Gündem
Evren ve cuntacıları lânetle anılıyor
Sıkıyönetim olmasına rağmen sokak hareketlerine müdahale etmeyerek “olayların olgunlaşmasını bekledik” diyen, darbe yaptıktan sonra da ‘Bir sağdan ve bir soldan astık’ diyerek vatan evlatlarını darağacına gönderen Kenan Evren cuntasının kanlı 12 Eylül darbesi, 43’üncü yılında lanetle ve nefretle hatırlanıyor. ABD’nin “bizim çocuklar” diyerek kutsadığı darbeciler, Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçti. Vesayetin karşısında dimdik duran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde cuntacı Kenan Evren yargılanarak ömür boyu hapse mahkum edildi. Rütbeleri sökülerek erliğe indirilen Evren, 9 Mayıs 2015 yılında öldü. Evren’in ismi verilen cadde ve sokak isimleri silindi.
HABER MERKEZİ MUHAMMET KUTLU ANKARA
Bugün, Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 43’üncü yıl dönümü.
Türk Silahlı Kuvvetleri, 12 Eylül 1980 günü sabah saatlerinde emir-komuta zinciri içinde yönetime doğrudan el koydu. Darbeyle birlikte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan 5 kişilik bir Milli Güvenlik Konseyi kuruldu. Anayasayı kaldıran darbeciler, TBMM'yi lağv ederek antidemokratik faaliyetlerine hız verdi.
Evren’in “Adaletli olsun diye bir sağdan bir soldan astık” dediği darbe ile gençler idam sehpalarında sallandırılırken, TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.
ABD destekli kanlı darbe
CIA Ankara Şefi Paul Henze’in, “Bizim çocuklar başardı” diyerek aleni bir şekilde destek verdiği kanlı 12 Eylül darbesi, cuntacı Kenan Evren liderliğinde gerçekleşti. Türk siyasi tarihine kara leke olarak geçen 12 Eylül sürecinde hem devlet hem millet büyük kayıplar yaşadı. Siyasi partilerin kapısına kilit vuran darbeciler, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit’i Hamzakoy, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş’i Uzunada’ya sürgüne göndererek siyasi yasaklar getirdi.
Yargılamalar, idamlar, yasaklar...
12 Eylül askeri darbesinin Türkiye’ye maddi-manevi faturası çok ağır oldu. Türkiye askeri cuntanın yanlış kararları ve yetersiz yönetim becerisi yüzünden yıllarını kaybetti. Yüz milyarlarca liralık zarara uğradı. 12 Eylül döneminde, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi ise fişlendi. Darbeyle birlikte açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişi asılarak idam edildi. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 30 bin kişi de “sakıncalı” olduğu için işten atıldı. Toplam 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarılırken, darbe sonrası 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı
Kültür-sanat ve eğitim alanında, 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesinin işine son verildi. 47 hâkimin de işine son verilen darbe sonrasında, gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girerken, 300 gazeteci saldırıya uğradı. Gazetecilerden üçü suikast sonucu öldürüldü. Gazeteler toplam 300 gün yayın yapamadı.
1970’li yılların ortalarında başlayıp yıllarca Türkiye’yi kasıp kavuran siyasal şiddet olayları 12 Eylül askeri müdahalesiyle birlikte “bir gün” içerisinde hissedilebilir bir biçimde azaldı ve kısa bir süre büyük ölçüde durdu. Bu da olayların darbeye zemin hazırlanması için tırmandırıldığı görüşlerini artırdı.
İnsanlık dışı işkenceler!
Darbeden sonra sağdan-soldan tutuklanan yüz binlerce kişiye cezaevlerinde ve sorgu mahzenlerinde insanlık dışı işkenceler yapıldı. Onlarca kişi bu işkencelerden sağ çıkamadı, soğuk işkencehanelerde hayatını kaybetti. Ülkücü kuruluşlar davasından tutuklanarak yıllarca hapis yatan, sonrasında ise delil yetersizliğinden serbest bırakılan ülkücü isimlerden MHP Eski Sakarya Milletvekili Zihni Açba, o günlerde yaşadığı işkencelere ilişkin şunları söyledi: “Beni bir sandalyeye oturtup, ellerimi ve ayaklarımı bağladılar. Ne yapılacağını bildiğim için son derece tedirgin ve endişeliydim. Tırnak uçlarıma ve hayalarıma bir şeyler bağladılar. O zaman yüksek sesle bağırmaya başladım. Onlar kendi aralarında iki yüz yirmi verelim, iki yüz altmış verelim gibi konuşmalar yapıyorlardı. Ama o kadar volt cereyana insan dayanamazdı. Sonra birden bütün vücudum tepeden tırnağa öyle bir kasıldı ki, ciğerlerimin adeta ağzıma geldiğini hissettim. Damağımda yanığımsı bir tat hissettim. Sorgucular ‘konuşsaydın bu gelmezdi başına, şimdi kısır da kaldın’ diyerek gülmeye başladılar. Giderken asker ‘dur çukur var, bir adım kadar atla’ dedi. Ve atladım. Atlar atlamaz, başım küt diye bir duvara çarptı. Sırt üstü yere yuvarlandım, gözlerim karardı, bir an konuşamadım ve sonra bağırdım. Askerler gülüyorlardı…”
Hem dövüp hem dilimize, hayalarımıza, kulak mememize elektrik veriyorlardı
12 Eylül’de tutuklanarak yıllarca zindanlarda kalan ve insanlık dışı işkencelere maruz kalan isimlerden Erhan İşler, o vahşet dolu günleri şöyle anlattı: Yaklaşık beş saate yakın işkence için özel olarak hazırlanmış üzeri muşamba kaplı kenarları kayışlı bir sehpanın üzerinde çırılçıplak yatırılarak elektrik ve falaka işkencelerine tabi tutuluyorduk. Bir saate yakın aralarla parmaklarımdan, dilimden, göz kapaklarımdan, kulak memelerimden ve tenasül organımdan cereyan veriliyordu. Sorgulama odasına her girdiğimizde tekme tokat dövüyorlardı. Elektrikli kabloları dişlerimize, dilimize, göz kapaklarımıza ve kulak memelerimize değdiriyorlardı.”
Çırılçıplak çarmıha asıp, soğuk su döktükten sonra rüzgâra bırakıyorlardı
Aynı işkence dolu yılları yaşayan Şerafettin Çelik ise şunları anlattı: “Sorgu şu şekilde idi. Önce özel olarak hazırlanmış falaka yatağına kalın enli kayışlarla bağlanıp falakadan geçtikten sonra cereyan faslı başlıyordu. Onun arkasından çarmıha asılıyordum ve çarmıhta gerili iken çırılçıplak üzerime soğuk su döküyorlar ve pencereyi panjurları kapalı bir şekilde açarak bir yandan da vantilatörlerle rüzgârda bırakıyorlardı. Çarmıhtan indirildikten sonra yine özel yapılmış bir mengene içerisinde dizlerim bükülmeyecek şekilde ayakta tutuluyordum. Mengenede verdikleri cereyanın tesiriyle vücudumuz dikey olarak zıplatılıyordu.”
Müebbete mahkûm edilen ve rütbeleri sökülen darbeciler ‘er’ olarak gömüldü
Evren ve diğer darbeciler, darbe anayasasına dahil ettikleri "geçici 15. madde" ile ömür boyu dokunulmazlık hakkı kazanarak olası bir yargılanmaya karşı önlem almıştı. Ancak "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağına" dair geçici 15. madde, Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde 12 Eylül 2010'daki referandumla anayasadan çıkarıldı. Böylece darbecilerin yargılanmasının önü açıldı.
Referandumdan bir gün sonra Türkiye'nin dört bir tarafından hayatta olan 2 darbeci Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında şikayetler üzerine soruşturma açıldı.
Darbeciler yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını iddia etti.
Rütbeleri de söküldü
Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırdı. Mahkeme, takdiri indirimle bu cezayı "müebbet hapse" çevirdi, ayrıca 2 darbecinin rütbeleri sökülerek er statüsüne indirildi.
Öldükleri için dâvâ düştü
Dosya Yargıtay'dayken Evren, 9 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında öldü. Kenan Evren’in adının verildiği cadde, sokak, mahalle gibi yerleşim isimleri değiştirilerek darbenin şehirlerimizdeki izleri yine AK Parti iktidarı döneminde silindi.
O yıllarda ‘Görüldüğü yerde vurulması gerekenler” listesindeki Güney: Bu ülkede bir daha darbe olmayacak
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı kararıyla 1979’da kapatılan Akıncılar Derneğinin son genel başkanı Mehmet Güney, Türkiye demokrasi tarihine kara leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde tren istasyonu, otogar ve havaalanlarına asılan listede, “görüldüğü yerde vurulması gerekenler” listesinde yer aldığı için ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.
O kara günleri anlatan Güney, darbeci zihniyetin “sağcı-solcu” veya “İslamcı” şeklinde ayrım gözetmeden herkesi tehdit görüp cezalandırdığını, kendisinin de yer aldığı çok sayıda kişinin ağır bedeller ödediğini belirterek, “İnsanlık dışı muamelelere ve işkencelere maruz kaldık. 18 yaşından küçük olup yaşı büyütülerek idam edilenlere şahit olduk. Bu ülkenin gençlerini budayıp, itibarıyla oynadılar. Ancak bugün gelinen noktada Allah’ın izniyle bu ülkede bir daha darbe olmayacak” diye konuştu.
Darbenin izlerinin tamamen silinmesi için demokratik, sivil yeni bir anayasaya ihtiyaç var
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde yaşayan gazeteci Mehmet Emin Karakulak da 12 Eylül 1980 darbesinde cezaevinde yaşadığı işkence ve kötü muameleleri anlattı.
60 yaşındaki Karakulak, “12 Eylül’den önce Türkiye’de darbeye zemin hazırlamak için kaotik bir ortam oluşturulmuştu. Günde 50 insan çatışmalarda hayatını kaybediyordu. 12 Eylül akşamı radyoda darbe bildirisi okundu. O zamanın siyasetçilerinin hepsini gözaltında aldılar. Darbeden sonra milleti cezaevlerinde kapattılar. İnsanlık dışı işkenceler başladı. Suçlu, suçsuz ayırt edilemedi. İnsanları idam ettiler. Şanlıurfa’da daha sonra Diyarbakır cezaevinde işkenceye maruz kaldım. Toplum büyük bir travma yaşadı ve hâlâ etkisi geçmedi. Bu darbenin izlerinin silinmesi için yeni sivil ve demokratik bir anayasaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum” dedi.