Okur Postası
'İnsanlığa ders mahiyetinde olacak bir konu...'
Gazetemiz okurlarından İsmail Tekpınar 'İnsanlığa ders mahiyetinde olacak bir konu...' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Geçen hafta bir takım işlerim olması hasebiyle İstanbul’da bulundum.
İnsanlığa ders mahiyetinde olacak bir ders de ben aldım.
Sarıyer’den Beşiktaş’a gitmek için otobüse bindim, arka taraflarda boş bir koltuk var fakat cam kenarında oturan arkadaşın çantası vardı, ben de işaret ettim oturmak için o da sağ olsun yanına aldı.
O arada İstinye Park AVM’nin yanından geçerken alışveriş merkezinin duvarında İzmir yazıyordu yanımdaki arkadaş başladı İzmir’i anlatmaya…
Doğru düzgün sularının akmadığını, yolların kötü olduğunu, hizmetin olmadığını, insanlığın bazı bölgelerde sükût ettiğini, yani anlayacağınız berbat bir şehir, esnaflarının bir kısmının çok kötü olduğunu anlattı…
Anlatmaya devam etti ben de kendisine kulak verdim: “Lâkin bir esnaf abi vardı gariban babası dört tam yumurta yedim sandviç yedim sonra da hesap istedim çok cüzi bir rakam neredeyse iki buçuk simit parası fiyatı çıkarttı. Ben de olur mu abi çok ucuz dedim, kurtarıyor mu diye sordum çok şükür kurtarıyor kardeş sen yemene bak dedi”.
Konu açılmış oldu ,o anlattı ben sordum. İzmir’de mi yaşıyorsun diye sordum İstanbul’da yaşadığını bazı şehirleri gezdiğini söyledi…
İşin aslı ortaya ibretlik ve hazin bir hayat hikâyesi çıktı…
İsmini sordum Yüksel dedi, ne iş yaptığını sordum çöplere atılan eşyaları alıp temizleyip bitpazarında sattığını ve bitpazarından da bir şeyler alıp sattığını söyledi…
Nerde yaşarsın Yüksel kardeş diye sordum sokakta diye cevap verdi.
Ailen yok mu diye sordum; “Annem ve babam öldü, 9 yaşımda Çocuk Esirgemeden kaçtım 30 senedir sokaklarda yaşarım”. Peki kışın ne yapıyorsun o soğuklarda zor olmuyor mu? “Alıştım üşümek ısınmak psikolojik bir şey dedi…”
Nerde kalıyorsun? “Boş binalarda, hangi semtte daha çok İstanbul Maltepe”.
Peki banyo ihtiyacın, elbiselerinin yıkanmasını nasıl yapıyorsun? “Banyo ihtiyacımı 20 TL karşılığında câmîlerin tuvaletlerinde…”
Peki ya giysi işini nasıl çözüyorsun? “Eskiden elbise kumbaraları çıkmadan önce rahatlıkla bulabiliyorduk. Şimdi maalesef elbise bulmakta zorlanıyorum bak üzerime” dedi. Her tarafı kalemle yazılmış bir kot bir de solmuş siyah tişört vardı…
Ufak da bir serzenişte bulundu giysi kumbaraları için “Bunlar çıktı, belediye işçileri zengin oldu oradan alıp satıyorlar”.
Demek ki bu konuda denetim zâfiyeti var. Türkiye genelinde ilgililere duyurulur.
Peki hayatını nasıl idame ettiriyorsun? “İşte çöpten bulduğum ve bitpazarından uyguna aldığımı yine bitpazarında ve farklı yerlerde satıp hayatımı idame ettiriyorum…
Ben dilenmiyorum dilenenleri de anlamıyorum ne kadar kötü bir şey…
Bu dilenciler meslek haline getirmiş. Gerçekten ihtiyacın olsa lokantaya gitsen abi param yok ya da şu kadar param var sana yemek veriyorlar, dolmuşa bineceğin vakit rica ettin mi o da insan bin götüreyim diyenler var…”
Hatta bunu doğrulayacak bir hadiseye de yine İstanbul Başakşehir’de kıymetli bir abimi ziyarete gittiğimde dışarda çay içerken bir insan geldi, büyük ihtimal o da evsizdi, girdi içeri lokanta sahibiyle aynı masada idik personele bu garibin karnını doyurun dedi ve yemek verdiler…
Tekrar Yüksel’e dönelim; demek ki sen üretiyorsun kendi hayatını kazanmak için dedim o da cevaben evet dedi.
“Bak şimdi bir kahveci kordonu kopmuş güzel bir saati atacakmış 50 TL’ye aldım, bunun üzerine biraz kâr koyar satarım” dedi. Kordonu neden tamir etmiyorsun? “Edersem kurtarmaz” dedi.
Sosyal devlet sizlere yardım etmiyor mu? “Ediyor, valilik bizim gibilere aylık 350 TL veriyor ama gidip hiç almadım.”
Neden almadın? “Ben kazanıyorum ihtiyacım yok…”
“Ben böyle mutluyum. Allah’ın bana karşı çok büyük mükâfâtları oluyor, beni hiç darda koymuyor. O öyle büyük ki bana öyle güzellikler yapıyor, öyle merhametli davranıyor ki bunu ben biliyorum” dedi…
Peki ailenden hiç kimse yok mu, kardeşlerin, akrabaların, onları özlemiyor musun?
Bana öyle manidar güzel sözler söyledi ki:
“Abi eğer ki yatacak yatağın varsa uykun gelir bunlar hep psikolojik. Eğer yiyecek yemeğin varsa karnın acıkır, evde bekleyenin varsa bir an önce özlemle ulaşmak istersin” dedi ve ekledi “Bak ben hiç yorulmuyorum veya acele etmiyorum.
Ben tek başıma ve yalnızım, hiçbir şeye acelem yok, bak sen akşam işten çıkınca bir an önce eve gitmek istersin, ama benim öyle bir derdim yok, çünkü bekleyenim yok. Senin evinde çoluğun çocuğun, eşin bekliyor abi, benim boş terkedilmiş binalarım bekliyor…”
İnsan sahip olduklarını özler… Benim ne özleyecek bir şeyim var ne de açlığı hissediyorum zaten çok az yiyorum…”
Söylemleriyle son durağa Beşiktaş’a geldik karşılıklı selâmlaşıp ayrıldık.
O gün Yüksel kardeş bana bir hayat dersi daha verdi…
Der ki Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.
“Hakkı gel sırrını eyleme zâhir
Olmak ister isen bu yolda mâhir
Harâbât ehlini hor görme zâkir
Defîneye mâlik vîrâneler var”
Vesselâm…