AKİT MENÜ

Gündem

O döneme methiyeler düzmek ancak bir bidonkafalı'ya yakışır.

Sözcü gazetesinin 'Bidon Kafalı' namı ile tanınan ve Mustafa Kemal'in sırtından köşeyi dönen yazarı Yılmaz Özdil yine kendisine yakışır bir şekilde kalemini konuşturmuş. Bugünün Türkiye'sini beğenmeyerek, insanların eşeğin dışkısındaki arpa artıklarını yediği döneme methiyeler düzmüş. Neler saçmalamış 'Bidon Kafalı' gelin birlikte bakalım.

Güncelleme Tarihi:

Sözcü yazarı Özdil "Ekmek Karnesi" başlıklı yazısında ,Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bir beyanatını alarak şöyle diyor,
"Hal böyleyken…
Asrın liderimiz Trt’ye çıktı.
Tee İkinci Dünya Savaşı’na ait ekmek karnesini gösterdi.
“Bir vatandaşım önümü kesti, bana bu kartı verdi, 1946’nın ekmek kartı,
cehape dönemini tanımak için bu karta bakacaksın” dedi."
Yazısını bunun üzerine kurmuş Özdil. Öyle ya! CHP'li Engin Altay da öyle demedi mi? "Hükümet dünyanın en doğru işini yapsa bile yanında olmayacağız"
İşte Özdil de öyle yapmış. Madem Erdoğan o dönemi kötüledi o halde ben de aklamaya çalışayım bari!
Ekmeğin neden karneyle dağıtıldığı Türkiye Cumhuriyetinin o en karanlık dönemini aşağıda okuyacaksınız. Ama önce bidon kafalı bu yazarın o döneme nasıl methiyeler düzdüğüne bir bakalım.
Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan gibi batı aşığı olduğundan yazısına Amerika'dan örneklerle giriyor.
"İkinci Dünya Savaşı’nda Abd’de yiyecek karneyle dağıtılıyordu.
“Karne hepimiz için adil paylaşım demektir” sloganı kullanılıyordu.
Gerçekten adalet’ti.

Vay be! Karne ile ekmek dağıtmak adil bir paylaşımmış!  Gerçekten adalet miş! O dönemi anlatmaya şöyle ifade ediyor Özdil,

"Karne sistemi sayesinde, kimsenin hakkı kimseye yedirilmiyordu,
zengin de yoksul da, aynı miktarda yiyecek tüketiyordu." (Kimin ne kadar yendiği aşağıda anlatılıyor!)
"Her Amerikalıya aylık kuponlar dağıtılıyordu, bakkala gidip, kuponunu verip, yiyeceğini alıyordu, farz edelim fazla yedi, o ayın daha 20’nci günü kuponları bitti, o ay bir daha kupon verilmiyordu. Ülkenin et stoğunu koruyabilmek için, restoranlar bile etsiz menüler icat ediyordu."

"Ekmek tıpkı Abd’de olduğu gibi “tek tip ulusal somun” haline getirilmişti, sadece kepekliydi. İsrafı önlemek için, kırıntısını bile çöpe atmamak için, dilimleyerek satmak bile yasaktı. Kraliçe bile ulusal somun yiyordu."

“Savaşı gıda kazanacak”
“Gıda cephanedir”
“Gıda silahtır” afişleri kullanılıyordu.
“Yemeğimiz savaşıyor” afişleri kullanılıyordu.
Et karneyle dağıtılıyordu.
Sıvı yağ karneyle dağıtılıyordu.
Şeker karneyle dağıtılıyordu.
Süt karneyle dağıtılıyordu.
Peynir karneyle dağıtılıyordu.
Çay, kahve karneyle dağıtılıyordu.

Saçmalıklarının hepsini yazmaya gerek yok ama bu yazıdan dolayı Babacan gibi o da ABD'den ya da Avrupa'dan bir "Aferin" alacağa benziyor.

"Almanya’da karne vardı.
Rusya’da karne vardı.
İtalya’da karne vardı.
Avusturya’da karne vardı.
Macaristan’da karne vardı."
Diyerek yazısında Türkiye'de de ekmeğin karneyle dağıtılmasını iyice normal bir hale getirmiş.
-Hadi onlar savaş halindeydi ekmeğin karne ile dağıtılması onlar için normaldi diyelim. Ama biz savaşa katılmadık. Neden ekmeği karneyle alıyoruz ki? diye bir soru aklımıza geldiğinde,
"Komşularımız savaşta iken ekonomik durum bizi nasıl etkilemesin?" diye cevap veriyorlar.
Be bidon kafalılar! Ukrayna-Rusya savaşı bizi ekonomik olarak etkilediğinde ne diye bağırıyordunuz o zaman?

...
Şimdi Özdil'in o methiyeler düzdüğü döneme bir bakalım. İnönü döneminde ekmeğin neden karne ile verildiğini anlamak için önce ülkenin CHP tarafından nasıl yönetildiğini anlamak gerekiyor. Yazar Mehmet Hakan Sağlam'ın araştırmalarından kısa alıntılarla bidon kafalıların da anlayacağı bir dilden anlatalım.

İŞTE ÖZDİL'İN METHİYELER DÜZDÜĞÜ İNÖNÜ'NÜN CHP DÖNEMİ

Harman vakti toplanan buğday, arpa ve diğer tüm mahsulleri devletten habersiz tarladan kaldırmak suçtu. Önce aşar memuru gelir, devlete ait olan kısmı alıp giderdi. Geriye ne kalırsa kalır bu duruma kimse itiraz edemezdi. Üretilen mahsulün yüzde 50’den fazlasını devlet alırdı. Traktör nerede? Yaz sıcağında dövene öküz bağlanır, öküzü bulamayanlarda dövene kendisini bağlardı.

40’lı yıllarda ekmek bulunmazdı. Bal, çay, şeker ve yağ zaten yoktu. Ekmek bulabilenler parmakla gösterilir, köy yerinde sadece ağaların evinde ekmek bulunurdu. Ekmek karne ile satılır, bir ailede 8 kişi varsa günde en fazla 4-5 ekmek istihkakı verilir, onu da sadece parası olanlar alabilirdi.

İnsanlar, aç kalmamak için ot toplar ve buğday bulamadıkları için arpa unu ile otu birleştirip küçük ekmekler yapıp açlıklarını giderirlerdi. Ekmek, gaz ve şekerin karneyle verildiği dönemde şehirden şehre un getirip götürmek yasaktı. Herkes memleketinde ne varsa onu yiyip içmeye mecburdu.

Köylerde kara sabana koşacak öküz dahi bulunmuyordu. Küçükbaş hayvanlardan ağnam vergisi alınır, devlete vergi borcunu ödeyemeyenler ise “kırbaç vergisi” adı altında en az 20-30 gün süreyle yol yapımında çalıştırılırdı. Şoselerde makine ne gezer! Kol ve kazma gücüyle dağlar taşlar delinirdi. Koyundan alınan vergi miktarı o yıllarda bir lira, keçiden ise 60- 80 kuruştu. Bir keçinin vergisiyle bir insanın yevmiyesi aynı kabul edilir, 20 tane keçi veya koyuna sahip kişi vergisini ödemediği taktirde 20 gün yol işinde çalıştırılırdı.

Hem şehirde hem de köylerde yokluk had safhadaydı. Ceketten pantolona, şapkadan ayakkabıya kadar her şey yamalıydı. Şehre inecekler konu komşudan nispeten daha güzel bir ödünç entari bulur, paltosu olan birinden de palto tedarik edilip şehre öyle inerdi. Giyim kuşam bile “emanet” sistemi üzerine kurulmuştu. Şapka giymek mecburiydi. Şapka alamayanlar ise kalın kumaştan şapkaya benzer şeyler dikip kafalarına geçirirlerdi.

Köye gelen askerler başında takke olan kim varsa önce onları tek tek yakalar, takkeyi yere atıp tepeler, takanı da bir güzel döverdi. Çakı ve bıçak taşımak bile suçtu. Bunu yapanlar karakolda ölesiye dövülür, sonrasında ibreti alem için köy meydanına atılırdı. “Askerler geliyor” denilince Kur’an-ı Kerim saklanır, bulunanlar ise yakılıp yırtılırdı. Kur’an’ı okuyanlar ve okutanlar ise dayaktan geçirilir, aç susuz nezarethanelerde bırakılırdı.

Ülkede bu sefalet yaşanırken İnönü'nün 400 altınlık traş takımından, kıyafetlerinin Londra'dan sipariş edilmesinden, oğluna en son model otomobil siparişi verilmesinden vs. bahsetmiyoruz bile.

Bugünün Türkiye'sini beğenmeyip, insanların eşeğin dışkısındaki arpa artıklarını yediği döneme methiyeler düzmesi de ancak bidonkafalı birine yakışır.

Yorumlara Git

Muhalefet Kur'an kurslarına hakaret eden şahsı kahraman ilan etti!

WSJ duyurdu: ABD ordusunda bütçe krizi kapıda! İran savaşının faturası büyüyor

Bakan Gürlek'ten çete operasyonuna net mesaj: Kökleri kazınana dek sürecek

Bir belediyeye daha operasyon: Başkan dahil 41 kişi gözaltına alındı

Kaçırılan İBB yöneticisi Erhan Karaal bulundu