AKİT MENÜ

Aktüel

Bilge Hakan Açıl: "Türklerde Şehirleşme Süreci"

Türklerin Şehirleşme yerleşik hayata geçiş ile başlamaktadır. Güvenlik kaygıları ve besin kaynaklarına yakınlığın yönlendirdiği küçük obalardan günümüzde devasa yapılar ve bu yapılarda yaşayan milyonluk şehirlere ulaşan süreci Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemi olarak ele alabiliriz.

Selçuklular zamanına bakıldığında şehirlerde çok büyük, ihtişamlı yapılar yerine daha mütevazi, insan ölçeğinde ancak estetik açıdan üst kalitede yapılar ve bu yapılarda birlikte gelişen dış mekanlar göze çarpmaktadır. Bu yapılarda dönemin mimari karakterleri üst düzeyde kullanılmakta, bunun yanında süsleme sanatının en güzel örnekleri de verilmektedir. Konya Mevlana Türbesi, Erzurum Çifte Minare, Sivas Gökmedrese vb. bu yapılara en güzel örneklerdendir.

Osmanlı zamanına geldiğimizde Selçuklulardan kalma alışkanlıklar devam etmekle birlikte devletin imparatorluk haline gelmesiyle birlikte yapılarda ve şehirlerde değişiklikler görülmeye başlamıştır. Mütevazi yapıların yerini daha büyük ve ihtişamlı yapılar almıştır. Bu ihtişamlık özellikle kamu yapıları ve dini yapılarda kendini göstermiştir. Selçuklu zamanındaki süsleme sanatı mimari de etkisini sürdürmüş ve gerçekten mimari açıdan ihtişamlı örnekler ortaya çıkmıştır. Selimiye cami, Süleymaniye cami, Edirne, Bursa ve İstanbul’daki çok sayıdaki yapılar bunlara örnektir.

Selçuklu ve Osmanlı zamanında yapılarda ve şehirlerde karakteristik bir kimlik göze çarpmaktadır. Ancak bu karakteristik kimlik Osmanlı imparatorluğunun son yıllardaki yıkıcı savaşların etkisi ile zamanla bozulmaya başlamış, büyük bir felaketten çıkan genç cumhuriyet döneminde de tabiri caizse durma noktasına gelmiştir. Şehir Planlamasını gerçekleştirecek şehir plancıları veya mimar gibi yetişmiş insan gücünü kaybeden genç cumhuriyet ilk dönemlerde özellikle Almanya’dan gelen mimarların çalışması ile yapıları ve şehirleri oluşturmaya çalışmıştır. Bu dönemde ortaya konan yapılar ve şehirler karakteristik kimlik yanında daha çok Avrupa şehirlerinin taklidi olarak gelişmeye başlamıştır. 1950’li yıllara gelindiğinde kırsal alandan kentlere olan yoğun göçler karşısında hazırlıksız yakalanan şehirler süratle kontrolsüz bir yapılaşmanın içine girmiştir. 1990’lı yıllara kadar süren ve gecekondu kavramını ülkemiz şehircilik gündemine sokan bu süreç Türkiye Cumhuriyetinde maalesef şehirlerde bir karakteristik kimlik oluşmasını engellemiş, son yıllarda yapılan çalışmalarda bu durumu değiştirmeye yetmemiştir. Günümüzde halen Osmanlı ve Selçuklu izlerini taşıyan yapılar öne çıkmaktadır.

Ülkemizin geniş bir tarihi yelpazesi, ve tarihin bu konuda şehirleşmede etkisi gözlemlenmektedir. Doğru, tarihin izlerini yansıtan ve bunu modern çağın olumlu gelişmeleriyle buluşturan bir süreç, bu topraklar için hem fazlasıyla mümkün, hem de gereklidir.

Yorumlara Git

İsveç'te daha önce yaktıkları camiye bu kez kanla saldırdılar

Türkiye’nin inanç tablosu: İşte namaz kılan, oruç tutan, dinsiz ve şeriat isteyenlerin oranı

Havalimanında paketten çıkan duman paniğe neden oldu Korkak Yahudiyi paranoya sardı

Gürkan Hacır ‘şaka yapıyorsun’ deyip inanamadı! Fuhuşçu Yalım’ın pavyon talebi ifşa oldu

Bak sen şu liyakatten bahseden CHP’ye! Marmaris Belediyesi’nde "Aile Boyu" Vurgun: Rüşvetin Altından Hülleli Atama Çıktı!