Gündem
Göçmenler toplumlar için büyük bir zenginlik
Göçmenlerin, devletlere fayda sağladığını belirten Mehcer Derneği Genel Başkanı Turan Kışlakçı Akit’e yaptığı açıklamada, “çobanlık ve inşaat işlerinde Afganlılar var, lokantalarda Özbekler, Kırgızlar var. Evlerde yaşlılara bakanlar tamamen Özbek ve Türkmenlerden oluşuyor. Çünkü sıradan bir Türk’ü götürüp, ‘hadi bak’ diyemiyorsunuz. Küçük tekstil fabrikalarında Suriyeliler çalışıyor. Sosyolojik olarak baktığımızda bu toplum için büyük bir zenginliktir” dedi.
Mehcer derneği neden kuruldu? Amacı nedir?
- Türkler Orta Asya’dan çıkıp Balkanlara kadar gittikleri her yerden mimari, yemek, giyim-kuşam gibi birçok alandan öğeler almış ve gelişim göstermişlerdir. Bütün kavimler böyledir. Hatta bugün Amerika kıtasına bakın, müziği incelediğinizde Avrupa, Afrika, Asya kıtalarından unsurlar bulabilirsiniz. Ve bütün bunlar bir araya gelerek farklı bir melodi, müzik, sinema; sanat alanı oluşturmuştur. Onun için bütün ilim adamlarının üzerine ittifak ettikleri konulardan bir tanesi şudur: “Sanat ve kültür göç ile büyür ve gelişir.” Eğer bir yerde göçten emareler yoksa orada kültür-sanat gelişmez. Biz de buna binaen, madem İstanbul’da göç var; buraya dünyanın birçok yerinden insanlar geliyor. O zaman bunları bir araya getirelim farklı farklı alanlarda buluşturarak birbirlerinden etkilenmelerini sağlayalım. Çünkü Afrika’dan, Asya’dan, Balkanlardan, Ortadoğu’dan insanlar var. Bir araya gelirlerse belki farklı alanlarda bir gelişim göstereceklerine dair hedef güttük.
10 yıl önce Arap dünyasında tanıdığım hâlâ yaşayan çok ünlü isimlerden “Mehcer” isminin hakkını aldım. Ve 2020’de burada başlattık. Nedir Mehcer? 1. Cihan Harbi sonrası Osmanlı çöktüğünde bu coğrafyada yaşayan insanlar büyük bir açlık ve kıtlık yaşadılar. Lübnan’da, Suriye’de, Filistin’de ciddi bir kıtlık vardı. İnsanlar iş umuduyla farklı kıtalara gidiyorlardı. Amerika kıtası da o dönem yeni keşfedilmişti, gemilerle akın akın oraya gidiyorlardı. Bunların arasında edebiyatçılar da vardı. Onlar 1920 yılında “Mehcer” adında bir edebiyat akımı oluşturdular. Halil Cibran, Mihail Nuayme, Halide Edip Adıvar’lar, göç edebiyatının öncüleri. Artık göçün merkezi İstanbul’sa, bizde bu isim hakkını aldık. 1920-2020 yüz yıl sonra biz bunu burada başlattık. Kovid-19 sonrası dönemle birlikte 5-6 aydır birçok faaliyette bulunduk ve hâlâ devam etmektedir.
Mehcer’in önümüzdeki dönemde ki hedefleri nelerdir?
- 1. Hedefimiz: Buradaki sanatçıları bir araya getirip yeni bir akım oluşturmak.
2. Türkiye, İslam dünyası ve dünya da insanları sanat ekseninde buluşturabilmek.
3. Biz bu sanatçı dostlarla birlikte Mehcer Akademisini kurduk. Akademi sayesinde bu insanlar üzerinden eğitim vermektir. Şu an müzecilik üzerine eğitim veriyoruz. Arkeoloji eğitim veriyoruz. Müzik, sinema, tiyatro vb. alanlarda da devam edeceğiz.
4. Kuracağımız kültür-sanat haber ajansı ile dünyadaki haberleri bir havzada toplayacağız. Ve buradan yayacağız. Artık Türkiye’de yapılacak bir kültür sanat faaliyeti dünyanın her yerinden izlenebilecek, görülebilecek.
Derneğinizde hangi alandan sanatçıları topluyorsunuz?
- 12 tane masamız var. Müzik, resim ve heykel, sinema, tiyatro, gastronomi, folklor, moda, mimari, edebiyat, arkeoloji, müzikçilik sonuncusu ise yapımcılar ve yönetmenler masalarıdır.
Bütün masalar kendi aralarında örgütleniyor, projeler üretiyor ve biz bu projeleri, proje müdürleri, iç ve dış ilişkiler sorumlusu arkadaşlar bazıları yurtdışı ve içi olmak üzere pazarlayıp organize ediyoruz.
Müzik ile ilgili çalışmalar yoğun, şu ana kadar 6 orkestra gurubu oluşturduk. Bir tanesi 26’sında başlıyor içinde Kanadalı, Fransız, İtalyan, Suriyeli, Tunuslu, İranlı, Özbekistanlı, Kırgızistanlı ve Balkanlardaki insanlarla birlikte ortak bir müzik icra edeceğiz. Tabii ilk başta Arapça ve Türkçe olacak. 15 Arapça 15 Türkçe aynı şarkı söylenecek. İki dil arasındaki etkileşimi göstermek istiyoruz. Yine daha sonraki dönemde eski İran şarkıları olacak. 15 Farsça ve Türkçe aynı şarkı olacak. (Bunlardan biri Nilüfer’in “Çok uzaklarda” şarkısı.) Akabinde İngilizce Türkçe olan şarkılar.
Göç sanatçılarının Türkiye’ye bakış açısı nedir?
- Burayı kurarken hedefimiz şuydu: “Dinin ve siyasetin artık insanları birleştirmekten çok bölücü bir zemin haline geldiği bir dönemde, kültür-sanatın insanı bir araya getirebilme ve buluşturabilme yeri olmalıydı.” Çünkü bizim sanatçılarımız farklı kültürlerden ve dinlerden insanlarla şu an aynı çatı altında müzik icra edebiliyor. Ve İstanbul artık dünyanın en kozmopolitik şehirlerinden bir tanesi. Geçmişin payitahtlarından biri. Aslında yeni bir kültürün sanatını buradan oluşturup dünyaya yayma hedefimiz var.
Neden?
1. Hedefimiz: Arap ve İslam dünyasında insanlara kültür ve sanatla yeniden bir sıçrayış sağlatmak. Çünkü bu coğrafyada ciddi bir boşluk var. Kültür-sanatla, ayrışan ve bölüşen toplumu tekrar bir araya getirme amacımız var.
2. Bunu başlattığımızda, sadece İslam dünyasında değil dünyada da kültür-sanat alanında büyük bir boşluk olduğunu gördük. Ve bu çerçevede bir haber sitesi kurduk. Üç dilde; Arapça, Türkçe, İngilizce. Daha sonra Fransızca, Almanca, Urduca olmak üzere birçok dilde yayın yapacağız. Tamamen kültür-sanat odaklı. Ve 1.5 yıl sonra bunu bir haber ajansına dönüştürmek istiyoruz. Dünyanın ilk kültür-sanat haber ajansı. Ve bunu Türkiye eksenli, İstanbul eksenli, bütün dünyaya yeni bir sanat ekolu oluşturma güdüsüyle yapıyoruz. Hedefimiz tamamen bu.
Buradaki bütün insanlar, gelen bütün sanatçılar Türkiye’yi seviyor, Türkiye’de yaşamaktan dolayı da çok mutlular. Fakat bu insanlarla ilgilenen yoktu. Bunları tek çatı altında bir araya getirdik.
Tabii burada da göçe bir tanım getiriyoruz. Eskiden Maraş’tan İstanbul’a bir insan geldiği zaman, bu göçtü. Ama artık bu göç olarak kabul edilmiyor. Artık ülkeden ülkeye yerleşmek bile göç olarak kabul edilmiyor. Çünkü mesafeler kısaldı. O yüzden biz göçün tanımını şöyle yapıyoruz: “Bu dünyaya gelen herkes göçmendir.”
Tam tersini soralım, Türk toplumu göç sanatçılarına nasıl bakıyor?
- Şöyle bir karar aldık. Önümüzde ki aylarda bahar ile birlikte İstanbul’un her semtinde hatta tüm Türkiye’de farklı ülkeden sanatçıları sokaklarda şarkı söyleteceğiz.
İnsanlar bunlara ilgi gösteriyor. Bütün toplumların aslında sanatçılara büyük bir sempatisi var. Bir ud çalan, keman çalan, santur çalan insanları sokaklarda gördüğü zaman ilgi gösteriyor. Hatta sokağın resmini yapanlar da olacak. Buna benzer çalışmalar yapacağız. Bu güvenlik eksenli bakışı hafifletmeye yönelik bir çabamız var. Toplum sanatçıları seviyor ve bizim de bunları öne çıkarma hedefine sahibiz.
Sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya yönelik yapacağız. Önümüzdeki aylarda uluslararası kültür-sanat dallarında iki büyük sempozyum gerçekleştireceğiz. Dünyanın her yerinden büyük sanatçılar katılacak.
Türk halkı yeteri kadar Arap düşünürleri ve yazarları tanıyorlar mı?
- Sadece Arap dünyası değil; bugün Mehcer’de, 80 ülkeden 4 bine yakın sanatçı üyemiz var. Mehcer olarak, İstanbul’da yaşayan 4 bine yakın insanla iletişim halindeyiz. İnsanlar bundan bihaber. Bunun içinde Rusya, Çin, Japonya, Türkî Cumhuriyetler, Hindistan, Küba, İspanya, Kanada, Afrika, Avrupa ve Arap ülkelerinin hepsinden sanatçılar var. Fakat kimse bugüne kadar bunlara ilgi göstermediği için biz şimdi bunu yapıyoruz.
Sadece Arap sanatçılarla değil. Diğer 80 ülkeden herkesle. İnsanlarımız bunu bilmiyor. Biz bu insanları bir araya getirdiğimizde şaşırdılar “Türkiye’de bu kadar sanatçı var mı?” dediler.
Günümüzde göç kavramı hangi çağrışımları yapmaktadır?
- Tabii, “göç” çok geniş bir alanda kullanılıyor. Mülteci, bazen bir ülkeye siyasi iltica etme manasında veyahutsa farklı. Bazen göçmen ve mülteci kavramını beraber kullananlar da var. Genelde bir ülkeden başka bir ülkeye göç etmiş insanlar için tercih ediliyor. Artık ulus devletler olduğu için bugün, sınırlar var. Aslında bir ülke için göçler iç ve dış olarak ayrılır.
Göçü sadece dışarıdan gelen yabancı unsur olarak göremeyiz çünkü ülke içinde de olabiliyor. Düşünün geçmişte insanlar kasabalarda ve köylerde yaşardı. Son 10 yılda şehirde yaşayan insanların nüfusu köyleri ve kasabaları geçmiş durumda. Bugün bütün insanlar şehirlere göç ediyor. Az önce yaptığım tanım da oydu. Bunun ilahi bir boyutu da var. Bu dünyaya gelmiş her insan göçmendir.
Artık gezegenler arasında dolaşma zamanı geldi. Artık başka bir gezegene gittiğinizde göç oluyor. Dünyada göç yok. Bu dünyaya gelmekle birlikte göç etmiş oluyoruz zaten.
Ülkemize gelen son göçler nasıl bir politika ile negatif anlamdan pozitif anlama evrilebilir?
- Günümüzün en büyük sıkıntılarından birisi bu. Göç ve göçmenlik, güvenlik eksenli düşünüldüğü için- güvenlik eksenli bir olaya baktığınızda- faydalı mı zararlı mı olarak bakarsınız. Veya ekonomik açıdan. Ama eskiden kültür-sanat yönüyle topluma, ne katacaklarına bakılırdı.
Fakat şu an da güvenlik eksenli bakıldığı ve düşünüldüğü için çok büyük hatalar işleniyor. Biz de ve bütün dünyada da aynı sorun var. Hem batı hem Arap dünyasından verdiğim seminerlerde bunları işlemiştim. Bunların büyük bir hata olduğunu; göç ile göçmeni, kültür-sanat ve sosyolojik olarak incelenmesi gerektiğini eğer incelenirse toplumlara büyük katkı sağlayacağını söylemiştim. Devletler bunu yeniden fark ettiler ve stratejik olarak yeniden ele alıyorlar.
Devletler bunu güvenlik meselesi olarak görünce, fertler de güvenlik eksenli düşünmeye başladı. Bu sefer de sorun olarak görülüyor. Hâlbuki bunu bir sorundan faydaya dönüştürebileceğimizi anlayabilsek, ileride bunun büyük bir faydasını göreceğiz. Ki, toplumda biz bunu görüyoruz. Sık sık dile getirilen, çobanlık ve inşaat işlerinde Afganlılar var, lokantalarda Özbekler, Kırgızlar var. Evlerde yaşlılara bakanlar tamamen Özbek ve Türkmenlerden oluşuyor. Çünkü sıradan bir Türk’ü götürüp, “Hadi bak” diyemiyorsunuz. Küçük tekstil fabrikalarında Suriyeliler çalışıyor. Sosyolojik olarak baktığımızda bu toplum için bir zenginlik.
Edebiyatımızda göç nasıl işlenmiştir?
- Divan edebiyatına baktığımızda aslında bir “Göç Edebiyatı” olduğunu söyleyebiliriz. Fuzuli’den, Nedim’e kadar farklı coğrafyadan insanların şiirlerinde aşk unsuru öne çıksa da oradaki göçün etkisi görülebiliyor. Farklı bir bölgede yaşadıkları sıkıntılar ve gördükleri, fark edilebiliyor.
Bizim edebiyatımıza bakın, Ahmet Haşim Iraklıdır. Yahya Kemal, Balkan kökenlidir. Düşünürlerimize bakın Kafkas kökenlidir. Yusuf Akçura gibi. Daha birçok isim sayabiliriz.
Amerika’ya bakın bugün bilim adamlarının %80 göçmendir. Osmanlı da böyleydi. Bizim kültürümüz de böyle. Zaten bir kültür bu şekilde gelişir. Düşünce, fikir, mimari bu birleşmeyle gelişiyor. Edebiyatta, yeni akımlar da böyle oluşuyor.
Osmanlı’nın son dönemine baktığımızda bunu çok bariz bir şekilde görebiliyorsunuz. Arnavut, Balkan, Kafkas, Arap kökenli şairler. Daha birçok isim sıralayabiliriz. Mühim olan birçok farklı unsuru bir araya getirip bir güç oluşturabilmekte. Biz bunu yapmayı hedefliyoruz.
Nasıl ki, insan bedeni güzel bir şey gördüğünde etkileniyorsa bu bütün ruhlar içinde geçerlidir. Çünkü bütün insanların ruhunun kaynağı tek. Ve o da cemali gördüğünde etkileniyor.
Türkiye’nin birçok kurumu destek oluyor
Devletten beklentiniz var mı?
- Biz sivil toplum örgütüyüz. Bu anlamda devletten bir beklentimiz yok. Fakat sağolsun Türkiye’nin birçok kurumu bize destek oluyor. Onlar da heyecanla bu projeyi karşıladılar. Sağolsunlar, göç idaresindeki arkadaşlar bu konuda çok yardımcı oluyorlar. Şu an da, göç başkanlığı, başkanlığa dönüştü. Turizm Bakanlığıyla görüşmelerimiz sürüyor. Dünyanın farklı yerlerinde birçok elçilik bizimle irtibat halinde. Ve bunun dünyanın farklı yerlerinde de kurulması gerektiğini söylediler. Biz de 6 ay içinde Paris, Londra, Berlin bir yıl içinde de Amerika’da şubelerini kuracağız. Şu an da altyapısını hazırlıyoruz.
Sizde yurtdışında çok fazla seyahat eden ve yurtdışında bulunan bir göçmen olarak Türkiye’de göç ve diaspora bakanlığının kurulmasını gerekiyor mu?
- Kesinlikle, kurulmalı. Artık dünya göçü konuşuyor. AB, artık göç konusunu 1. ana sorun olarak değerlendirmeye aldı. Artık terör değil; göç, Onlar için listenin başında.
Önümüzdeki 5-10 yıl içinde dünyada büyük bir göçün olacağı söyleniyor. İklim değişikliği veya başka sıkıntılardan dolayı büyük göçlerin olacağından bahsediliyor. Hatta hâlihazırda insanlık tarihinde ki 2. büyük göçün yaşandığı konuşulmaktadır. Kavimler göçünden sonraki. Hatta herkes birer göçmen olacağı söyleniyor.
Bizler de bu konuya ağırlık verip, göçü bir fırsata ve faydaya dönüştürmeye çalışacağız. Bunu edebiyat ve sanat üzerinden yapacağız.
Mehcer kamuoyu tarafından nasıl bir ilgi gördü?
- Ciddi bir ilgi var. Biz, altyapı oluşturmak için pek tanıtım da yapmadık. Yıldız Teknik ve Marmara Üniversitelerinde, çeşitli belediyelerde yaptığımız faaliyetler vesilesiyle biraz tanınır olduk. İnsanlar bizleri araştırmaya başladılar. İlk duyduklarında ilgi gösteriyorlar. Fakat 1-2 ay sonra tanıtımımızı yapınca dünyanın da aynı ilgiyi göstereceğini düşünüyorum. Şu an da büyükelçilikler bizleri araştırmaya, tanışmaya geldiler. Onlarla kültürel faaliyetler yapacağız. Bu da, olan ilginin aslında bir başlangıcı diyebilirim.
Uluslararası alanda göçmen sanatçılarla ilgili çalışma yapan sizden başka kurum var mı?
- Bizden başka bir kurum yok. Danimarka devletinin yetkilileriyle görüştüm. Onlar bizi önerdiler. Bundan sonra Avrupa, Amerika ve Arap ülkelerinde de şubelerimize açmaya karar verdik. Bilhassa göçün çok olduğu bölgelerde.
Paris’te ilk adımımızı başlattık. France 24 şirketinde Cezayir kökenli spiker bir hanımefendi ile irtibata geçtik. Paris’teki birçok sanatçı ile görüşmeler yaptık.
Netice itibariyle dünya üzerinde göçmen sanatçıları tek çatı altında toplama hedefi olan başka bir kurum yok.