Gündem
Mutabakat PKK yalanı
Mutabakat PKK yalanı
Aralarında Ankara Temsilcimiz Serdar Arseven’in de bulunduğu gazetecilerle kahvaltıda bir araya gelen Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal “Dolmabahçe mutabakatı” adıyla hükümetlerine yönelik eleştirilere açıklık getirdi. Ünal, Dolmabahçe’de iki farklı deklarasyon yayınlandığına dikkat çekerek, “Dolmabahçe’de iki siyasi partinin ‘silahlara hayır’ diyen ve ‘demokratik siyasete evet’ diyen iki farklı deklarasyonu vardı. Yani HDP orada demokratik siyaset konusunda bir deklarasyonda bulundu. İki siyasi partinin siyaset kurumunun sorun çözücü olarak önemine vurgu yapan iki farklı açıklaması vardı. Buradan bir mutabakat çıkarmak ve bu mutabakat üzerinden de kendi sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin AK Parti’yi mahkûm etmeye çalışması son derece yanlış” dedi.
AMAÇ SİLAHLARIN BIRAKILMASIYDI
Dolmabahçe buluşmasının tek ve nihai amacının silahların bırakılması olduğuna vurgu yapan Bakan Ünal, “Ancak deklarasyondan sonra bunun olmayacağı görüldü ve bu amacını kaybetti. Terör örgütü ve HDP tarafından siyasetin bu hamlesi anlamsızlaştırıldı. Bize veya Sayın Cumhurbaşkanımıza zaman zaman deklarasyonu yok sayma eleştirisi yapıyorlar. Bunu yok sayan Sayın Cumhurbaşkanımız değil, eylem ve söylemleriyle HDP ve PKK terör örgütüdür. Diyorlar ki, ‘Cumhurbaşkanı, Dolmabahçe’de masayı yıktı, ondan sonra da bu çatışma süreci başladı.’ PKK terör örgütünün eylemlerini perdelemek için bu söylemi gerçekleştiriyorlar” diye konuştu.
ÇÖZÜMÜN RUHUNA İHANET ETTİLER
Ünal, o süreçte HDP Genel Başkanı Demirtaş’ın açıklamalarına iyi bakılması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Siyasi ve sosyal bir süreçte gerçekleşecek olan deklarasyon maddelerini, silahların bırakılmasının şartı haline getireceksiniz. ‘Çekiliyorum’ dediler, Gezi olaylarını görünce çekilmeyi durdurdular. 17-25 Aralık’ı gördükten sonra hepten bakış açısını değiştirdi. Suriye ile birlikte zaten tamamen süreçle ilgili yaklaşımını adeta -yani HDP’yi kastederek söylüyorum- sürecin ruhuna ihanet noktasına getirdiler. Ve acı olan şu; Bütün bunları örgüt niye yaptı? Esed’in rejimini korumak adına çözüm sürecine ihanet etti. Bu kadar açık. Yani Esed onlara dedi ki, ‘Ben size Kuzey Suriye’yi vereceğim’ ama sonra da, ‘Kusura bakmayın Suriye, federasyon için o kadar da büyük değil’ dedi. Maalesef bugün kendileri de net bir şekilde bu süreçte yaşananların bir çoğunun hata olduğunu söylüyorlar. Cumhurbaşkanımız da yüksek öngörüsüyle bunu gördü ve ‘Bu, samimi değil. Bu olup bitenler samimiyet içermiyor’ dedi” şeklinde konuştu.
İYİ NİYETİMİZİ ORTAYA KOYDUK
Başbakanın başkanlığında bir Çözüm Süreci Komisyonu oluşturulduğunu hatırlatan Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Efkan Ala da, Yalçın Akdoğan da, ben de o komisyonun üyesiydik. Bu konuda hükümetimizin sorunu çözmek için ortaya koyduğu bütün iyi niyetin, bütün olumlu yaklaşımların bu süreçte ciddi anlamda istismar edildiği açık bir şekilde görüyoruz. Şimdi eğer çözüm sürecinde bölge insanı o rahatlığı, o huzuru yaşamamış olsaydı ve siyaset kurumunun gerçek anlamda sorun çözücü gücünü 3 yıl boyunca hissetmemiş olsaydı, terör örgütüne destek verebilirdi ama bugün artık bölge halkı ne diyor; ‘Ben sizi seçtim, Meclis’e gönderdim, siyaset kurumu orada. Siz orada neden beni temsil etmek yerine silaha başvuruyorsunuz? Şiddete, ölümlere başvuruyorsunuz?’ Dolayısıyla çözüm süreci bugün bölge halkının terör örgütünün yanında yer almasını engellemiştir. Bu yönüyle son derece faydalı olmuştur.”
MUHATAP MİLLETTİR
Örgütün sabote ettiği ve kesintiye uğrattığı çözüm sürecine bölge halkının sahip çıktığını vurgulayan Ünal, “Bölge halkı artık meseleye sahip çıktı ve sorundan etkilenen herkes artık bu meselenin tarafıdır. O yüzden artık bölgede bu sorunun çözümüne ilişkin o şehirlerde yaşayan Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, İdil’de, Şırnak’ta, Silvan’da, Yüksekova’da yaşayan ve bütün bu terörün mağduru olan her bir vatandaş artık çözüm sürecinde meselenin tarafı ve muhatabıdır” dedi.
İNSANLARIMIZIN YANINDAYIZ
Gelinen noktada terör örgütünün saldırılarının bitirilmesi ve bölgede yaşayan vatandaşların emniyetinin ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik kararlı bir duruş sergilendiğini söyleyen Ünal, şöyle devam etti: “Şimdi şehirler bir bir güvenli hale geliyor. Terör unsurlarından temizleniyor. Bütün bunlar temizlendikten sonra mesela Sur’da, Cizre’de başladığı gibi... Şu anda ne yapıyoruz? Orada bütün STK’larla, orada yaşayan herkesle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı hep birlikte... Şu anda mesela biz Diyarbakır’da Cevdet Yılmaz’ın koordinasyonunda ama genel hatlarıyla Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un koordinasyonunda bir çalışma yürütüyoruz. Yani oraların, yaşanan sorunların, hasarın, mağduriyetlerin giderilmesi, terörün oluşturduğu zararların tazmin edilmesi, oradaki esnafın desteklenmesi, eğitimden geri kalan çocukların eğitimlerinin telafi edilmesine çalışıyoruz.”
HDP SORUNUN KENDİSİ
Ünal şöyle devam etti: “Çözüm deyince şöyle düşünülüyor, süreç ne zaman başlar? İşte dağ ile konuşulursa, İmralı ile konuşulursa süreç başlar. HDP ile konuşulursa süreç başlar. Şimdi ben de diyorum ki, bu süreçte yani 20 Temmuz’dan sonra hem HDP hem de örgüt tam da bölgede sorunun kendisi haline geldi. Geçmişte bu sorunun çözümü, silahların bırakılması için örgüt belki taraf olarak düşünülebilirdi ki Milli İstihbarat Örgütü silahların bırakılması için görüşmelerinde örgütle görüştü taraf olarak. Ama şu anda hem HDP hem de örgüt bizzat sorunun kendisi haline gelmiş durumda şu anda. Bu önemli bir şey. Artık şehirlere gittiklerinde insanlar onları sorunun bizzat kendisi olarak görüyorlar. Şu anda bölgede, siyasette bir HDP sorunu var ve maalesef bir de PKK sorunu var bölge insanı için. Şurada mutabık kalalım. Hiçbir egemen güç, kendi egemenlik alanında birilerinin özerklik, özyönetim ilan etmesine, silahlı birtakım unsurlarla sokakları, caddeleri, mahalleleri ele geçirmesine izin vermez. Böyle bir şey yok.”