AKİT MENÜ

Gündem

28 Şubatçıların kökü kurutulamadı

28 Şubat dönemindeki cuntacılar ve 28 Şubat’ın diğer aktörleriyle hesaplaşılamadığını dile getiren yazarımız Vehbi Kara, “28 Şubat’ın köklerinin kazındığını düşünmüyorum, tam aksine 28 Şubat dönemi şu an TSK yönetimindedir. Batı Çalışma Grubu adı verilen yasa dışı örgüt mensubu 6 tane amiral ve general hapse atılmıştı” ifadelerini kullandı.

Yüksek Askeri Şura kararıyla Deniz Kuvvetleri’nden re’sen emekli (!) edilen yazarımız Vehbi Kara, 28 Şubat döneminde orduda içki içmeyen, eşi başörtülü olan personelin birçok zulme maruz kaldığını hatırlattı. Rahmetli Erbakan Hoca’nın iktidara gelmesiyle ordudan atılmaların hızlandığını belirten Kara, o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İBB Başkanı olduğunu ve ordudan atılan inançlı subayları İBB’de istihdam ettiğini, bunun sonucunda da okuduğu bir şiir bahane edilerek cezaevine gönderildiğini söyledi. “Şiir okuması bahaneydi, asıl nedeni bizdik. Ordudan atılmış subayları siz belediyede nasıl istihdam edersiniz şeklinde çok büyük bir baskı vardı” sözleriyle yaşadıklarını dile getirdi.

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararı ile Deniz Kuvvetlerinden re’sen emekli edilen Yazar Vehbi Kara ile o yıllarda yaşadıklarını darbeleri, darbecileri ve Mısır’da rehin kaldığı günleri konuştuk.

Askeriyeye girişiniz ve ayrılışınız nasıl oldu?

Liseden sonra Deniz Harp Okulu’na girdim. 82-86 yılları arasında deniz okulunda okudum. 86 yılında Teğmen rütbesiyle mezun oldum. Daha sonra savaş gemilerinde çeşitli görevlerde bulundum. Çok güzel görevlerim oldu. Atış birincilikleri kazandım. Fakat bu 28 Şubat dönemine yaklaşırken başörtüsü sorunu çıktı. Özellikle Bahriyede yani Deniz Kuvvetleri’nde eşi başörtülü olan subaylara karşı bayağı bir sorunlar meydana geldi ve eşi başörtülü olan subay ve astsubayların neredeyse tamamına attılar.

Bizde atılmayanlar, Fethullahçılardır. Onlar da malum eşlerinin başlarını açtılar. Ben de ayrılırken ilginçtir, Fetullahçı diye atmışlar. Bu Batı Çalışma Örgütü insanları fişliyordu. Beni de Fetullahçı sanmışlar. Hâlbuki ben askeri öğrenci yıllarından beri ibadeti yapmış, namazımı kılmışımdır. Açıktan kılmışımdır. Fethullahçılarla benim aramdaki en önemli fark ibadetlerimi gizlemeden açık bir şekilde yapmış olmamdı. Ben asla içki içmedim. Eşim başörtülüdür.
Zaten 15 Temmuz’da bizler ordudan atılan -benim gibi- 10 bine yakın subay-astsubay Fethullahçılar tarafından tasfiye edildi. Ama ilginçtir, Beni Fetullahçı olarak yaftaladılar. Batı Çalışma Örgütü’nün bir yalancılığıdır. Her neyse, sonuçta eşi başörtülü olduğu için ayrıldım.

Ayrılma sürecinizde o dönem hangi baskılara maruz kaldınız?

Yani, o dönemde iç baskı demeyelim de, ben zaten hep sakıncalı bir subaydım. Yani namazını kılardım. İçki içmezdim. Bu yüzden gemi komutanlarıyla tartışma yaşardım. Ve Bahriye’de 15 Yıl diye bir kitabım var. Onların hepsini yazdım. Yani, eğer bir sorun dersiniz bunlar başıma gelen sorunlar ama ben de eşim de hiç bunları kafaya takmazdık. Yani eşim başörtüsünden; ben namazlarımdan, içki içmeme ve oruç tutma konusunda asla taviz vermedik.

İçki içmeniz için baskı mı yaptılar?

İçki içmiyorum diye gemi komutanlarıyla da bayağı, çok sert kavgalar oldu. Ben Üsteğmen rütbesindeyim, Kurmay Yarbay beni çağırıp niye içki içmiyorsun emrediyorum iç diye bağırıp çağırdı.

Ayrıldıktan sonra neler yaptınız?

O dönem Necmettin Erbakan başbakandı. Biz, ayrıldıktan sonra çok büyük baskı geldi, Refah Partisine. Biz, sizi iktidara getirdik, ordudan atılmalar hızlandı, rekor kırılmaya başladı, dediler. Tabii, başka şeyler ama o dönemde Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıydı. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesine davet ettiler. Ben istemiyordum ama arkadaşlarımın baskısıyla Büyükşehir Belediyesi’ne girdim. Burada müdür yardımcılığı görevinde bulundum.

Bizi işe aldı diye Erdoğan'ı hapse attılar

Ordudan atılan inançlı subayları aldığı için Erdoğan’a baskı yapıldı mı?

Bizi aldı diye Tayyip Erdoğan’ı emekli ettiler. Daha doğrusu attılar. İlginç bir şey söyleyeyim, şiir okuması bahaneydi asıl nedeni bizdik. Çünkü çok büyük baskı vardı. Ordudan atılmış subayları büyükşehir belediyesine nasıl istihdam edersiniz, şeklinde. Erdoğan’ın başını yedik, yani. Sonuçta Erdoğan belediye başkanlığından ayrıldı. Yerine gelen Ali Müfit Gürtuna isimli şahıs da bizi belediyeden attı. Dolayısıyla bir daha atılmış olduk.
Dolayısıyla ben kaptanlık ehliyetimi aldım. Ticaret gemilerinde çalıştım. Zaten Deniz Harp Okulundan mezun olup Deniz Subayı olmuştum. 20 yıldır hâlâ da kaptanlık yapıyorum.

Askeriyede yerli ve milli yapıların daha güçlü olması için neler yapılmalı?

Öncelikle namaz gibi ibadetlerin serbestçe yapılabilmesi ve bununla ilgili ibadethanelerin açılması lazım. Bu konuda benim yoğun bir çabam oldu. 25 yıllık bir gazeteciyim. Askeriyeden ayrıldıktan sonra yapılan haksızlıkları dile getirmek gibi nedenlerle olsa gerek makale yazmaya başladım. Özellikle Deniz Harp Okulu’na ve Hava Harp Okulu’na cami yapılması için çok emek sarf ettim. Neticede güzel bir sonuç aldık. “Biz gavur muyuz? Kara Harp Okulunda cami var, Deniz Harp Okulunda niye yok” tarzında bir kaç kere böyle çok ağır yazı yazdım. Tabii, Cumhurbaşkanı çok hassas cami konusunda.

Caminin geçen yıl temelleri atıldı. TOKİ’ye yaptırıyorlar. Milli Savunma Bakanlığı’na yaptırmıyorlar. Çünkü oradaki bürokratlar çok yokuş yapıyor. 1 yıllık işi 5-10 yılda yapamıyorlar. Bilerek mi bilmeyerek mi o ayrı konu. Ama TOKİ’ye yaptırılınca Ekim ayında inşallah camiler açılacak. Burada benim bir emeğim var. Hatta ordudan atılan Vehbi Kara istediği için Deniz Harp Okulu’na, Hava Harp Okulu’na Kara Harp Okuluna bir de dördüncü bir askeri kışlaya camii yapılıyor diye beni eleştiren yazılar çıktı. İnternetten bulabilirsiniz.

Artık askeri darbe olmaz

Darbelerin sona ermesi, darbecilerin yeni eylemlere kalkışmaması adına neler yapılabilir?

Çok önemli adımlar atıldı bu konuda. Öncellikle Genel Kurmay Başkanlığının, Milli Savunma Bakanlığına bağlanması önemli bir adımdı ve bu başarıldı. İkincisi 15 Temmuz darbesi bir kere askerlerim darbe yapma psikolojilerini büyük ölçüde kırdı. Artık bundan sonra bir daha askeri darbe olması çok güç. Başka türlü yapabilirler. Burada halkında bilinçlenmesi, özellikle tanklara karşı cesaretle önünde durması, bir daha böyle bir askeri darbenin olmasına imkân tanımadı.

Peki, ne yapmak lazım?

Geri kalmış ülkeler, darbeleri, -Afrika ve Güney Amerika gibi- halkın seçtiği yöneticileri kabul etmeyen çirkin bir davranış olduğunu ilkokuldan itibaren anlatarak bunu önledi. Önemli bir şey söyleyeyim, bu darbelerin kökeninde şu vardır: Saltanat ve halifelik kaldırılacağı zaman Meclis Başkanı kürsüye çıkıp “İhtimal ki bazı kelleler kesilecektir” sözü.

İşte bunu biz eğitim kurumlarında hala çok güzel bir söz olarak okutuyoruz. Siz böyle okutursanız darbeciliğe çanak tutmuş olursunuz. Dolayısıyla tek parti dönemini kötüleyen, tek partiyi öven yazılardan kaçınmak lazım. Onun ne kadar çirkin, tek partinin ne kadar acımasız ve olumsuz olduğunu anlatarak darbeler önlenebilir. Ki bu gençlik, günümüzde yaşadığımız gençlik asla darbeleri kabul etmiyor ve etmez de. Dünyanın da geldiği bir nokta artık.

28 Şubat dönemi susturulsa da aktörler hâlâ ayaktalar

28 Şubat’ın köklerinin kazındığın düşünüyor musunuz?

Hayır, tam tersine, 28 Şubat dönemi şu an Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetimindedir. Ben nereden biliyorum, gemide çok tartıştığımız bir subay şu an donanma komutanı. Çok ilginç. Amiraller, üst düzey generaller, 28 Şubat’ın generalleri, hâlâ... Dolayısıyla bu dönemin bittiğini söylemek çok hayalci kalır. Bu doğru değil. 28 Şubat büyük ölçüde susturuldu ama hâlâ ayaktadır. Şimdi diyeceksiniz ki 6 tane amiral ve general müebbet hapse mahkûm edildi. Size şunu söyleyeyim, Batı Çalışma Grubu adı verilen yasa dışı örgüt mensubu 6 tane amiral ve general hapse atılmıştır. Sadece amiraller ve generaller değil; medya mensupları, iş adamları darbeye çanak tutun STK’lar, 28 Şubat sayesinde –örneğin Fatih Altaylı gibi- yazarlar, televizyoncular o dönem de erişmiş oldukları makamları hâlâ koruyorlar. O yüzden 28 Şubat’ın bittiğini düşünmek bile çok hayalci saçma ve yanlış buluyorum.

28 Şubat’ın aktörleri cezalandırılmadı mı?

28 Şubat’ın aktörleri, şu an başka pozisyonlarda çok önemli makamları işgal ediyorlar ve bunların hiçbiri de cezalandırılmadı. Meclis tutanaklarına göre Meclis araştırma komisyonlarına göre 450 milyar dolar ile 250 milyar dolar arasında vurgun vuruldu. 60 milyar dolarlık 25 banka hortumlandı ve bunların cezası verilmedi. Hepsi paşa paşa geziyorlar. Düşünün, Başbakan’a küfreden bir General, Tuğgeneral iken Tümgeneral rütbesine yükseltildi. O dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, bu bir boşalmadır, diyecek kadar çok iğrenç ve çok kötü sözler sarf etti.

Hakkımda kahraman kaptan yazıları yazıldı

Mısır’da geminizin rehin alındığı haberlere yansıdı? Neden rehin alındı? Neler yaşadınız?

Ben yıllardır denizcilik yapıyorum. Yaklaşık son 20 yılı hep Kaptan olarak çalıştım. Son çalıştığım gemi ilginç bir pozisyonu oldu. Seferimizi yaptık. Hatta savaş bölgesi Yemen’e, Romanya’dan tahıl yükü götürdük. Güzel seferimizi tamamladık. Mısır’a gelin oradan çimento yükleyeceksiniz, dediler. Gelirken personel bana müracaat etti. Dediler ki, (gemi kaptanına Süvari denilir) “Süvari Bey, yaklaşık 1 yıldır maaşını alamayan personel var. Biz maaşımızı istiyoruz. Bize verilen sözler durulmadı. Türkiye’ye dönünce herkes maaşını alacak dendi. Ama bakın hiç kimsenin maaşı yatmadı.”

Ben de bunu armatörü ilettim. Gemiyle Mısır’a yanaştım sonra yüklemeyi başlattık. Herhangi bir sorun olmadan devam ederken. Tekrar bu durumu geldi söylediler. “Süvari Bey, biz iki gün sonra maaşımız yatmazsa yüklemeyi durduracağız.” Çalışma usullerinde buna grev yapmak denir. Haklı talepleri oldu.
Ben personel ile gemi sahibini cep telefonuyla konferans şeklinde konuşturdum. Gemi sahibi, personelin haklı olduğunu ama maaşları ödeyemediklerini eğer bu seferi tamamlarlarsa maaşların ödeneceğini söyledi. Fakat gemiciler haklı olarak inanmadılar. “Biz bu sözleri çok işittik” dediler. Sonuçta, armatör birkaç ay sonra diğer 2 gemisi ile birlikte –diğeri de Ukranya’daydı- gemiyi terk edip gitti. Mısır, hükümeti dedi ki: “Tamam, armatör yok. Telefonlara cevap vermiyor. Hiçbir şekilde ulaşamıyorum. Ama bu geminin kaptanı var. Dolayısıyla kaptan sensin biz senden hesabını sorarız. Bu gemi bütün sorumluluğu sendedir. Diğer personeli evlerine gönderebiliriz.”

Peki, bu denizcilik kurallarına uygun mudur?

Hayır, uygun değil. Çünkü Uluslararası Denizcilik Sözleşmesi adı verilen kurallarına göre bir gemi çalışanı -Kaptan dâhil- çalışma süresini kontratını tamamladıktan sonra gemide tutulamaz. Liman devleti gemicilerin vatanlarına dönmesi için gereken her türlü kolaylığı sağlamak zorundadır. Ben, bütün personeli evlerine gönderdim. Hatta bu konuda Uluslararası Denizcilik Örgütü, İMO yetkilisi “Kahraman kaptan” diye yazılar yazdı. Teşekkürler etti.
Sonuçta bunu Mısır hükümeti devlet yetkilileri kabul etmediler. Beni zorla gemide tuttular.

11 gün sonra yazdığım dilekçeler karşılık buldu. Uluslararası Denizcilik Örgütü, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Büyükelçiliğimiz yok ama maslahatgüzar gibi yetkililer baskı yaptılar. Sonunda Beni gemiden çıkarıp bir otele koydular. Mısır’da, geminin yanında bulunan bir otelde 4 ay kaldım.

Toplamda 14 ay evinden uzakta Mısır hükümetinin uluslararası kuralları tanımadan bir çeşit esir muamelesi ile kaldık. Fakat otelde özgürdüm. Şehir dışına çıkmamak şartıyla belli aralıklarla gidip gemiyi kontrol etme şartıyla serbestim. Orada Ben de Mısır halkıyla tanışma fırsatı buldum. Her vakit namazı neredeyse camide kıldım. Oradaki insanlarla tanıştım. Mısır halkını çok sevdim. Onların aslında Türkiye ile çok yakın özellikler taşıdığını gördüm. Hatta Onların çok daha güzel üstün hasretlerini fark ettim. %90.5 oranında namaz kılıyorlar. Keşke, bizim milletimizde Mısır halkı gibi ibadetlerine daha düşkün olsa.

Sonunda, bir çözüm bulduk. Nasıl kurtuldum Mısır’dan? Gemi satıldı, ben ayrılmadan önce. Ama satılmadan önce mahkeme kadısı (Mısır Mahkemesi’nin kadıları var. Hâlâ Osmanlı’dan devam eden) benim yurda dönmem gerektiğine karar verdi. Bununla ilgili mahkemeye müracaat etmiştik. Mahkeme kararı ile tam Türkiye dönecektim gemi satıldı. İkisi birlikte oldu. Türkiye’ye döndüm.

Pasaportumu verdiler. Dönüş masraflarını geminin sigortacısı karşıladı. Cebimden hiç bir para çıkmadı. Lakin 14 ay boyunca armatörümden hiçbir ücret almadım. 0 dolarla döndüm. İşin acı tarafı daha önceden de armatörle bayağı bir alacağım vardı. 2 maaş, sıfır elde var sıfır. Her şey para değilmiş. Bunu çok iyi anladım.

Herkes Erdoğan’ı karşısına alsa da yine Erdoğan’ı desteklerim

Tayyip Erdoğan askeri vesayete karşı mücadele etti Bununla birlikte devrim niteliğinde çalışmaları oldu. Sizce bundan sonra neler yapılmalıdır?

Tayyip Erdoğan beklentilerimizi çok büyük oranda karşılamış durumda ama bu yeterli değil. Örnek konu geldiği için söyledik 28 Şubat’çılar cezalandırılmalı. Cezalandırılmalı, çünkü ibret alınıp bir daha yaşanmasın.

Adaletin iki yönü vardır: Birisi suçluların cezalandırılması. İkincisi mağdur edilenlerin haklarının iade edilmesi. Bakın ben ordudan, Yüksek Askeri Şura kararıyla re’sen emekli edildim. Biz atıldı dememek için kibarca emekli olduk diye söyleriz. Ama 2010 yılında referandum yapıldı. Bize hak tanındı. Yani, yargıya başvurma hakkı tanındı. Daha sonra devlet bu referandum kararına uygun olarak bir kanun çıkardı 2011 yılında. Bu kanun da benim gibi Yüksek Askeri Şura kararıyla ordudan emekli edilmiş 1200 civarında subay ve astsubay haklarını aldı ve emekli oldu. Bir tazminat falan almadı. Bu bizim için çok önemli bir konuydu. Lakin burada çok önemli bir eksiklik var.

Onu makalelerimde belirtmeye çalışıyorum, hâlâ dua ediyorlar. Erdoğan hükümetinin yapmış olduğu çok güzel icraatların yanında eksik bıraktığı bir husus var. 3 bine yakın, 28 Şubat döneminde ordudan emekli edilmiş olan; ikili ve üçlü kararname yoluyla mağdur edilmiş, emekli edilmiş insanlar var. Bu insanların Hiçbiri hakkında mahkeme kararı yok. Bir suç işlemiş de, mahkeme buna karar vermiş de, zaten resmi prosedür neyse buna göre emekli işlemi yapıldı. Fakat bunlar sırf eşleri başörtülü olduğu için atıldılar. Bu bir zulümdür, haksızlıktır. Gençler bilmeyebilir. Fakat biz, bunları yaşadık. Ve bu insanlar bize çıkarılan yasaya rağmen zırnık dahi almadılar.

İşte, bu insanlar, suç belli, cezasını çeken bazı insanlar var. Sadece askerlerin mağdur edilmediği söyleniyor. Evet, memurlar da mağdur edildi. Onların da hakları iade edilmeli. Yani, siz haksız bir tek yollu fesih yapıyorsunuz. Ve bu arada bazı insanlar öldü. Neredeyse 25 yıl geçti. Ayet var, bir miktar hayır da şer de kimsenin yanına kar kalmayacak.

Sordunuz, yapamadıkları işlerden bir tanesi bu. Elbette, Türkiye gibi devletlerin çok sorunu var ama Tayyip Erdoğan çok önemli başarılar elde etmiştir. En önemlisi bence nedir biliyor musunuz? Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması. Herkes Erdoğan’ın karşısına alsa düşmanca davransa bir tek ben kalsam yine Erdoğan’ı desteklerim. Niye? Sırf Ayasofya için.

Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Denizciliğin çok güzel bir meslek olduğunu, çalışmak isteyenleri bu mesleği yapmalarını tavsiye ederim. Bu mesleği yapmak isteyen genç kardeşlerime de şunu söylemek isterim ki namazlarını kılsınlar ibadetlerini asla terk etmesinler. Dinin direği namazdır. Eğer bir insan beş vakit namazını kılarsa Allah’ın izniyle sırtı yere gelmez. Bunun bir şeyi de anne duası almak. Annesinin duasını alan -hep görmüşümdür- sırtı yere gelmez. Bir de beş vakit namazını kılıyoruz Allah’ın izniyle hiçbir güçlük hiçbir zorluk onları güzel bir hayattan, alıkoyamaz. Bu iki hususa dikkat etmelerini tavsiye ederim.

Yorumlara Git

Yetkisini kötüye kullanmış: Kuşadası Kooperatif başkanına gözaltı

Çapkanlar'a operasyonda şok detaylar! Uyuşturucuyu tuvalete gizlemişler

'Cinsiyet değiştirme yasaklansın' talebinde bulunulmuştu! AYM'den skandal karar!

Tek hanelere düşürdük ama yetmez! Hedef işsizliği kalıcı şekilde azaltmak

Altın yalanı ellerinde patladı: İDDEF'ten iftiralara cevap