Siyaset
Davutoğlu’nun içinde bir Halid Bin Velid gizliymiş!
Gazetemiz Arşiv Müdürü Zekeriya Say Avaz Türk'te kaleme aldığı, "Meğer Davutoğlu’nun içinde bir Halid Bin Velid gizliymiş!.." başlıklı yazısında, önümüzdeki günlerde görevi bırakacak olan Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında çapıcı yorumlara yer verdi.
İŞTE O YAZI:
Ahmet Davutoğlu’nun “Başbakan” olacağının kesinleştiği ilk günlerden biriydi. Herkesin bir şeyler söylediği o günlerde, Davutoğlu’nun 1990-2000 arasında yazdığı 300 makaleyi tarayan eski öğrencisi Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Yardımcı Doç.Dr.Behlül Özkan, Taraf gazetesinde AmberinZaman’ın;
“ Davutoğlu nasıl bir başbakan olacak?” sorusuna;
“Davutoğlu (…) siyasi idealleri olan bir politikacı. Asla bir emanetçi olmayacaktır. Eğer yeterli bir süre AK Parti içinde liderliğini devam ettirebilirse partiye damgasını vuracağını tahmin ediyorum” demişti.
Aradan iki ay gibi kısa bir süre geçtikten sonra Behlül Özkan’ın dediği gibi oldu;
Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olduğunda ekibinin büyük bir kısmını Köşk’e taşımış, ancak bu ekipten bir danışmanını“Başmüşavir” olarak Başbakanlık’ta bırakmıştı. Danışman, Davutoğlu başkanlığında yapılan tüm toplantılara katılıyordu. Danışmanın bütün toplantılara katılması Davutoğlu’nun ekibini rahatsız etmiş, toplantıların özetini köşke taşıdığı gerekçesiyle Başbakanlık’ta,“Köşk’ün köstebeği” olarak anılır olmuştu.Hatta sırf bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ak Parti’ye “gece baskını” yaptığı iddia edilmişti.
Bu haberden sonra, “Erdoğan- Davutoğlu arasındaki kriz” iddialarının ardı arkası kesilmedi. Her ikisi de parti içi fitne iddiaları hakkında defalarca açıklama yapmak durumunda kaldılar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Davutoğlu ile arasını açmak için haberler yapıldığını” söylüyor,
Ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu da; “Biz kader arkadaşıyız. İlişkimize içeriden ya da dışarıdan fitne sokulmasına asla izin vermem” diyerek kriz heveslilerini bu gayretlerini boşa çıkarmaya gayret ediyordu.
Fitne ateşi yanmıştı bir kere, yapılan tüm reddiyelere rağmen sönmüyordu.
27 Ocak 2015’te Davutoğlu’nun "Cumhurbaşkanımızla tam bir uyum içerisindeyiz ve Cumhurbaşkanımızla aramızdaki bu uyumun bozulmasına hiçbir şekilde izin vermeyiz" dese de, gereken senkron bir türlü tutturulamamıştı.
MİT Müsteşarı Fidan’ın milletvekili olmak için paralel yapı tarafından ifadeye çağrıldığı 7 Şubatta istifa etmesi, ikinci “7 Şubat krizi” olarak anılır olmuştu.
Ayrıca Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 7 Haziran seçimlerinde milletvekili listesine ağırlığını koyması, danışmanlarının önemli bir kısmını aday göstermesi, “Davutoğlu ekibini meclise taşıyor” rahatsızlığını beraberinde getirmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “açılış toplantıları”, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dur durak bilmeyen mitinglerine rağmen Ak Partinin oyunun düşmesinin nedenleri arasında “milletvekili listeleri” de sayılmıştı.
Hiç unutmuyorum, 7 Haziran seçimleri sonrası konuştuğum bir Balıkesirli, “İl dışından getirdikleri dul kadınları aday adayı yaptılar, hem boşanmış hem de dışarıdan geldikleri için oy vermedik” demiş, milletvekili listelerinin partililerde oluşturduğu rahatsızlıktan bahsetmişti.
7 Haziran seçimlerinden gerekli dersi alan Davutoğlu, 53 milletvekilini dışarıda bırakarak hazırladığı yeni listeyle “Haydi Bismillah”diyerek, 1 Kasım tekrar seçimlerinin startını vermişti.
Seçim sürecinde Davutoğlu’nun “Biz gidersek beyaz Toros gelir”, “Ankara katliamının ardından oylar artış trendine girdi”, “canlı bombaları eylem yapmadan tutuklayamayız” şeklindeki gafları, parti yönetiminde ve Köşk’te rahatsızlığa yol açsa da, Ak Parti 1 Kasım seçimlerinde tarihi bir başarı elde ederek, bu krizi de atlatmıştı.
Devamında ise; internette yayımlanan “Pelikan Dosyası”nda da sıralanan;
“Şeffaflık Yasası, 17-25 Aralık Bakanlarını Yüce Divan’a gönderme isteği, Dolmabahçe Bildirisi,Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dolmabahçe’den haberi olduğunu” söyleyen Bülent Arınç’ı, Manisa’da yapacağı toplu açılış törenine davet etmesi, AB ile vize anlaşması, Tutuklu gazeteciler ve akademisyenlerin yargılanmasıyla alakalı yaşadıkları anlaşmazlıklar” ve son olarak 29 Nisan MKYK toplantısında “teşkilatlarla ilgili atama yetkisi” elinden alınmasıyla yaşanan krizi sayabiliriz.
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi BaşbakanDavutoğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki durum; “Kan kusup kızılcık şerbeti içtiler” diye nitelenebilecek bir durumdaydı.Doç. Dr. Behlül Özkan’ın da dediği gibi, Davutoğlu’nun partiye damga vurması kaçınılmazdı. Zaten, yıllarca partinin arkasındaki beyin kabul edilen Davutoğlu, yönetimi eline aldığında başka nasıl davranacaktı ki?
Bence yaşanan krizin kaynağı olan “Davutoğlu’nun egosu” tam da burada devreye giriyordu. Kendisinden fikir alınan Davutoğlu başkasına akıl danışacak değildi ya!
Yine de Ak Parti yaşanan bu süreci minimum hasarla atlattı.
Ak Parti’nin parçalanması için ellerini ovuşturan kriz tüccarları bile tam olarak ne olduğunu anlayamadı.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun birlikte verdikleri samimi pozlar, Davutoğlu’nun her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iltifat etmesi, onun hareketin lideri olduğunu hatırlatması, bütün hatalarına rağmen yine de ne kadar yüce şahsiyetli bir insan olduğunun delili.
***
Başbakan Ahmet Davutoğlu görevden ayrılması ile nihayete erecek bu süreç, bana
Hz. Ömer ile Halid Bin Velid arasında yaşanan görevden azletme olayını hatırlattı.
Bir ibret abidesi olarak tarihe geçen bu hadise şöyle;
Hazret-i Ömer (ra), Seyfullah lakabıyla ordunun başında bulunan Halid bin Velid’i, tıpkı Başbakan Ahmet Davutoğlu gibi en aktif olduğu dönemlerde, zaferden zafere koştuğu zamanlarda görevden almıştı.
Doğal olarak bu hadise halk arasında oldukça tepki çekmiş, değişik söylentilere yol açmıştı. Ne var ki, işin hakikatiyle alakalı açıklama Hazret-i Ömer (ra) tarafından yapılmış ve onun vazifeden alınmasının hikmetinin, bu zaferleri kazananın Halid bin Velid olmadığı, ancak Allah olduğunun bilinmesi gerektiğini ifade etmişti.
Halid bin Velid Hazretleri bu yüceliğe eşdeğer yücelik göstermiş ve yerine gelen komutana hiç tereddütsüz ve eski kuvvetinden bir şey kaybetmeden itaat etmiştir.
Başbakan Ahmet Davutoğlu da tıpkı Halid Bin Velid gibi;
Yapılan işin nefse hizmet değil, Allah’ın rızasının kazanılması olduğunu gerek yaptığı konuşma ile gerekselisanı hâl ile göstermiştir.
Evet;
Hiç şüphesiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu günümüzün Hz. Ömer’i ve Halid Bin Velid’idir.
Belli ki bulundukları mevkilerde birlikte çalışma imkânları kalmadı ama Ak Parti misyonunun bir “ikbal”değil, ümmetin “istikbali”meselesi olduğunu çok iyi ispat ettiler.
Bütün dâhili ve harici kriz tüccarlarının heveslerini kursaklarında bırakarak, ümmetin umudu olduklarını bir kez daha cihana ilan ettiler.
Öyle ya;
İnsanların, kendi heva ve heveslerini tatmin etmek için dünyayı ateşe verdikleri bu asırda bir başbakan, sırf davası ve arkadaşları zarar görmesin diye bütün makam ve mevkileri elinin tersiyle itip,
Daha kim olduğunu bilmediği halde selefinin emrine amade bir nefer olacağını ilan ediyor.
Böyle bir hareket de ancak,“Her şeyin maliki Allah’tır” diyenlerden beklenirdi.
7 seçim, 14 seçim kaybettikleri halde hala başarılı olduğunu iddia edenlerden bekleyecek değiliz ya.
Rabbim istikametten ayırmasın!