AKİT MENÜ

Tarih

1 Mart 1486: Sinan Paşa'nın vefatı (Vezir)

Onlar; yaşadıkları döneme maddi manevi anlamda damga vurarak iz bırakıp gittiler. Bugün, Vezir Sinan Paşa'yı hayırla yâd ediyoruz.

Asıl adı Yûsuf’tur. El yazısıyla bir fetvası altındaki “Yûsuf b. Hızır b. Celâleddin” imzası babasının İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey, dedesinin Sivrihisar Kadısı Celâleddin Efendi olduğunu göstermektedir.

Fâtih Sultan Mehmed, Hızır Bey’i 1453’te kadı olarak İstanbul’a davet ettiğinde oğlu Sinâneddin Yûsuf on üç-on dört yaşlarındaydı. Burada dedesi Molla Yegân’ın meclisine devam eden Molla Hüsrev, Molla Gürânî, Molla Kırîmî, Hocazâde Muslihuddin ve Kestelî gibi devrin büyük ulemâsı ile tanıştı. Ali Kuşçu’nun da öğrencisi olan Sinan Paşa, babasının muhitindeki ilmî sohbetlerden istifade ederek genç yaşta edindiği geniş bilgisiyle dikkat çekti.

Latîfî ve ondan naklen Kınalızâde Hasan Çelebi tezkirelerindeki, “Henüz bâliğ olmadan belîğ olup ve minber-i va‘za çıkıp halka emr-i ma‘rûf ve nehy-i münker eder idi” şeklindeki kaydı bunu göstermektedir. Sinan Paşa babasının 863’te (1459) ölümü üzerine Fâtih tarafından Edirne’de bir medreseye, ardından II. Murad’ın yaptırdığı dârülhadise müderris tayin edildi. Fâtih’in teveccühünü kazandığında “hâce-i sultânî” lakabıyla padişah hocalığına ve Sahn müderrisliğine getirildi.

Devlet işlerinde de hocasından faydalanmak arzusuyla Fâtih Sultan Mehmed 875’te (1470) ona vezâret rütbesi verdi. Paşa unvanı buradan kaynaklanmaktadır.



Mecdî, Sinan Paşa’nın 881’de (1477) Gedik Ahmed Paşa’nın azli üzerine vezîriâzamlığa getirildiğini, fakat aynı yıl bilinmeyen bir sebeple azledildiğini söyler (Şekāik Tercümesi, s. 194). Latîfî’nin ifadelerinden görevinden kendi iradesiyle ayrıldığını anlamak mümkünse de (Tezkire, s. 193) azilden sonra hapsedilmesi üzerine İstanbul ulemâsı toplu halde padişaha müracaat edip Sinan Paşa hapisten çıkarılmazsa bütün kitaplarını yakarak Osmanlı topraklarını terk edeceklerini bildirmeleri aksini düşündürmektedir.

Bunun üzerine Sinan Paşa hapisten çıkarılıp Sivrihisar kadılığı ve müderrisliği vazifesiyle İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve Fâtih’in ölümüne kadar orada kaldı. Ancak Sinan Paşa yaşadıklarını bir haksızlık olarak değerlendirdi ve Tezkiretü’l-evliyâ’sında bunu üstü kapalı şekilde sık sık dile getirdi. Ayrıca Maârifnâme’sindeki ifadelerden gözden düşmesinde kendisini çekemeyenlerin etkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

II. Bayezid tahta geçince (886/1481) Sinan Paşa’ya vezirlik rütbesi iade edildi, ayrıca 100 akçe yevmiye ile Edirne Dârülhadisi müderrisliğine getirildi. Buradayken Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin Şerḥu’l-Mevâḳıf’ının “Cevâhir” bahsine bir hâşiye yazdığı gibi Türkçe eserlerini de bu tarihten sonra kaleme aldığı bilinmektedir. Sinan Paşa, Mecdî’nin kaydına göre 1 Mart 1486 İstanbul’da vefat etti.

Yorumlara Git

Uyuşturucu ve alkolü özendiriyordu! Sözde rapçi Blok3'e suikast girişimi

3 aylık bebeği olan anneye şiddet ve tehdit! Ellerin kırılsın ayyaş herif!

Sıcak hava dalgası ölüm oranlarını zirveye taşıdı! Avrupa’nın en ağır bilançosu o ülkeye ait

Doktorların ölür dediği İngiliz Antalya’da sağlığına kavuştu

Ankara suya gömüldü, fondaş medya algı peşine düştü! Sözcü’ye tokat gibi cevap