AKİT MENÜ

Gündem

Faiz düzeni mağdur üretiyor

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı İngilizce Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Dinç, faizsiz ekonomi modeline ilişkin Akit’e yaptığı açıklamada, “Mevduat ve faiz düzeni bugün sermayenin mağduriyetinden başka sonuç üretmiyor. İslam ekonomisi ise ekonominin sahihliğinin ifadesidir. İslam ekonomisi, ekonominin kuantumudur” dedi.

Türkiye gündemini ekonomik gelişmeler belirlemeye devam ediyor. Artan enflasyon oranları ve halkın alım gücünün zayıflaması noktasında hükümetin çözüme yönelik çalışmalar yaptığını görüyoruz. Bu süreçte dikkat çeken tartışmalardan birisi de faizsiz ekonomi modelinin uygulanabilirliği oldu. Faizin azaltılması mı yoksa faizin tamamıyla ortadan kaldırılması mı gerekli noktasında ortaya atılan fikirler konuşulmaya devam ediyor. Biz de bu hafta meseleyi uzmanına sorduk. İslami finans, bankacılık ve gölge bankacılık konularında çok sayıda kitap, makale ve yayını bulunan aynı zamanda faizsiz finans alanında ulusal ve uluslararası projelerin yürütücülüğünü gerçekleştiren İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı İngilizce Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Dinç ile dünyada ve Türkiye’de ekonominin son durumunu ve faizsiz ekonomi modelini konuştuk.

Enflasyonla ilgili beklentileriniz nelerdir?

Bugün deneyimlediğimiz enflasyon 2008’den bu yana süre gelen bir konjonktürün sonucu olarak görülmelidir. Küresel finans krizi ve Covid-19 pandemisiyle ilişkilenen bu dönemde ertelen talebin yükselmeye başlaması, azalan girdi maliyetlerinin yeniden yukarı yön alması ve daha da önemlisi parasal genişlemelerin ve kurtarma paketlerinin neden olduğu aşındırmanın toplam etkisi güçlü ve kronik hissi veren bir enflasyon oluşmasına neden oldu. Yani hem talebin güçlenmesi hem arzın daralıp üretim maliyetlerinin artması hem de piyasalarda yaratılan para fazlasının üçlü bir etkisi olduğunu değerlendiriyorum. Bu trendin bir süre daha güçlenerek devam etmesini beklemek durumundayız.

Türkiye için de durum aynı mı?

Türkiye’de süreç biraz şiddetli yaşanıyor. Adeta dünyanın ürettiği para fazlasının ilk faturası Türkiye’ye çıkıyor denebilir. Üstelik neredeyse tüm dünya kriz ve pandemi dönemleri olmak üzere iki defa parasal genişlemeye gittiği halde Türkiye sadece bir defa o da pandemi döneminde gitmişken enflasyonun bu denli şiddetli hissedilmesi dış konjonktürle iç konjonktürün birleşmesinden kaynaklanıyor. Bu etki diğer ekonomileri de dolaşmaya başlayacaktır. Dünya ekonomisi daha kırılgan bir hale gelecek denebilir. Türkiye’de bir süre daha yüksek enflasyonun etkisi altında kalacaktır.

Türkiye ekonomisindeki sıkışmanın küresel iktisadi sistemdeki karşılığı nedir?

Öncelikle Türkiye ekonomisinin ithalat kabiliyeti azalacağı gibi, ihracatının artması beklenir ki kaçınılmaz olan bu kur baskısı sürecinde ekonomi yönetiminin dış ticaret dengesi üzerine oyun kurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Kategorik olarak gelişen ekonomilerden Türkiye’deki bu enflasyonist etkinin Brezilya, Polonya, Meksika, Hindistan gibi ekonomilere hızlıca yayılması beklenebilir. Oralarda daha şiddetlenirse gelişmekte olan ülke gruplarında tekrar tekrar kendini gösterilebilecek bir durum ortaya çıkabilir. Fakat bunun bir toleransı olması gerekir çünkü bu etki gelişmiş ekonomilere yayılır ki bu küresel çapta yeni bir finans krizi anlamına gelir. Gelişmiş ülke merkez bankaları politika kararlarını bu endişeden bağımsız alamayacak duruma gelebilir. Şu anda Türkiye’deki iktisadi gelişmeleri tüm dünya ekonomileri dikkatli izliyor olmalıdır. Türkiye’de problemler derinleşirse ilk yansıması tüm dünya borsalarında kayıplar şeklinde kendini gösterecektir. Özellikle ABD ve Avrupa bankalarının alacakları bunda belirleyici rol oynayabilir. Bunları kötümserlik anlamında değil, fakat bütün dünyanın aynı gemide olmaya doğru gittiğinin anlaşılması üzere söylüyorum.

Merkez Bankası banka mıdır? Merkez Bankasının ekonomi içindeki rolü nedir?

Bankacılık ödeme sistemleri sunarak faaliyete başlamıştır. İlk sundukları ödeme sisteminin adı da banknottur diyebiliriz. Piyasada oluşan banknot karışıklığını önlemek adına para basma yetkisinin tekelleştirilmesi merkez bankalarını doğurmuştur. Kâğıt para simyacılığın da sonu kabul edilir. Para sistemi bakımından düzenlemeye de ihtiyaç doğduğundan bugünkü merkez bankası hüviyetindeki kurumlar 1930’lardan sonra millileştirilmiştir. 1990’lardan sonra da özerkleştirilmişlerdir. Yani bildiğimiz anlamda banka değildir. Para basma yetkisine haiz düzenleyici ve denetleyici kurumdur çoğu ekonomide. Biz de düzenleme ve denetleme yetkilerinin büyük bölümü Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundadır. Bugünkü fonksiyonu para politikasını yönetmektir. Yani kapitalizmin ona yüklediği enflasyon yaratma sanatını icra eder. Enflasyon bugünkü kapitalizmin motorudur. Kapitalist model deflasyonda çalışmaz. Fiyatların artacağı beklentisiyle satın alma iştahını güçlü tutar. Enflasyon böylece dünyada kader olmaktan çıkarılıp elle yapılır. Bugünkü para sistemine ilk gün insanları ikna etmek sanırım mümkün olmazdı.

İslam ekonomisi ekonominin kuantumudur

İslam ekonomisi çözüm olabilir mi? İslam ekonomisinden ne anlamalıyız?

Elbette. İslam ekonomisi ekonominin sahihliğinin ifadesidir. Zaten var olan ekonomiyi kasteder. Onun sahihliğini bozucu etkilerden arındırılmasını kasteder. Bunlar risk ticareti anlamındaki faiz, kumar gibi işlerdir. Bunun dışında aldatmamak, hile yapmamak, kârı değil katma değeri ön plana almak, üretim faktörleri arasındaki çatışmayı ortadan kaldırmak, dayanışmanın imkanlarını sunmak gibi unsurlar belirleyicidir. Var olmayan, gökten inecek olgulardan bahsetmiyorum.
İslam iktisadı diğer taraftan bireyci değil, toplumcu bir bakış açısını ifade eder. Skolastikleştirilen iktisadın fenomenleri yeterince açıklayabilmesi için pozitivist prangalarından kurtarılmasını ifade eder. İslam ekonomisi, ekonominin kuantumudur. İslam ekonomisi fenomenleri açıklamak için tüm matematik kabiliyetlerin en uçlarında olmayı, tümü rekabet paradigmasından kapitalizm ve türevleri olan iktisadi düşünce fraksiyonları karşısında dayanışma paradigmasından tek meydan okumayı ifade eder. Dünya, kapitalizmin yeni evresi olan anarko-kapitalizme sürüklenirken kuruyan iktisadi düşünce ırmağına yeniden cansuyu vermeyi ifade eder. Bunlar romantik değil, vizyoner söylemlerdir. Bugün dahi insanlara göstermeye imkan vardır. Ticarette, sanayide, uygulamalı iktisadın diğer segmentlerinde katılım bankalarıyla dahi bu rahatlıkla sergilenebilecekken eski bir vizyonun içinde sıkışılıp kalındı. Türkiye’nin onlarca altyapı yatırımlarına dahi bir lira kaynak aktarılmadı bu bankalardan. Bugünkü gündemin bir bölümü dahi katılım bankaları rol olsa hiç oluşmayabilirdi. İslam ekonomisi başlığında İslam kapitalizminin tartışıldığı bir garabet hal yoktur da diyemem bugün için. Fakat çok iyi bir kapasite geliştiriyoruz. Hem Türkiye için hem dünya ve tüm insanlık ve bu gezegeni ya da kainatı paylaştığımız tüm diğer varlıklar için sorumluluk almaya hazır hale geliyoruz. Artık Türkiye ve tüm dünya, öz varlığı olan sermaye sahiplerine, yatırımcılara, girişimcilere, çalışanlara, çevreye ve doğaya hak ettiği yeterli saygıyı sunmakta gecikecek konfor alanının sınırlarına gelmiştir. Bunu sunmak ancak İslam ekonomisiyle mümkündür.

“İç pazarı işlemeyen ekonomi dış pazarda kendisini kurtaramaz”

Bankacılık sektörünün yakın izlemedeki kredi tutarı ve batık kredi miktarı artıyor. Batık krediler açısından ne tür riskler görüyorsunuz? Bankaları, şirketleri ve vatandaşı bu anlamda nasıl günler bekliyor?

- Bankalardaki sorunlu krediler birkaç turda KGF üzerine aktarıldı zaten. Batık krediler belirli bir toleransın üzerine çıkarsa sorun olur ama bu ortamdan öyle bir problem çıkmaz en azından bankalar kendilerine çıkarmaz. Şu anda zararına yaptıkları 10 yıllık konut kredileri gibi işlerde iştahları düşecektir, vadeler kısalacaktır, kurdaki oynaklık dengelenmezse TL cinsinden borç vermekten geri duracaklardır. Yani problemi üzerlerine almadan bu dönemi geçmeye çalışacaklardır. Finansa sıçrayan kriz en derin etkiyi yaptığından korunmalarına dönük düzenleyici otoritenin de uyarıları olacaktır. Şirketler için böyle bir dönem ne denli olumsuzdur gerçekten genel bir şey söylenemez. Bir kısmı en iyi performans döneminde. Bir kısmı sadece iletken şirketler ve kendi üzerlerinde risk yok. Bir kısım işletmenin talep kaybı yaşamış olabileceği muhakkak. Fakat şirket dışı varlıkları ile falan izlendiğinde herkes karda görünüyor. Ücretlilerin ise sunduğu emeğin karşılığını alamadığı bir dönemden geçiyoruz. O denli çalışkanlıkla iaşenin sağlanamadığı seviyede ücretler ekonominin bütünü etkileyecektir. İç pazarı işlemeyen ekonomi dış pazarda kendisini kurtaramaz. Ücret artışlarının güçlü olmasına ihtiyaç var. Fakat her şey bir sarmal olduğundan toplamda ücretlinin refahı iyileştirilemez. Her defasında aynı süreç ücretli aleyhine işler. Kapitalizmin ücretlinin refahı diye bir kaygısı olduğunu düşünmek de safdillik olur. Ücretlinin ekonomideki rolü bakımından yanlış bir tercih yaptığına bunun ceremesine de katlanması gerektiğine inanır.

“Türkiye ekonomisinde finansal çeşitlilik kıttır”

Dolarizasyon ne demektir, bir problem olarak nasıl aşılabilir.?

- Dolarizasyon yurtiçi döviz yerine diğer dövizlerin kullanılması demektir. Bu bir ekonomi yönetiminin kurumsal kararı olabilir; Kıbrıs’ın TL kullanması gibi, ya da hanehalkının tercihiyle ortaya çıkabilir. Sadece doları ifade etmez, altın, Euro gibi yerli dövizin tüm alternatiflerini ifade eder. Elbette kurumsal bir karar değilse problem olarak görülmelidir. Aşmak için yasaklar veya kısıtlar getiren ekonomiler olduğunu görürüz. Ama bu bir yöntem değildir. Yeraltı yöntemlerin kapısını açar. Ekonomiye olan güvenle bu sorun aşılabilir. Finansal çeşitlenme ve içerme bunda güçlü bir rol oynayabilir. Üstelik yatırımların ülkeye cezbedilmesi de böyle mümkün olur. Faize karşı her toplumun ve Türk toplumunun da sahip olduğu olumsuz yaklaşımın da bunda belirleyici olduğu anlaşılmalıdır. Fakat diğerlerinden farklı olarak Türkiye faizin alternatifini yeterince işleyip benimsetememiştir. Dünyanın ilk 20’sinde yer alan bir ekonomi adeta sadece 50 banka üzerinde işletilmeye çalışılmaktadır. Türkiye ekonomisinde hem banka sayısı yetersiz hem de finansal çeşitlilik kıttır. Dijitalleşme bu anlamda bir rol oynayabilir. Bu ülkede uzmanlaşmış kooperatif tipi finansal çeşitliliği ivedilikle sunmak gerekir. Belki doğru modellere sahip yüzlerce bankaya ihtiyaç var. Hanehalkının finansal içerlenmesi kadar işletmelerin doğru finansal içerlenmeye ihtiyacı var. Az sayıdaki bankayla eldeki sonuç şaşırtıcı görülmemelidir.

“problemlerimizi, doğru TL yatırımlarla aşabiliriz”

Faiz karşıtı tartışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Türkiye’de faiz karşıtı bir tartışma yok, yüksek faiz karşıtı bir tartışma var. Bu yapay bir tartışmadır. Faizsiz ekonomi düşüncesi içinde böyle bir tartışmaya yer yok. Ekonomi yönetiminin düşük faiz üzerine bir tercihi var sadece. Türkiye’nin problemi sermaye birikimini geliştirememesinden kaynaklanıyor. Gerçek faizsiz enstrümanlarda varlıklarımızı hak ettiği getiri seviyelerine taşıyamadığımız için böyle bir problemimiz var. Faizsiz portföylerde geçen ay (25 Ekim-25 Kasım arası) %33’lere varan getiri söz konusu. Geçen hafta (29 Kasım – 3 Aralık haftası) %11’in üzerinde getiri var. Faizin yıllık getirisi ancak bu kadar. Döviz yatırım aracı değildi. Velev ki böyle olsa bile bu getiri seviyelerine ulaşamadı geçen hafta dahi. Biz doğru TL yatırımlara varlıkları taşıyabilirsek problemlerimizi önemli oranda aşarız. Mesele dolarizasyon, yastıkaltı gibi sorunlar kalmaz. Fakat hep mevduat üzerine bir finansal mimari vizyonumuz var maalesef. Bu aslında vizyonsuzluk. Mevduat ve faiz düzeni bugün sermayenin mağduriyetinden başka sonuç üretmiyor. Dün de böyleydi.

Yorumlara Git

Palantir'in kurucusu Siyonist Karp teyit etti ABD büyük ortak

Erdoğan tüm cumhurbaşkanı adaylarını solladı!

İHA ve füzelerle bombardıman! Savaş uçakları havalandı!

Özgür Özel'e soğuk duş! O isimler CHP'de kalacak!

Kur’an kursu öğreticileri mağduriyet yaşıyor!