Gündem
Atilla Özdür'ü, yıllarca beraber çalıştığı gazeteci Kamuran Akkuş anlattı
Kamuran Akkuş, 1993 senesinde tanıştığı ve uzun yıllar birlikte çalıştığı merhum Atilla Özdür ağabeyi anlattı.
yeniakit.com.tr
Gazetemiz yazarı Atilla Özdür, geçtiğimiz Cuma günü Hakk’a yürüdü. Akit gazetesi ve Cuma dergisinde uzun yıllar çalışan Kamuran Akkuş, gazeteciliğe başladığı dönemde tanıştığı Atilla ağabey ile anılarını anlattı.
Akkuş’un yazısı şu şekilde:
Yolumuz 1993’te kesişti üstatla. Kendisi 60’lı yaşların başlarında entelektüel bir muharrir, bu satırların yazarı ise 19 yaşında tıfıl bir muhabir….
1933’te Bursa’da doğmuş, Kara ve Hava Kuvvetleri bünyesinde astsubay olarak görev yapıp Kore Savaşı’na iştirak etmiş ve 1972’de emekliye ayrıldıktan sonra matbuat dünyasında kalemiyle var olmaya başlamış bir aydındı. Kalem işçiliğine üniformayı henüz çıkarmamışken mahlasla yazarak başladığı da anlatılır.
Beklenen VAKİT çatısı altında 1993-1996 yıllarında haber koşularımızın bazılarını şereflendirip bize yaren olup önderlik etti; Bolluca Çocuk Köyü ziyaretimiz de bunlardan biriydi. Ziyaretten birkaç slayt arşivimde var olmalı.
Yabancılarla temas gerektiğinde İngilizceye hakimiyeti dolayısıyla Atilla Ağabey devreye girerdi. Promosyon olarak dağıtılabilecek elektronik ürünlerle ilgili yabancılarla gerçekleştirilecek görüşmeye Bakırköy sahildeki Holiday Inn Otel’e birlikte gittiğimizi bugün gibi hatırlıyorum.
Evi Samatya’da, gazete ise Aksaray Küçük Langa Caddesi’nde. Yakındı mesafe. Gazete ile ev arasında mekik dokur, mavi kapaklı olduğunu anımsadığım daktilosuyla karilerine sigortaları yaktıracak derecede derin makaleler kaleme alırdı.
Evet; 1990’ların ortalarında 60’lı yaşların başında idi ama 18’lik delikanlı gibi zıp zıp yerinde duramayan bir enerjisi vardı. Binbir emekte damıttığı fikirleri kağıda boca ederken daktiloya öyle bir abanırdı ki izlemeye doyamazdınız. “Çaylak muhabir” 10 parmak ve hızlı yazdığını zannetse de 60’lık delikanlı Atilla Ağabey’in parmakları tuşların üzerinde dans ederken adeta ses duvarını aşardı!
Haza kalem erbabıydı. Kimi zaman kenarından kimi zaman göbeğinden girizgah yaptığı konuyu, farklı yer ve zaman dilimlerindeki olaylarla miksleyerek hiç öngörülemeyen bir kapanış sahnesi ve mesajla yazıyı hitama erdirir; hemen herkesi ters köşe yapardı. Hemen her bir yazısı master ya da doktora tezlerinin “sonuç” kısmının bir “muhtasarı” ayarındaydı desem bilmem mübalağa etmiş olur muyum? Makalelerini anlamlandırmak, kurguyu ve bağlantıları çözmek için kimi zaman birkaç kez okumak zorunda kalırdınız.
Ağır başlı, müşfik, mütebessim, mütevazıydı.
Haza bir Osmanlı beyefendisiydi. Nesli tükenmeye yüz tutmuş bir İstanbul beyefendisiydi.
İnsanlara hürmetkardı.
Kimseye, hiçbir güç odağına, partiye minnet etmezdi. “Birilerine yaranmaya” çalışan “ezik” duruşa “metelik” vermezdi. Lafı kıvırmazdı. Duruşu, sözü netti; mertti.
Dik idi. Vakurdu. Hilm sahibi idi; iş ve mesaidaşlık ilişkisi içerisinde olduğu insanlarla iyi geçinirdi. Rızkına vesile olanlara hürmeti elden bırakmazken “Rızkımı veren Hüda’dır, kula minnet eylemem” duruşuyla da asaletini ortaya koyardı.
Tanınmış yazarlardan biri olduğu dönemlerde kimi zaman Samatya dolaylarında otomobiliyle dolmuşçuluk yaparak “nafaka temini” için ek çaba sarf eder, bunu da dile getirir, yeri geldiğinde kaleme dökerdi. Halkın içindeydi. Otobüste, metroda, çarşıda-pazarda…
İlk eşi merhum teyzemizden büyük bir ihtiram ve sevgi ile “Paşa Kızı” diye bahsederdi; gıyabında da yanında da.
İstanbul-Bursa arasında mekik dokurdu çok zaman. Bu trafik son yıllarda da daha da artmıştı anladığım kadarıyla. Kendisiyle Bursa’da iken yüz yüze gelmek nasip olmadı.
En son yüz yüze 2015 yılında İBB Florya Sosyal Tesislerinde Akit’in iftarında görüşmüştük. O iftar daveti Hasan Karakaya merhumu da son gördüğüm buluşmaydı; ayak üstü eski günleri ve o gününün atmosferini konuşmuştuk.
2020’nin sonu ya da bu yılın başlarında Atilla Ağabey’in “vefat ettiğine” ilişkin bir sosyal medya paylaşımı görünce içim “cız” etmiş, “Keşke son bir kez görüşebilseydim” diye hayıflanırken hızlı bir sorgulama ile paylaşımın asılsız olduğunu anlayarak sevinçle telefona sarılmış, hal hatır sormuştum.
En son Kurban Bayramı’nda telefon açıp hayır duasını almıştım.
Bu kez 27 Ağustos 2021 sabah saatlerinde sosyal medyaya düşen haber ise doğruydu; Atilla Özdür 88 yaşında vefat etmişti.
Vefat haberi de makaleleri gibi “ters köşe” etkisi yaptı. Hüzün verici habere kontrpiyede yakalandım. “Mikropluğunu” yapan Kovid, bağışıklık sistemim ile tutuştuğu meydan muharebesini kaybedip kuyruğunu kıstırarak henüz yeni yeni “uzamakta” idi zira. Dolayısıyla İstanbul’da bulunuyor olmama rağmen Atilla Ağabey’in cenaze törenine iştirak edemedim.
İyi bilirdik.
Mekanı cennet olsun.
Kamuran Akkuş