Gündem
Bu da sözde sosyolog: Kürtler keşke sömürge olsaydı
Sözde sosyolog İsmail Beşikçi katıldığı bir panelde, 'Keşke İngiltere’ye veya Fransa’ya bağlı sömürge olsaydı.' diyerek bir skandala imza attı.
Katıldığı panelde konuşma yapan sözde sosyolog İsmail Beşikçi, Sykes–Picot’un Kürtleri ayırdığını belirterek, Fransa ve İngiltere'nin sömürgesi olmadıklarına hayıflandı.
“Sömürge bir Kürdistan bile düşünmediler”
İngiltere ve Fransa arasında Mayıs 1916’da yapılan anlaşmaya aynı yıl Ekim ayında Rusya’nın da katıldığını anlatan Beşikçi, “Bunun kağıt üzerinde yaşama geçirilmesi 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması ile oluyor. Sykes–Picot Anlaşmasına göre İngiltere’ye bağlı olan Irak, Ürdün ve Filistin mandaları kuruluyor. Fransa’ya bağlı olarak da Suriye ve Lübnan mandaları kuruluyor. Böylece Osmanlı İmparatorluğunun Mezopotamya’daki ve Ortadoğu’daki toprakları paylaşılıyor. Burada önemli soru şu; neden Kürdistan kurulmamıştır? Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin mandaları yanında neden bir Kürdistan mandası kurulmamıştır? Kaldı ki aynı dönemde örneğin 1918-19 yıllarında Kürdistan'ın güneyinde Şeyh Mahmut Efendi İngiltere'ye şunu söylüyordu; ‘Ben Kürdistan Kralıyım, beni Kürdistan Kralı olarak tanı.’ Dönemin emperyal devletleri İngiltere ve Fransa, değil Mahmut Efendiye bir Kürdistan kurmayı, sömürge bir Kürdistan bile düşünmediler.”
1920’li yılların “Ulusların kendi kaderini belirleme hakkının” en çok tartışıldığı bir dönem olduğuna dikkat çeken Beşikçi, ABD’de Başkan Wilson, Sovyetler Birliği’nde Lenin, Stalin, Troçki’nin ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı konusunda önemli konuşmalar yaptığını, bu ilke çerçevesinde Kuzey Afrika, Ortadoğu ve güney doğu Asya’da önemli çabalar olduğunu hatırlattı.
“Keşke İngiltere’ye veya Fransa’ya bağlı sömürge olsaydı”
“İşte böyle bir dönemde Kürdistan bölündü, parçalandı, bölüşüldü” diyen Beşikçi, şöyle devam etti:
“Bu Kürtler ve Kürdistan için çok önemli bir olay. Bir insanın iskeletinin parçalanması, beyninin dağılması gibidir. Beyni dağılan insan yaşar mı? Bugün 50 milyon nüfusuna ve Kürdistan diye bir ülkede yaşıyor olmasına rağmen Birleşmiş Milletler gibi, İslam Konferansı gibi uluslararası örgütlerde temsilci sahibi değildir. Bu örgütlerde temsil edilmiyor. Halbuki BM’de nüfusu 1 milyonun altında belki de kırk devlet vardır. İslam Konferansı’na 57 devlet üyedir. Bunların içerisinde nüfusu bir milyonu bile bulmayan devletler vardır. Örneğin Körfez ülkeleri, Kuveyt, Bahreyn, Katar gibi ülkelerin nüfusu bir milyonun altındadır. 27 üyeli Avrupa Birliği’nde örneğin Kıbrıs, Malta, Lüksenburg gibi ülkelerin nüfusu bir milyonun altındadır. AB’de Kürtlerin nüfusundan fazla nüfusa sahip dört devlet vardır. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya. Kürtler bu kadar büyük nüfusa sahip olmasına rağmen neden devlet sahibi olmamış? Bu çok önemli bir sorudur.
1920’lerde Kürtlerle ilgili, Kürdistan’ın aleyhine çok olumsuz bir imaj oluşturulmuş Avrupa’da. Bu imaj nasıl oluşturulmuş bu önemli. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının en çok tartışıldığı bir dönem ama Kürdistan bu dönemde parçalanmış, bölünmüş ve paylaşılmış. Kürdistan ve Kürtlerin durumunu genel olarak sömürge olarak tanımlıyoruz. Aslında Kürtler ve Kürdistan sömürge bile değil. Keşke İngiltere’ye veya Fransa’ya bağlı sömürge olsaydı.”