AKİT MENÜ

Gündem

Cesur kalem Karakaya, 'kudretli generale' boyun eğmedi! Alma mazlumun ahını çıkar son nefeste

Merhum Hasan Karakaya ağabey, 28 Şubat'ın ağır toplarından Güven Erkaya'nın ölümünün ardından 2000 senesinde, "Alma mazlumun âhını... Çıkar son nefeste!" başlıklı bir yazı kaleme almış ve Erkaya ailesi Karakaya ve Akit'e davalar açmıştı. 14 yıl sonra davalar neticelenmiş ve Karakaya'nın kullandığı ifadeler ile Akit'in yayınlarının ifade özgürlüğü kapsamında olduğu belirtilmişti. Davanın ardından Karakaya cesur kalemini konuşturarak tarihe geçecek bir yazı daha kaleme almıştı.

Güncelleme Tarihi:

Merhum genel yayın yönetmenimiz Hasan Karakaya, vefatının 6’ncı yılında dualarla, hayırla yad ediliyor. Karakaya’nın 28 Şubat’a İslami değerlere savaş açan laikçilere karşı verdiği mücadele de hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Özellikle, İslami değerlere olan karşıtlığını dile getirmekten çekinmeyen Fatih Altaylı’nın, başörtülü kadınlara yaptığı rezil “fahişe” benzetmesinin ardından Karakaya’nın, “Bu köşeyi hanımlar da okuyor diye, mümkün olduğu kadar ‘argo’kullanmamaya, mümkün olduğu kadar ‘sövmemeye’ özen gösterdim. Ne var ki; Okuma hakları ellerinden alınan ‘Başörtülü’ öğrenciler için ‘fahişe’ diyebilecek kadar adileşen, pespayeleşen bir ‘o..... çocuğu’na, hakettiği dilden cevap vereceğim.” ifadeleriyle başlayan yazısı tarihe geçmişti.

Hasan ağabey, 28 Şubat sürecinde Müslümanlara eziyet eden sistemin mimarlarından Güven Erkaya'nın 2000 senesindeki ölümünün ardından kaleme aldığı yazısıyla da büyük ses getirmişti. Karakaya hakkında Erkaya ailesi davalar açmış, dava 14 sene sonra neticelenmiş ve yazının ifade özgürlüğü kapsamında olduğu belirtilmişti. Davanın ardından Karakaya, "Biz evlerimizi kurtardık... Ya Erkaya ailesi nasıl kurtaracak?" başlığıyla gündem olan bir yazı daha kaleme almıştı.

Karakaya'nın 2000 senesinde kaleme aldığı yazı şu şekilde:

25-06-2000
Alma mazlumun âhını... Çıkar son nefeste!

Nerede, hangi makamda ve kim olursanız olun, sakın ola ki, “n’oldum” havalarına kapılmayın...
Tam aksine;
Daima, “n’olacağım?” diye düşünün.
Zira;
“Bugün”lerin, “yarın”ları da var...
Düşmez-kalkmaz bir Allah... O’nun dışında herkes düşer, herkes bir “musibet”le karşılaşabilir!..
Bugün “sağlıklı” olan, yarın “hasta” olabilir.
Bugün “güçlü” olan, yarın elden-ayaktan düşebilir!..
Bugün “borusunu öttürenler”, yarın “dut yemiş bülbül”e dönebilir!..
Bugün “yaşayan”ın, yarın “ölmeyeceğini” kim garanti edebilir?..
Onun için;
Hiç kimse, “makam”ından, “rütbe”sinden veya “cüsse”sinden aldığı güce aldanmamalı ve ayrıca, bu gücü bir “baskı aracı” olarak kullanmamalıdır!..
Aksi halde;
Bir gün “Molla Kasım”lar gelir “hesap” sorabilir!.. Ya da, hesap bile veremeyecek “zavallı” konuma düşebilir insan!..
Dedim ya;
Hiç kimse “n’oldum?” dememeli, daima “n’olacağım?” diye düşünmelidir!
ERKAYA EĞER BİLSEYDİ
Sanıyorum; şu anda, eğer imkânı olsaydı, Güven Erkaya da bunu düşünüyor olurdu!..
Ama o;
Tüm bunları düşünemeyecek durumda.
Evet, öldü...
Oysa; daha dün denilebilecek kadar yakın bir zamanda “güçlü” idi, “kuvvetli” idi... Hani, “astığı astık, kestiği kestik” derler ya, işte öylesine “kudretli” idi!..
“28 Şubat’ın mimarı” derlerdi ona!.. Ama bugün, hareketsiz yatan bedenini bile “imar” edemediler!..
Acaba, “dün”lerde, hiç aklına gelmiş miydi, milletin anasını ağlatırken, bir gün gelip, kendi yakınlarının da ağlayacağı...
Milletin “hayat damarı” olan “maneviyat”la olan bağlarını keserken, acaba hiç düşünmüş müydü, “kanser” denilen illete yakalanıp da “kalın bağırsak”larının ve “hayat” ile olan bağlarının kesileceğini!..
Hiç sanmıyorum...
İLLÂ DA RAKI!
Eğer düşünmüş olsaydı, hem de “Başbakan’ın yemeği”nde, “nezaket” kaidelerini bir kenara bırakıp, “İllâ da rakı istiyorum” diye diretmez, “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” kaidesince, “ikram” edilen “portakal suyu” ile iktifa ederdi!..
Ve yine;
Eğer düşünmüş olsaydı, Erbakan Hoca’yı, “Siz, Ağrı ve Eleşkirt’te yaptığınız konuşmalarda, RP’li olmayanları patates dininden olmakla itham ettiniz” gibi, aslı-astarı olmayan iddialarla mahkûm etmeye yeltenmezdi.
Kaldı ki;
“RP’nin kapatılması dâvâsı”na gerekçe gösterilen bu “iddia”, dâvâyı görüşen Anayasa Mahkemesi’nce de araştırılmış, ancak “böyle bir konuşmanın yapıldığına dair delil bulmadığı” için “kapatma gerekçeleri” arasında bile gösterilmemişti!..
Ne var ki;
O günlerde “güçlü”ydü Oramiral Erkaya... Ağzından çıkan her söz bir “emir”di, bir “talimat”tı!.. Hemen yerine getirilirdi...
KURSLARDA YEMİN YALANI
Öylesine “etkili”ydi ki;
“Kur’an kurslarındaki çocuklara Atatürk ve laik rejimle mücadele için yemin ettiriliyor” gibi saçma-sapan bir iddiası bile, hiçbir “araştırma” yapılmadan, anında dikkate alınıyor ve “Kur’an kursları”nı işlevsiz bırakacak kararlara daha o günden “zemin” hazırlanıyordu!..
Siz de biliyorsunuz ki;
Bu abuk-sabuk iddianın, 1961 yılında İlhami Soysal tarafından yazılan bir kitaptan alındığının ve hiçbir “bulgu”ya dayanmadığının ortaya çıkmasına rağmen, Kur’an kursları, sırf bu ve benzeri “halüsinasyonlar” sebebiyle kapatıldı!..
Bugün;
5 bin Kur’an kursu ve 100 bin civarında cami, “Kur’an öğrenecek çocuk” bekliyor ve de “12 yaşından küçüklere Kur’an öğrenimi yasak” ise, bu ceberrutluğun temelinde aslı-astarı olmayan “yemin” iddiaları vardır!..
Bu iddiaların sahibi de, maalesef Güven Erkaya’dan başkası değildir!..
Ne garip tecellidir ki;
Evet, bugün “Kur’an kursları” kapalıdır, ama Erkaya’nın da “gözleri” kapalıdır!..
ZÜHRE’LER-HÜCRE’LER
Bir zamanlar;
“28 Şubat Süreci’nin mimarı”ydı...
“Toplum mühendislerinin başı” diyorlardı ona!..
Nasıl bir “mimar” olduğu malûm...
Neyi inşa ettiği de!.. Ama, o günlerdeki güç ve kudreti, bugün kendi bedenini “imar”dan, kendi bünyesini “mamûr” etmekten aciz!..
Amerika’da peşpeşe geçirdiği 4 ayrı “bağırsak ameliyatı”na rağmen, bir aydır “kanser hücreleri” ile boğuşuyordu... Sonunda, yenik düştü bu illete.
Çocukların cami bünyesinde dolaşmasını yasaklatmıştı!..
Ama;
“Kanser hücreleri”nin bütün bedenini sarmasını, damarlarında dolaşmasını yasaklayamadı.
Dün, başörtülü “Zühre”lere geçen sözü, bugün “hücre”lere geçmedi!..
ÜZÜLEMİYORUM
Bir ayı aşkın süredir Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nin Amiral Odası’nda yatıyordu.
Öğrendim ki, önceki gün “yoğun bakım”a alınmış... Artık “şuuru” da kapalıymış... Nihayet dün... Saat 13.10’da yummuş gözlerini... Açılmamacasına...
Ne “rakı” içebiliyor şimdi, ne de “şunu isterim” diye diretebiliyor!..
Öylesine, “hareketsiz” yatıyor bedeni!..
Doğrusunu söylemek gerekirse;
“Cenaze”sine gitmek gelmiyor içimden.
İmam, “musalla taşı”nın başına geçip soracak:
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Kalkıp da, “iyi bilirim” deyip de, “yalan” söyleyemem!..
Zira; bu millete ve bana çok çektirdi.
Hem körpecik çocukları, hem de onların ana-babalarını ağlattı.
Hâlâ da ağlıyor bu millet...
Bunu bile bile, nasıl derim “iyi bilirim!” diye.
Çünkü, hemen ardından konuşacak imam:
“O halde, haklarınızı helâl edin!”
Söyleyin;
“İyi” diyemediğim bir insana, nasıl “helâl” ederim hakkımı?..
Onun için;
Cenazesine gitmeyeceğim...
Çünkü o ve o kafa; bu millete çok çektirdi.
Hem sonra;
“Kendi düşen ağlamaz” demişler.
Zamanında;
“N’oldum” değil de, “N’olacağım” deseydi, belki üzülürdüm ölümüne...
Ama, elimde değil;
Üzülemiyorum!..
Hem sonra;
3 yıl önce, “Onun hastalığını ben biliyorum” dediğim için, bana kızıp, hakkımda milyarlarca liralık “tazminat dâvâsı” açan bir adamın ölümüne niye üzüleyim ki!..
“Başörtülü” öğrencileri ve milletin anasını ağlatan bir adam için niye ağlayayım ki!..
Bana “düşman” olana niye “dost” olayım ki!..
Bugün belki “dua”ya muhtaç!.. Ama, bu millet, niye dua etsin ona?
Ne demiş eskiler;
“Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste!”
Çıkıyor işte...
“Son nefeste” olsa bile!..

Karakaya'nın 2014 senesinde, dava sonuçlandıktan sonra kaleme aldığı yazı ise şu şekilde:

Tarih, 25 Haziran 2000.

Yani, 14 yıl önce...

O günkü Akit’in manşetinde, tam 9 sütuna, “Hakkımızı helâl etmiyoruz” başlığı var... Başlığın spotunda ise şu ifadeler yer alıyor:

“BÇG’nin mimarı Güven Erkaya öldü... Onun döneminde çok baskı gördük... BÇG dayatmaları; birçok insanın işini, eşini ve istikbalini kaybetmesine sebep oldu... Kur’an kursları kapandı. İmam-Hatipler ağır darbe yedi... Başörtülü öğrencilerin gözyaşları hâlâ dinmedi... Bu millet, böyle bir insana hakkını nasıl helâl etsin ki?”

BENİM VE DİLİPAK’IN YAZISI

Aynı gün, yani “Güven Erkaya’nın ölümünden bir gün sonra” ben de Ayna’da, “Alma mazlumun âhını, çıkar son nefeste” başlıklı bir yazı yazmış ve “BÇG’nin mimarı” olarak Güven Erkaya’nın uyguladığı “baskı”lardan bahsetmiş ve özetle demiştim ki;

“Eğer ‘cenaze töreni’ne katılmış olsaydım ve Erkaya’nın Cenaze Namazı’nı kıldıran imam efendi, ‘Nasıl bilirdiniz?’ diye sorsaydı, ‘İyi bilirdim’ diyemezdim!.. Ve yine imam efendi; ‘Hakkınızı helâl eder misiniz?’ diye sorsaydı, derdim ki: İyi bilirdim diyemeyeceğim bir insana, nasıl helal ederim hakkımı?”

Evet; 24 Haziran 2000 tarihinde saat 13.10’da hayata gözlerini yuman Güven Erkaya hakkında attığımız “manşet” ve benim yazdığım yazı, özetle böyleydi... O zamanlar “sütun komşum” olan Abdurrahman Dilipak da; ana yazısının sonuna bir “not” olarak, şunları yazmıştı:

“Not: BÇG’nin kurucusu, 28 Şubat’ın güçlü paşası dâr-ı bekâya göçtü... Şimdi onu Kirâmen Kâtibîn melekleri sorguluyor olsa gerek.

İşte böyle... Herkesin yaptıkları ve yapması gerekirken yapmadıkları, söyledikleri ve söylemeleri gerekirken söylemediklerinin hesaplarının sorulacağı bir gün gelecek ve o gün, hiçbir şey gizli kalmayacak. Herkese hak ile batıl gösterilecek. Herkes yaptıklarının karşılığını hayır ya da şer, eksiksiz olarak görecek.

Şimdi Güven Erkaya sorguya alındı. Elbet bir gün biz de gidecek ve orada onunla görüşeceğiz.”

TAZMİNAT, HACİZ, GASP!

İşte bu haberimiz ve yazılarımızı “hakaret” sayan “Güven Erkaya’nın ailesi”; gazetem, benim ve Dilipak aleyhinde “30 bin liralık tazminat dâvâsı” açtı!..

“2000’li yılların şartları”nı ve “darbecilerden brifing alan mahkemeleri” düşünün... O ahval ve şeraitte, yerel mahkemeler, hem de “ifadelerimizi dahi almadan” kararını verdi:

“Akit’in, Hasan Karakaya’nın ve Abdurrahman Dilipak’ın mahkûmiyetine!”

Yani, mahkeme diyordu ki;

“30 bin lirayı, faiziyle birlikte Erkaya ailesine ödeyin!”

Peki “faizi” ne kadar?..

“Suç duyurusu”nda bulunulması, “dâvâ” açılması, “duruşma”lar ve “itiraz”lar derken, “faiziyle birlikte” ödeyeceğimiz miktar, o günün parasıyla “150 milyar lira”yı bulmuştu... Bugün ise, o para “300 milyar lira”yı buldu!..

Avukatlarımız Ali İhsan Karahasanoğlu ve Ali Paçci, mahkemenin kararına “itiraz” ettiler... Ama, bir üst mahkeme de kararı onaylayınca, ödememiz gereken tazminat, faizleriyle birlikte “180-200 milyar lira”yı buldu!..

Bu arada, “Erkaya ailesinin avukatları” hiç zaman kaybetmedi ve gerek benim, gerek Dilipak’ın evlerine “haciz” koydurup, “satış işlemi”ne başladılar!..

Bununla da yetinmeyip;

Dilipak’ın evine “haciz memurları”nı gönderip, evde; “çamaşır makinası, bulaşık makinası, buzdolabı ve televizyon” gibi, ne kadar “beyaz eşya” varsa, haczedip, bir “kamyon”a yüklediler ve götürdüler!.. O eşyalar götürülürken; “basın hürriyeti”nden dem vuranların gıkı bile çıkmadı, iyi mi?!?..

Avukatlarımız da boş durmadı tabiî... Bir yandan “haciz işlemleri”ne itiraz ettiler, bir yandan da Yargıtay’a ve AİHM’e müracaatta bulundular!..

Ne ilginçtir ki; Tayyip Erdoğan’ı “kedi”ye benzeten Cumhuriyet’in karikatüristi Musa Kart hakkında “2 yılda” karar verip, bu karikatürü “ifade hürriyeti” kapsamında değerlendiren AİHM, bizimle ilgili kararını “8 yıl” bekletti!..

SERVETİNİZİN KAYNAĞI NE?

Her neyse...

O günlerde; gazetem Akit ve “muhabir”lerimiz de boş durmadı... “Erkaya ailesinin mal varlığı”nı mercek altına alıp, “Nereden buldun?” diye sormaya başladılar!..

Muhabirlerimizin haberlerinden öğrendik ki; Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Emekli Oramiral Güven Erkaya, İstanbul’un “en lüks sitelerinden biri” olan Etiler’deki “Alkent Sitesi”nden bir “daire” satın almış... Bu daire, “sıradan bir daire” değil!..

Muhabir arkadaşlarımız “daire” ile ilgili “teknik bilgi” verirken, şunları söylüyordu:

“Etiler Alkent Sitesi, Alarko Holding tarafından inşa edildi ve İstanbul jet sosyetesinin en çok tercih ettiği sitelerden biri oldu... Etiler Ak Merkez’e yürüme mesafesinde bulunan ve içinde 643 daire barındıran site, koruluk içinde bulunuyor... Sitedeki daire fiyatları ise dudak uçuklatıyor. En kötü stüdyo dairelerin bile 500 bin dolara satıldığı sitede, Erkaya ailesinin dairesinin fiyatının 1,5 milyon dolar olduğu belirtiliyor.”

Peki; Güven Erkaya; fiyatı “1,5 milyon dolar” olan bu daireyi, “hangi para” ile ve “nasıl” aldı?..

Öyle ya; 1997’de “emekli” olan Güven Erkaya, yıllarca “asker maaşı” aldı!.. “İllegal BÇG’nin mimarlarından biri” olmasından dolayı; kendisine “örtülü ödenek”ten veya bir başka “kaynak”tan “ayrıca” para verildi mi, bilmiyorum.

Ama, şunu çok iyi biliyorum:

Böyle “lüks” bir daire; ne “asker maaşı”yla alınır, ne de “emekli maaşı”yla!..

İsterseniz, oturun hesap yapın;

“1,5 milyon doları denkleştirebilmek” için, “birkaç milyar maaş”la, acaba “kaç yıl” çalışmak gerekir?..

Sorunun özü şuydu:

“Güven Erkaya, milyonlarca insanın rüyasında bile göremeyeceği 1.5 milyon dolar gibi bir parayı nereden buldu ve o lüks daireyi nasıl satın aldı?”

ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ DAİRELER!

Bu soruları, 21 Ağustos 2009 tarihli Ayna’da sormuştum... Sonra, muhabirlerimiz “araştırma”ya devam etmiş, Erkaya ailesinin “ikinci bir dairesi”nin bulunduğunu ortaya çıkarmışlardı!..

Sonra, “üçüncü bir daire”nin olduğunu haber almışlar ve biz de bunu; “Erkaya, Erdil’i de solladı... Milyon dolarlık üçüncü ev” başlığıyla haberleştirip demiştik ki;

“28 Şubat’ın mimarlarından emekli Oramiral Güven Erkaya, daire sahibi olma konusunda daha önce 2 lüks daire satın aldığı ortaya çıkan; ancak bunları asker maaşı ile nasıl aldığını izah edemediği için rütbeleri sökülen, hapis yatan ve dairelerine el konulan İlhami Erdil’i resmen solladı… Etiler Alkent’te 2 lüks daire sahibi olduğu tespit edilen Erkaya’nın, Ulus’ta, yine Korkmaz Yiğit tarafından yaptırılan Kibele Konutları’nda da bir lüks dairesinin bulunduğu ortaya çıktı.”

O günlerde, haber merkezimize bir “ihbar” daha gelmiş ve öğrenmiştik ki; Erkaya ailesinin “dördüncü bir daireleri” daha vardır ve o da, yine; Etiler’de ve Aktek Konutları’ndadır... Daire, Güven Erkaya’nın eşi Gülden Hanım ve oğlu Argun Erkaya üzerine kayıtlıdır!..

Ben daha sonra “daire sayıları”nı saymayı bıraktım... Ama; sonradan öğrendim ki, Erkaya’ların daireleri “9”u bulmuş!..

ERDİL’İN SUÇU NEYDİ?

İşte bu “bilgi”ler üzerine, sormuştuk:

“Askerî Savcı daha neyi bekliyor?.. İlhami Erdil’in elinden iki dairesi alınır ve rütbeleri sökülüp Oramiral’likten Er’liğe düşürülürken, Erkaya ailesine, bu mal varlığının kaynağı niye sorulmuyor, ilişkiler ağı niye araştırılmıyor?”

Öyle ya, Güven Erkaya; 1988 yılında, “danışmanı” olduğu, yani “patronu” olan “Korkmaz Yiğit’in televizyonu Kanal 6” ekranlarından halka seslenip diyordu ki;

“Fakir bir ailenin çocuğu olarak geldim dünyaya… Zamanında, okumak için beş parası olmayan birisiydim!”

Hayret!.. “Meteliğe kurşun atan ve fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen” Erkaya, geride tam bir “servet” bırakıyor!..

Öyle bir “servet” ki;

“Tam 4 daire!..

Toplam 5-6 milyon dolar değerinde!”

Acaba bu “servet”e nasıl sahip oldu?..

Böyle bir servete, “alınteri”yle veya “tasarruf”larla sahip olması mümkün değil!.. Eğer “alınteri”yle sahip olunsaydı, herhalde emekli Oramiral İlhami Erdil de sahip olurdu… Öyle ya; her ikisi de Deniz Kuvvetleri Komutanı, her ikisi de Oramiral ve her ikisi de aynı maaşı alıyor!..

Malûm, İlhami Erdil, “Tasarruf ettim” demişti de, “bilirkişi”ler inanmamış ve yaptıkları “hesap”lar sonucu; “Olamaz” demişlerdi; “Hayatın boyunca bir tek kuruş harcamasan, maaşının tamamını biriktirsen ve bu parayı Borsa’ya veya faize yatırsan, yine de bu daireleri alacak para biriktiremezsin!”

Sonuçta, İlhami Erdil, “servetinin kaynağını” açıklayamamış, “oramiral” olan rütbesi “er”liğe düşürülmüş, “cezaevi”nde hapis yatmış ve daireleri de elinden alınmıştı!

Peki, “fakir bir ailenin çocuğu” olarak dünyaya gelen, “okumak için beş parası olmayan” bir Güven Erkaya, bunca parayı acaba nasıl bulmuş ve “lüks 4 daire”yi nasıl almıştı?..

Sadece “servetin kaynağı” değil, Erkaya’nın “ilişkiler ağı” da araştırılmalı değil miydi?..

“SAĞ”KEN DE ELEŞTİRDİK!

Güven Erkaya’nın öldüğü 2000 yılından bu yana, “Erkaya ailesinin sahip olduğu servetin kaynağı”nı hep sorduk, “ilişkiler ağı”nı mercek altına aldık...

O yıllarda, bize sormuşlardı:

“Erkaya ailesinin trilyonluk lüks dairelerini biliyordunuz da, daha önce niye haber yapmadınız?.. Bu lüks daireleri ortaya çıkarmanız için, illâ da evlerinize haciz konulması mı gerekiyordu?.. Demek oluyor ki, eğer nasırınıza basılmasaydı, sizler de sormayacaktınız; nereden buldular, nasıl buldular, o daireleri hangi parayla aldılar?”

Böyle düşünenlere şöyle cevap vermiştik:

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Güven Erkaya ile ilgili haberlerimiz yeni değil.. Ona “hakkımızı helâl etmediğimizi” deklâre eden haberimizden çok önce de, yani Erkaya henüz “sağ” iken de çok eleştirdik kendisini… “Kıbrıs Harekâtı’nda batırılan gemi”den dolayı eleştirdik, “Briç tutkusu”ndan dolayı eleştirdik… Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından “Denizcilikten Sorumlu Başbakan Müşavirliği”ne getirilmesini eleştirdik, “Korkmaz Yiğit’e danışman” olmasını eleştirdik!.. “BÇG’nin kurucusu” olmasını eleştirdik!..

Sizin anlayacağınız;

“Ölünün ardından” değil, “sağ” iken de mücadele ettik kendisiyle!..

Zaten, “Hakkımızı helâl etmiyoruz” manşeti de, “tüm bu haberlerin bileşkesi”ydi!..

ŞİMDİ ONLAR HESAP VERECEK!

Peki, “14 yıl sonra” bugün, Güven Erkaya meselesini niye yazdım?..

Çünkü efendim; bugünkü 1. sayfamızda da okuyacağınız gibi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, son kararını vermiş ve demiş ki;

“Akit’in Hakkımızı Helal Etmiyoruz başlığı ve Hasan Karakaya ile Abdurrahman Dilipak’ın köşe yazıları ifade özgürlüğü kapsamındadır... Karakaya ve Dilipak’ın tazminat cezasıyla cezalandırılması da hukuksuzdur!”

Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi de, dün; “Yargıtay 4. Hukuk Dairesi”nin kararına uydu ve böylece konu kapandı.

Yarabbi şükür...

“14 yıl sonra” da olsa, bu işten de “yüzümüzün akıyla” çıktık...

Evet, nihayetinde;

“Evlerimizi kurtardık.”

Şimdi sıra, “Erkaya ailesi”nde!..

Bakalım onlar, “lüks evleri”nin hesabını verebilecek mi?..

Biz, evlerimizi kurtardık,

Bakalım onlar kurtarabilecek mi...

Öyle ya; kısa adı MASAK olan Mali Suçları Araştırma Komisyonu, bir süredir, “Güven Erkaya’nın asker maaşıyla o lüks villaları nasıl aldığını” araştırıyor!..

Öyle sanıyorum ki;

“Yargıtay 4. Hukuk Dairesi” ve “18. Asliye Hukuk Mahkemesi”nin kararlarından sonra MASAK’ın araştırmaları daha da hızlanacak ve “o serveti nasıl elde ettiklerini” ortaya çıkaracaktır!..

Sonucu merakla bekliyoruz...

Ve de, 14 yıl önce ne yazmışsak, bugün de aynı noktadayız:

“Alma mazlumun ahını,

Çıkar aheste aheste!

İşte çıktı... Dahası da çıkacak...

Çünkü, artık;

“Ankara’da hakimler var!” Bizi dün susturamadılar, bugün de susturamazlar, yarın da!..

“Türkiye’nin en karanlık günleri” olan “28 Şubat Süreci”nde “dâvâ bombardımanları”na maruz kaldık... Gazetemizin idare merkezine “Kalleş-Nikof’lu saldırılar” yapıldı!.. “400 polis, keskin nişancılar ve 2 panzer” eşliğinde merkez binamız basıldı ve gazetemizin sahibi gözaltına alındı!.. Sonra, medya tarihine “2 Hasan Vak’ası” olarak geçen “gözaltı”lar yaşadık!.. Ardından, bırakın Türkiye’yi; dünyada bile eşi-benzeri görülmemiş “312 General’in tazminat linci”ne maruz kaldık!.. Ve tabiî, “Güven Erkaya’nın ailesi” tarafından, benim ve Dilipak’ın evlerine “haciz”ler konuldu!.. Neler yaşadık, neler?.. Allah’a şükürler olsun ki, dimdik ayaktayız...

“Karanlık 28 Şubat Süreci”nde yapılan saldırıları nasıl atlattıysak, inanıyoruz ki; “Kirli 17-25 Aralık Süreci”nde; gerek “Paralelciler”, gerek onların “Ananasçı müttefikleri” tarafından açılan “dâvâ bombardımanı”nı da atlatacağız!.. Çünkü biz “doğru yol”dayız ve “haklı”yız!.. Bize dâvâ açan “Pensilvanya merkezli Paralel Çete” mensupları ve onların güttüğü “koçlar, koyunlar ve öküzler” ise; kesinlikle, birer “darbe girişimcisi”dir ve asla “sütten çıkmış ak kaşık değiller”dir!..

“28 Şubat cuntası” ile nasıl mücadele ettiysek, “17-25 Aralık Cuntası” ile de mücadelemizi sürdüreceğiz!.. Bunu, herkes böyle bilsin!..

Dün susmadık... Bugün de susmayacağız!..

Yorumlara Git

Yunanistan cephesinden bomba! "Türkiye - İsrail savaşında..."

Ne olduysa son bir saatte oldu! Suudi Arabistan'da hareketli anlar

Bayramda yürekleri yakan video

Siyasi partilerle bayramlaşan HÜDA PAR'dan mesaj: İsrail ve Amerika dünya barışı için büyük bir tehdit

İsrail'de nükleer santralin bulunduğu bölge vuruldu