Siyaset
Ülkeyi azgın azınlığa teslim edeceğiz itirafı
Olası bir zillet iktidarında kendilerinin azınlıkta kalacaklarını itiraf eden GP lideri Davutoğlu, “Sol-seküler; CHP bayrağı altında, milliyetçi; İYİ Parti bayrağı altında, muhafazakâr ayak ise, ittifakta yeterince temsil edilmiyor. Meclisin büyük çoğunluğu sol-seküler, milliyetçi kanatta, daha az temsil muhafazakâr kanatta olursa bu bir dengesizliktir” ifadelerini kullandı.
Olası zillet iktidarında laikçi azınlığın egemenliği ele geçireceğini ve kendilerinin bahçe süsü gibi azınlıkta kalacaklarını itiraf eden Davutoğlu, “Milletin üç damarı varsa, açık ifade ediyorum kimse gücenmesin, bu üç damarın ikisi baskın olarak var. Sol-seküler CHP bayrağı altında, milliyetçi İYİ Parti bayrağı altında, muhafazakâr ayak ise ittifakta yeterince temsil edilmiyor. Meclisin büyük çoğunluğu sol-seküler, milliyetçi kanatta, daha az temsil muhafazakar kanatta olursa bu bir dengesizliktir” ifadelerini kullandı. Davutoğlu’nun skandal itirafı, “helalleşme’ tiyatrosuyla göz boyayan ve besleme anket şirketlerinin gazıyla iktidar rüyası görerek şimdiden mütedeyyin kesime yönelik saldırılara hız veren seküler yobazların nasıl bir zulüm fırtınası estireceğinin sinyali olarak yorumlandı.
Besmele tabelası görevi
Konuyla ilgili Akit’e konuşan Araştırmacı Yazar Mustafa Albayrak, şu değerlendirmede bulundu: “Yapılan açıklama, Davutoğlu’nun ne kadar ‘basiretsiz’ ve ‘ferasetsiz’ bir siyasetçi olduğunun yeni tezahürüdür. Çünkü millet ittifakı, muhafazakâr bir ittifak değildir. İttifakın omurgasını %25 CHP, %10 civarı İyi Parti oluşturuyordu. Yüzde 35’lik tabanı olan 6’lı masaya, tıpkı Yahudi dükkanında olduğu gibi bir “besmele tabelası” lazımdı. Bu besmele tabelası Saadet, DEVA ve Gelecek partileriydi. ‘Acaba mütedeyyin kesimden ve dindarlardan oy alabilir miyiz’ diye kendilerini ittifaka yamanmışlardı. Bu açıdan bakıldığında, Ahmet Davutoğlu ne bekliyordu ki millet ittifakından? Millet ittifakı, isminden ters orantılı olarak millete savaş açmış, milleti bölmeye çalışan, değerleriyle savaşan bir ittifaktır. Ülkeyi eyaletlere ayırıp, demokratik özerklikler vererek Türkiye’nin bir bölümünü parçalatmaya uğraşan bir ittifaktır. O yüzden hiçbir milliyetçi ve muhafazakar vatanseverin, millet ittifakında yeri olmamalıdır. İyi Partideki kavga da budur. Yavuz Ağıralioğlu’nun istifası ve İyi Parti’nin oylarının yarıdan fazla aşağı düşmesinin sebebi budur. Davutoğlu bu açıklamasıyla bir kez daha iş bilmezliğini kanıtlamıştır. Millet ittifakının unsuru İP ve CHP, ‘iktidara geldiğimiz gün daha bir bardak çay bile içmeden İstanbul sözleşmesini tekrar yürürlüğü koyacağız’ diyor. Gelecek, Deva ve SP buna karşı çıkıyor mu? Hayır! Eğer dürüstlerse, Müslümanlarsa, delikanlılarsa, çıksınlar; ‘Biz İstanbul Sözleşmesini uygulatmayız”, ‘İP ve CHP’nin kararını tanımayız” desinler. Bunu diyebiliyorlar mı? Yok. Gıkları bile çıkmıyor. Bunlar CHP ve İP’in kuyruğuna takılmışlar. Hiçbir sözlerinin kıymeti harbiyesi yoktur.”
Kemal'i muhafaza ediyorlar
Eski AK Partili Milletvekili Mehmet Metiner ise, şunları dile getirdi: “Muhafazakâr olduğunu iddia eden SP, DEVA ve Gelecek Partisi, Kılıçdaroğlu’nu muhafaza etmekle ülkenin ve milletin hangi değerlerini temsil etmiş olmaktadırlar. Zaten kendileri muhafazakârlık açısından sorun teşkil ediyorlar. Kılıçdaroğlu’nun durduğu yer belli. Kılıçdaroğlu’nun kazanma ihtimali yok ama kazanması halinde bile asıl kazanan kesimin laikçi-seküler ve sol kesimin olacağı kanaatindeyim. Diğer irili ufaklı partilerinde pabucu dama atılacaktır. Zaten hazırlayacakları ortak listelerde öyle tahmin ettikleri oran olmayacaktır. Her birine grup kuracak kadar temsil yetkisi vermeyecekler ve listeler açıklandığında kıyamet kopacaktır. Ayrıca, diyelim ki Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçildi, bütün gücü elinde topladı ve bunların hiçbirisini de dinlemedi. Bunlar bütün erki elinde bulunduran Kılıçdaroğlu’na ne yapabilirler? Altılı masada, daha seçilmeden Meral Akşener’e kapıyı gösteren Kılıçdaroğlu’na, bütün yetkileri elinde topladığında Gelecek Partisi, SP ya da Deva ne yapabilir? Bunlar siyasal akıl tutulmasına yakalanmış, kişisel öfkelerine yenik düşmüş, Erdoğan karşıtlığı üzerinden de yanlış cephelere sürüklenmiş olan insanlar. Davutoğlu ne yazık ki Erdoğan’a olan karşıtlığını öyle bir kerteye taşıdı ki keşke evinde otursaydı. Bir bilge kişi olarak hiç değilse sadece Türkiye’nin değil başka ülkedeki insanlarımızda başına taç ettiği şahsiyet olurdu. Maalesef kendini tüketti. Erdoğan karşıtı bir yere savrulmuş olmayı da anlayabilirim ama Kılıçdaroğlu’nun yanında ve arkasında durarak Erdoğan’a karşı gelmesi bile siyaseten kendisini nasıl bitirdiğinin göstergesidir. Muhafazakâr camia adına söylediği hiçbir sözün kıymeti harbiyesi yoktur.”