Aktüel
Bağdat, sanki bir harabe
Savaşın bitmiş olması da yetmiyor. Sabahın ilk ışıkları ile gördüğüm masallar şehri Bağdat yıkık dökük ve sanki kocaman bir harabe. İlk durağımız, Bağdat’ın 130 km kuzeyindeki tarihi Samarra şehri.
Ülkemizin gururu olan İstanbul havaalanından Bağdat’a üç saatlik bir uçuşla vasıl oldum. Gördüklerimden ve ilk izlenimlerimden anladım ki, savaşın kazananı olmuyor.
Savaşın bitmiş olması da yetmiyor.
Sabahın ilk ışıkları ile gördüğüm Masallar şehri Bağdat yıkık dökük ve sanki kocaman bir harabe.
İlk durağımız, Bağdat’ın 130 km kuzeyindeki tarihi Samarra şehri.
Samarra, UNESCO koruması altında Abbasi halifesi Muta’sım Billah’ın Türk kökenli askerler için Dicle kenarında kurdurduğu ve uzun sürede başşehir olmuş adeta tarihe rehberlik yapmaya devam eden bir belde.
Şehir girişinde yoğun güvenlik önlemleri var.
Sünni ve Şiilerin birlikte yaşadıkları Samarra’da yakın geçmişte yaşanan DAİŞ cinayetlerinin hâlâ izlerini görmek mümkün.
Şehrin simgesi durumunda olan ulu camii tüm cinayet ve savaşlara rağmen yok olmamış.
ABD yerle bir etmiş
Cami minaresi, kuzey Afrika’nın malviya tarzı minareleri gibi görülmeye değer bir şah eser. Ta uzaklardan burası İslam diyarı ve ben buraların koruyucusuyum dercesine dimdik ayakta.
Samarra, Murtaza Sadr’ın memleketi olması hasebi ile Şii Iraklılar için ayrı bir öneme haiz, işgal yıllarında ABD tarafından nerede ise yerle bir edilmiş.
ABD bu tarihi şehri DAİŞ’e teslim etmiş ve Sünni-Şii çatışmalarının fitilini buradan ateşleyerek bir taşla birkaç kuşu birden vurmasına rağmen şehir bugün yeniden dirilme çabasında.
Samarra Ulu camii, diğer adı ile Mütevekkiliye camii, 52 metre yüksekliğindeki minaresinin dış yüzeyindeki helezon merdivenlerden bir zamanlar gözetleme kulesi olarak kullanılan tepesine kadar çıkılabiliyor .
Cami içi 80 bin dışı ile 150 bin kişinin ibadet edebildiği dünyanın ilk devasa mabetlerinden bir tanesi.
Abbasi halifesi Mütevekkil 150 bin metrekarelik bir alana tuğla ve kerpiçten yapılı bu camiyi 848-852 yılları arasında inşa ettirmiş.
Samarra’da ikinci durağımız 10 ve 11. imamlar Ali El Hadi ve Hasan El Askeri’nin türbeleri.
Şiiler için çok önemli olan bu mabedin kubbesi altın ve gün boyu ziyaretçi akınına uğruyor Çünkü, Şiiler 12. imam olan Mehdi’nin bu mabedin bodrum katında doğduğuna ve halen de yaşadığına inanıyorlar.
Şiiler Hazreti Ali efendimizden günümüze tüm imamlarının öldürüldüğüne inandıkları için, 12. imam Mehdi’nin yaşadığını ve Allah koruması altında korunduğunu, günü ve zamanı geldiğinde de zuhur edeceğine inanıyorlar. Hızır gibi sözü, Şiiler de Mehdi gibi olarak kabul görüyor. Darda zorda kalan insanların yaşadığı olağan dışı durumlarda bizdeki Hızır gibi yetişti deyimi aynı anlamda kullanılıyor.
Abdulkadir Geylani'nin Türbesini ziyaret ettik
Samarra ziyaretimizi tamamlayarak Bağdat’a dönüyor ve Abdulkadir Geylani’yi (KS) ziyaret ediyoruz. Türbe ve cami şehrin merkezinde, yaklaştıkça manevi bir atmosferin çekim alanı başka duygularımız depreşiyor.
Samarra’daki taşkınlık bu mekanda yok.
Sükunet hakim.
Şiiler, Geylani (KS) hazretlerini ehli beyitten kabul ettiklerinden bakışları olumlu. Külliye temiz sakin. Akşam namazı eda ediliyor. Mübarek kabri caminin içerisinde.
Uzunca bir süre manevi çekim alanının tesirinde kalarak türbede niyazda bulunduk.
Dualar hatimler gözyaşları ve duygu dolu yaşanan haller….
Osmanlı dedelerimizin hiç boş bırakmadığı bu mübarek mabed; Kanuni Sultan Süleyman, 4. Murat ve cennetmekan Abdulhamid han tarafından tamir ve tadil edilmiş ve dedelerimize feyiz kaynağı olmuş.
Nerede ise yarım asırdır devam eden savaş ve işgallerle hasar gören Geylani türbesini ihya etmek yine bizim ülkemize nasip olmuş.
İhya etmek yine bize düşmüş
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile TİKA, tüm mazlum dünyada ihya ettiği eserler gibi bu mübarek beldeye de el atmış ve Osmanlı dedelerimizin yaptığı gibi külliyeyi yeniden inşa ve ihya eylemiş.
Osmanlı dedelerimizin bastığı mührün aynısı TİKA kendi mührü ile yenilemiş. Külliyedeki atmosfer anlatılmaz yaşanır.
Bağdatlıların gömülü evliya sultan dedikleri ve hiç boş bırakmadıkları cami ve külliyeden ayrılmak zor oldu.
Ertesi gün erken saatlerde müze ziyaretimiz başladı.
Milenyum da görkemli bir törenle açılan Bağdat’taki Irak ulusal müzesini 2003 yılındaki işgalde Amerikalıların dünyanın gözü önünde günlerce yağmaladığını ve değerli birçok objeyi ülkelerine götürdüğünü biliyoruz.
Hafızalarımızı yoklayalım
2003 yılındaki çatışmalar müze çevresinde yoğun olarak günlerce sürmüştü.
Amerikan askerleri müze ziyaretimizde yine oradaydılar ve biz hâlâ buradayız dercesine arzı endam ediyorlardı.
Müze giriş ve çıkışında yoğun güvenlik önlemleri var.
Üst baş aranması ciddi yapılıyor. Aslında atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş gavur gavurluğunu yapmış ama durum bu.
Müze çalınan çırpılan onca objeye rağmen hâlâ gezilmeye değer.
Tadilat devam ettiği için Sümer dönemine ait bölüm kapalı ancak diğer bölümleri gezmek bile saatler sürdü.
Asur, Babil, ikinci Babil ve Akad dönemi kalıntıları, Hammurabi kanunu metinleri, tanrı ve tanrıça heykelleri, M.Ö 3000-4000 yıllarına ait kalıntılar matematik ve geometri ile ilgili o zamanın hesaplama yöntemleri noter, muhasebe, inşaat projeleri, nazar ve büyüye karşı kullanılan objeler, Mezopotamya’nın 5000 yıllık tarihinden sayısız eserleri görmek mümkün.
Şimdiki ziyaretimiz şehidlik...
İran-Irak savaşını başlatan ABD, bu anlamsız savaşla her iki Müslüman ülkeyi 8 yıl gibi uzunca bir süre bir biri ile vuruşturmuş ve yüz binlerce gencin ölmesine ve iki ülkenin de maddi manevi onarılması çok güç olan kaybına sebep olmuştur.
Şehidlik, Dicle nehrinin hemen kenarında, mimari olarak sade, 40 metre yükseklikte 190 metre çapında iki yarım küre ve ortasında Irak bayraklı meşale. Alt katında müze ve savaşla ilgili fotoğraflar.
Saddam dönemi yapılarına karşı mesafeli duruşu burada da gözlemliyoruz.
7. imam Musa Kazım ve Muhammed Cevat’ın metfun olduğu Kazimiyye camii ve medresesini ziyaret ettik.
Mezhep imamımız, İmamı Azam Ebu Hanife’nin Bağdat’ın azamiye semtindeki istirahatgahına doğru gidiyoruz. Trafik İstanbul’u aratmayacak kadar yoğun.
Altyapı üstyapı berbat
Sünni mezhebinin kurucusu Ebu Hanife miladi 699 yılında Kufe’de doğmuş.Ümmetin zor süreçlerden geçtiği Emevi ve Abbasi dönemlerinde yaşamış varlıklı bir aileye mensup, bir süre ticaretle iştigal eylemiş maddi kazancı ile kendisini ve talebelerini manevi olarak zenginleştirmiş ve din ilimlerinde yükselmeye devam etmiş. Dönemin idarecileri ile hiç geçinememiş devamlı itilip kakılmasına rağmen taviz vermeden sıratı müstakimden ayrılmadan yaşamış. Devrindeki ilim erbabı ile kurduğu iletişim sayesinde hocalarından aldığını öğreterek hem hoca hem öğrenci olmuş. Savaş yıllarında türbe ile ilgili duyumlarda hep içim burkulur Rabbim nasip et derdim. Hatta bir ara fanatik Şiiler bastırmış ve türbenin yıkılacağı gündeme gelmişti. Devletimiz gerekli uyarıları ile bu çılgınlığa müsaade etmemişti. Akşam ve yatsı namazlarını türbede eda ediyor ve kabri başında hatimlerimizi hediye ederek dua ve niyazda bulunuyoruz. Yakın zamana kadar ibadete kapalı olan türbenin yakınlarda açıldığını işitince acaba yine TİKA mı dememize kalmadan düşüncemizin doğru olduğunu öğreniyoruz. TİKA burada da üzerine düşeni yapmış ve aslına uygun bir şekilde türbeyi tadil eyleyerek mührünü buraya da kazımış.
Ne çok sevenimiz var
Gezimizden haberdar olan müze müdürü ve yardımcısı birlikte yanımıza gelerek ülkemizle ilgili olumlu şeyler söyleyip sıcak kanlı yakın davranış sergilemelerine sevindim. Aynı şeyi Mısır seyahatimde de yaşadığımı hatırladım. Ölümsüzlük arayışı üzerine yazılmış Gılgamış destanının orijinali, Kur’an’da geçen lat, uzza ve hubel heykelleri ve en son bölümde de İslami dönem bölümünü de gezerek müze ziyaretini tamamlıyoruz.
Mehdi'nin bodrum katta yaşadığına inanılan yer
Samarra’da ikinci durağımız 10 ve 11 imamlar Ali El Hadi ve Hasan El Askeri’nin türbeleri. Şiiler için çok önemli olan bu mabedin kubbesi altın ve gün boyu ziyaretçi akınına uğruyor Çünkü, Şiiler 12. imam olan Mehdinin bu mabedin bodrum katında doğduğuna ve halen de yaşadığına inanıyorlar.
YARIN: İlk durak Cüneyd-i Bağdadi