AKİT MENÜ

Gündem

AYM’nin vesayeti kabul edilemez

Darbeciler tarafından kurulan ve 62 yıldır Türkiye’nin kamburu olan Anayasa Mahkemesi’nin, millet aleyhine kararlar vererek, sivil irade üzerinde vesayet rüzgârları estirmesine hukukçulardan eleştiri geldi.

Kurulduğu 1961’den bu yana vesayetin sesi olan ve daha önce “casusluk”la suçlanan CHP’li Enis Berberoğlu’nun hapisten kurtulması için yargı sistemini karşı karşıya getiren Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin kamburu olmaya devam ediyor. Sözde ‘hak ihlali’ bahanesiyle cuntacılara destek verip terör yandaşlarına kalkan olması ile hatırlanan AYM, şimdi de TİP’li Can Atalay bahanesiyle milli iradenin ve Türk hukuk sisteminin üzerinde ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi sallanıyor.

1960 darbesinin eseri

Türkiye’nin 62 yıllık kamburu olan, sözde ‘millet adına’ ancak millet aleyhine kararlar veren, sık sık siyasi polemik üreten ve üyeleri aracılığıyla sivil irade üzerinde vesayet rüzgarları estiren Anayasa Mahkemesi, artık “Anayasa’yı ihlal” eder halde geldi. 27 Mayıs cuntacılarınca kurulan ve başta casusluk zanlılarını Meclis’e göndermesi ve PKK’nın siyasi uzantısı HDP’ye hazine yardımı sağlanması olmak üzere verdiği kararlarla güvenlik ve hukuk denklemini bozan AYM, şimdi de Gezi Parkı Davası tutuklusu Can Atalay hakkında verdiği ‘hak ihlali’ kararıyla tartışmaların odağı haline geldi.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, adeta bütün yargı erklerinin üzerinde bir ‘süper temyiz’ makamı gibi hareket eden Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verirken, akit’e konuşan hukukçular, ‘AYM vesayeti kabul edilemez’ görüşünde birleşti.

“Biz daha iyi biliriz’ diyorlar

Konuyla ilgili gazetemize konuşan Avukat Harun Akdere, şu değerlendirmelerde bulundu: “1960 darbesinin ülkemize hediyesi olan Anayasa Mahkemesi’nin TBMM’nin üzerinde kurduğu vesayeti tartışmaya açmak gerekiyor. AYM ihtilal ürünü, yani bir darbe ürünüdür. Mecliste istenmeyen kanunlar çıkmasını engellemek için kurgulanmıştır. Bunu başörtüsü ile ilgili kanun değişikliğinde, ‘411 el kaosa kalktı’ manşetleri atıldığında gördük. AYM aslında bir vesayet odağı olarak kurgulanmıştır. Dolayısıyla AYM’nin sadece kararları değil varlığı toptan tartışmaya açılmalı. Biz oylarımızla birilerine iktidar veriyoruz. Bunlar iktidar oluyor. Bir yasa yapıyor. AYM, ‘Siz bu yasayı yapmayı bilemediniz. Biz daha iyi biliriz. Çünkü biz on dört kişiyiz’ diyor. AYM adeta demokrasinin üzerinde sallanan bir kılıç hükmünde. Bireysel başvurular sonucu verilen kararları da görüyoruz. Sıradan bir vatandaşın hak ihlali başvurularında 4-5 yıl beklerken, ülke gündeminde yer edebilecek siyasi bir konu olduğunda oldukça aceleci davranabiliyor. Dolayısıyla AYM, Can Atalay konusunda da Anayasa’nın açık hükmüne aykırı davranarak bir karar vermiştir. Peki, Yargıtay’ın suç duyurusu bir anlam ifade edecek mi? Etmeyecek. Çünkü suç duyurusu için daha üst bir makam olmadığına ve karar verecek bir sistem düzenlenmediğine göre bir anlam ifade etmeyecektir.

Bu yüzden havada kalacak. Ancak geldiğimiz bu noktada AYM’nin gözden geçirilmesi, bana kalırsa, adeta vesayet makamı olan AYM’nin tamamen hukuk sistemimizden çıkarılması lazım.”

Hukuk sistemi elden geçmeli

Avukat Hüsnü Tuna da, şunları kaydetti: “Anayasa Mahkemesi şu andaki haliyle bile bir vesayet ürünü. O nedenle ‘Anayasa Mahkemesi kötü davranıyor’ demek anlamsız. Aslında bizim yargı sistemimiz kötü. Dolayısıyla Yargıtay da Anayasa Mahkemesi de topyekûn elden geçirilmesi gereken kurumsal yapılar. Netice itibariyle Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasında bir yetki karmaşası kaynaklı bir itiraz var. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, ‘Bizim yetkilerimizi tecavüz eden bir karar. Normalde AYM’nin yetkisi yok’ diyor. O yüzden bu kargaşadan kurtulmak için darbe gelen geleneğinden gelen kurumsal yapılarımız tekrar elden geçirilmeli. Anayasa dâhil her şey değişmeli. Bizdeki yargıya hakim olan zihniyetlerde millilik ve yerlilik çok gelişmiş değil. Yargıyı İstiklal Mahkemelerinde kullandılar. 1960 darbesinde, 1980’de, 28 Şubat’ta kullandılar. Dolayısıyla başta darbecileri olmak üzere sürekli birileri tarafından kullanılagelmiş bir yargı sisteminde, hâkimler de elbette ki belli dönemlerde esen rüzgârlardan etkilenerek kararlar veriyorlar. Onun için burada tek başına Anayasa Mahkemesini ya da Yargıtay’ı suçlamanın bence bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Topyekûn bir yenilenme, değişim, hukuka uygun oluşum olursa hepsi düzelir diye düşünüyorum.”

Yorumlara Git

İran füze kapasitesini büyük ölçüde koruyor Trump’ı fena bozdular

CHP belediyeye operasyon: Çok sayıda gözaltı var

İhmal bizi bitirdi: Türkiye yok olmanın eşiğinde! Aile Çökerse Ülke Uçuruma Sürüklenir!

"İktidara Yürüdüğü Öne Sürülüyordu” CHP’den kaçan kaçana!

Eyüp Sultan Cami yaz sonu açılıyor Avrupa'nın en büyüğü Fransa'ya mühür olacak