir. Mu’teber, muhterem, mu’temed , mümtâz kişiliğiyle musibetlere sabır, takdire rızâ haliyle, yokluk, denâet (alçaklık) âleminden varlık âlemi, bekâ âlemine hicret etti. Mevlâ Yezdân Azze ve Celle hicretini, amellerini makbul, Sa’yini meşkur, cennetiyle müşerref eylesin!(Âmin) Da’vasına bağlılıkla, açtığı çığırla, salih amel işleyen, mü’mine, mesture kadınların işledikleri sevaplarla, yazdığı eserlerle, âcizâne bu fakirin hastalığının şifâsına sebeble, kendisine sadaka-i câriye etmekle, Mev. Teala (cc) kendisini ecri cezile nâil eylesin! Bazen radyolardan duyduğum “Gülpembe” şarkısıyla, aynı yaşta kaybettiğim babaannemin, sevdiklerimin yanında hocamızıda sevgiyle, özlemle, hatırlayacağım. Afif, ahlâk-ı hasene,mürüvvet, hamiyet, fazilet sahibi, ehl-i dil, münevver, vatanperver, vefakâr, fedakâr, hüsn-ü cemâl sahibi, mah yüzlü Hocamız Şule Yüksel Şenler Hanımefendi’ye vefatının sene-i devriyesinde tekrar rahmet diliyorum. Ruhu şâd olsun! Rabbim hastalık ve musibetlerle daralan ruhunu cennet ırmaklarında yıkasın! Âilesiyle, sevdikleriyle cem edip, makamını âli eylesin! Resûl’ ü Ekrem, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) in şefâatine, bizi de maiyyetine nâil eylesin! Hocamıza, cümle büyüklerimize: El- Fâtiha!

Yorumlara Git

“Mansur Yavaş yavaş çekiliyor!” Adaylık kararını verdi: CHP’den de istifa edebilir

Korktukları İsrail’den korunmak için İsrail füzesi alacaklar! Körfez’de büyük ironi

'Zenne Arif' denilen ahlaksız da gözaltında!

CHP’li başkandan üreticiye akılalmaz şeftali çağrısı: Satmayın, dereye dökün!

Travesti sever Solcular üzgün... LGBT destekçisi sapık sitelere erişim engeli