AKİT MENÜ

Medya

‘Kıblesiz’ İsmail Saymaz’dan bir utanmazlık örneği daha! Ramazan fetvası verdi!

“Kıbleyi bilmiyorum” diyerek yıllar önce cahilliğini itiraf eden ‘yanar döner’ İsmail Saymaz, utanmadan ramazan fetvası verdi.

Güncelleme Tarihi:

“Gazeteci” kılıklı İsmail Saymaz, sosyal medya hesabından yine fetva vermeye kalkıştı. 

Kıbleyi bilmediğini itiraf etmişti

Yıllar önce kendisine kıbleyi soran anne ve anneannesine bilmediği için kıbleyi gösteremediğini itiraf eden Saymaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla ramazan fetvası verdi. 

Twitter’dan ramazan fetvası verdi

Sürekli ‘yanar döner’ söylemleriyle gündeme gelen İsmail Saymaz yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: 

“Ramazan pidesi bile 6 TL oldu. 

Oruç fakirin, iftar zenginin.”

Ramazan orucu, kendisinde şu beş şart bulunan kimseye farzdır:

1. Müslüman olması.

2. Dînen mükellef olması.

3. Oruç tutmaya güç yetirmesi.

4. Mukim olması (yolcu olmaması).

5. Oruç tutmaya engel olan hiçbir şeyin olmaması.

Bu beş şart, ne zaman bir kimsede bulunursa, onun oruç tutması farzdır.

 

Birinci şart:

 

Bu şart ile kâfir kimse bunun dışında kalır. Zirâ kâfir oruç tutmak zorunda değildir, tutsa bile orucu geçerli olmaz.Müslüman olursa,tutmadığı orucu kaza etmekle emrolunmaz.

 

Bunun delili, Allah Teâlâ'nın şu sözüdür:

 

وَمَا مَنَعَهُمْ أَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلَّا أَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللهِ وَبِرَسُولِهِ وَلا يَأْتُونَ الصَّلَاةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَى وَلا يُنْفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ  [ سورة التوبة الآية :54 ]

"Onların (münâfıkların) harcadıklarının kabul olunmasına engel olan şey, onların Allah'ı ve elçisini inkâr etmeleri, namaza ancak tembellik göstererek kalkmaları ve (Allah yolunda) istemeyerek harcadıklarından başka bir şey değildir."[1]

 

"Harcamalar", faydası pek çok olmasına rağmen kâfir oldukları için onlardan kabul olmuyorsa, özel ibâdetlerin kabul olunmaması daha önce gelir.

 

Kâfirin, müslüman olduğu takdirde orucu kaza etmemesine gelince, bu, Allah Teâlâ'nın şu emri gereğidir:

قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنتَهُواْ يُغَفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُواْ فَقَدْ مَضَتْ سُنَّةُ الأَوَّلِينِ  [ سورة الأنفال الآية: 38 ]

 

"(Ey elçi!) İnkâr edenlere de ki: Eğeronlar (îmân eder, küfürden ve Allah'ın elçisi'ne düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır(önceki ümmetlerin başlarına gelen azap, bunların da başlarına gelecektir)."[2]

 

Tevâtür yoluyla sâbit olduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müslüman olan hiç kimseye kaçırmış olduğu farzları kaza etmesini ona emretmemiştir.

 

Soru: Kâfir kimse, müslüman olmazsa, âhirette orucu terk ettiğinden (tutmadığından) dolayı cezâlandırılır mı?

 

Cevap: Evet. Kâfir kimse orucu ve diğer bütün farzları terk ettiğinden dolayı cezâlandırılır. Çünkü Allah'ın emrine itaat eden ve O'nun şeriatına bağlı yaşayan müslüman, bir farzı terk ettiğinden dolayı cezâlandırılıyorsa, büyüklük taslayan kimsenin cezâlandırılması daha önce gelir. Yiyecek, içecek ve giyecek gibi Allah'ın nimetlerinden istifâde eden kâfir kimse; bu nimetlerden dolayı cezâlandırılıyorsa, haramları işlemesi ve farzları terk etmesi sebebiyle cezâlandırılması daha önce gelir. 

Bu bir kıyastır.

 

Bunun Kur'an-ı Kerim'den deliline gelince, Allah Teâlâ, kitapları sağlarından verilen, âhiret mutluluğuna eren kimselerin, günahkârlara (cehennemliklere) şöyle söylediklerini buyurur:

 

(( مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ42 قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ43 وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ44 وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ45 وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ46)) [ سورة المدثر الآيات: 42-46 ]

 

"Sizi şu Sakar'a (yakıcı ateşe) sokan nedir? (diye sorarlar). Onlar: Biz, (dünyada) namaz kılanlardan olmadık, derler. Yoksula yedirmezdik (zekâtı vermezdik). (Allah'ın âyetleriyle alay etmek gibi) bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık.Cezâ (hesap) gününü de yalanlıyorduk."[3]

 

İkinci şart:

 

Dînen mükellef olması gerekir. Mükellef; akıl-bâliğ olan kimsedir. Çünkü küçük çocuğun ve delinin (mecnunun) mükellefiyeti yoktur.

Büluğ, şu üç şeyden birisinin meydana gelmesiyle olur ki, bunları (70425) nolu sorunun cevabında bulabilirsiniz.

Akıllının zıddı, mecnundur (delidir). Yani aklını kaybeden kimsedir.Dolayısıyla hangi vasıfta olursa olsun, aklı olmayan hiç kimse mükellef değildir ve namaz, oruç ve miskini doyurmak gibi dînin farzlarından hiçbirisi kendisine farz değildir. Yani kendisine hiçbir şey farz değildir.

 

Üçüncü şart:

 

Oruç tutmaya güç yetirmek. Yani oruç tutmaya kâdir olmaktır.Oruç tutmaktan âciz olan (güç yetiremeyen) kimseye oruç farz değildir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

... وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ... [ سورة البقرة من الآية: 185 ]

"...Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun..."[4]

 

Fakat acziyet (güç yetirememezlik), geçici acziyet ve sürekli acziyet olmak üzere iki kısma ayrılır.

 

Buna göre geçici acziyet, yukarıdaki âyette zikredilen acziyettir.

 

Tıpkı iyileşme ümidi olup da hastalığının ortadan kalkması beklenen hasta ile yolcu kimse gibi.

 

Bu durumdaki kimselerin oruç tutmamaları câizdir. Geçici acziyet ortadan kalktıktan sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler.

 

Yorumlara Git

Trump'tan İran'a 48 saat süre: "Açmazsanız santralleri vururuz!"

Süleyman Soylu'dan dikkat çeken açıklama! "300-400 bin şehit veririz, İsrail diye bir memleket kalmaz"

İran Meclis Başkanı Galibaf: "İsrail’in hava sahası savunmasız, sonraki adımların zamanı geldi"

İran, AB ile dalga geçti! "Koruyamıyorsanız gelelim"

İsrail’de "Arad" bilançosu netleşiyor: 7'si ağır 64 yaralı!