İSLAM
10 Ekim 2024: Günün Âyet ve Hadisi
Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün 'Sözü', 'Günün Fotoğrafı' ve 'Kıssadan Hisse'yi istifadelerinize (10 Ekim 2024) sunuyoruz...
(١١٣) وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
(Hûd Suresi) (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)
Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla
(113) Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz!
TEFSİRİ:
Zulüm, “din ve ahlâk kanunlarıyla belirlenen sınırları aşmak, adalet, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine aykırı davranmak” demektir. Kur’an’da zulüm, biri itikad diğeri ahlâk alanlarıyla ilgili olmak üzere iki ayrı anlamda kullanılmaktadır. Birinci alanda genellikle “şirk, inkâr, günahkârlık, Allah’ın koyduğu kuralları, sınırları çiğneme ve aşma” mânalarını ifade eder. Buna göre şirk büyük bir zulümdür (Lokmân 31/13); Allah’ın kanunlarını çiğneyenler zalimlerdir; kâfirler zalimlerin kendileridir (Bakara 2/229, 254).
Ahlâk alanında ise “haddi aşmak, başkasının hakkını ihlâl etmek, başkasına zarar vermek” anlamını ifade eder. Bu davranışları sergileyene de zalim denir. Yüce Allah, zulmün her türlüsünü haram kılmış, müslüman-kâfir ayırımı yapmaksızın zalimlere eğilim gösterilmemesini, yaptıkları kötülüklerin hoş karşılanmamasını ve onların yanında yer alınmamasını emretmiştir. İslâm’ın genel bir kuralı olarak Allah ve resulünün emrine uygun davranmayan kimsenin yanında yer alınmaz ve böyle bir âmirin dahi emrine itaat edilmez (Buhârî, “Ahkâm”, 4, “Megāzî”, 59).
Şevkânî zalim devlet yöneticisinin emrinde görev alma meselesini genişçe tartıştıktan sonra özet olarak, zalimle oturup kalkmaya ve onun emrinde görev almaya mecbur kalan kimsenin sözlerini, yaptıklarını ve yapmadıklarını dinin koyduğu kriterlerle ölçmesini, bu kriterlere uygun hareket edemediği takdirde mümkünse hemen zalimden uzaklaşmasını tavsiye etmektedir (II, 601-603; âmire [ülü’l-emr] itaat konusunda bilgi için bk. Nisâ 4/59).
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 205
ALLAH RESULÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)
“İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 5; Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)
“Kim bir kötülük ve haksızlık görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin...” Müslim, Îmân, 78
“...Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” (Buhârî, Zekât, 63; Müslim, Îmân, 29)
“Zulüm, (zalim için) kıyamet gününde zifiri karanlıklardır.” (Buhârî, Mezâlim, 8; M6577 Müslim, Birr, 57)
GÜNÜN SÖZÜ:
GÜNÜN FOTOĞRAFI:
KISSADAN HİSSE:
Yahudi inancındaki “Arz-ı mev’ûd” ne demektir? Bu topraklar kime nasıl vadedilmiş?
Siyonistlerin devamlı gündemde tutup istismar ettikleri “vadedilmiş toprak” meselesine yukarıda açıklanan usul içinde bakalım. Konuya hem Kur’an-ı Kerim’de, hem de Eski Ahid’in (Tevrat’ın) Sayılar ve Tesniye kitaplarında temas edilmiştir:
“Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah’ın size lütfettiği nimetini hatırlayın; O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi. Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz” (Maide: 5/20-21).
Bu iki ayete göre Arz-ı mukaddes’in İsrailoğullarına vatan olarak yazılması (Allah’ın bu vaadi ve takdiri) ebedî değildir ve şarta bağlıdır. Ebedi olmayıp Hz. Musa’nın asrına ait olduğunun delili, 20. ayetteki ifadedir: Allah onlara birçok nimet vermiştir, hatta bu nimetlerin bir kısmı o zamana kadar dünyada hiçbir ferde ve topluma verilmemiştir, bunlar arasında Mukaddes Toprağın onlara vatan olarak yazılması da vardır. Daha sonraki çağlarda ise Allah Teâlâ başka toplumlara, ümmetlere, İsrailoğulları’na vermediği nimetler vermiştir.
Tevrat’ın Tesniye bölümünün birinci babında yer alan bilgilere göre vadedilen topraklar hem yalnızca İsrailoğulları’na vadedilmiş değildir, hem de dünkü ve bugünkü Filistin topraklarından ibaret değildir. Va’dedilen topraklar Lübnan, Irak, Suriye ve Fırat havzasına kadar Anadolu’yu kısmen içine almaktadır. Va’din muhatabı olan toplumlar ise “İşte diyarı önünüze koydum, girin ve Rabbin atalarınıza, İbrahim’e, İshak’a, Yakub’a, kendilerine ve kendilerinden sonra onların zürriyetlerine vermek için and ettiği diyarı kendinize mülk edinin” cümleleriyle belirlenmiştir.
Müslümanların tarih boyunca hâkim oldukları yerlerde din ve vicdan hürriyeti bulunmuş, camilerin yanında kiliseler ve havralar da açık kalmış, buralarda Allah’ın adı anılmış, ayinler ve ibadetler yapılmıştır. İnsanlara dinleri, ırkları, renkleri, bölgeleri, kabiliyet ve varlıkları farklı diye zulmedilmemiş, herkese fırsat eşitliği tanınmıştır.
Siyonist Yahudiler ise ırkçılığı din haline getirmişlerdir, kendilerini Allah’ın has kulları, diğer insanları ise sağılacak inekler ve kullanılacak köleler olarak görmektedirler. Her vasıtayı mübah sayarak kendilerinden olmayan toplumların maddi ve manevi değerlerine, varlıklarına tecavüz etmektedirler. Zulümle, kanla, hile ile yerleştikleri Mukaddes Topraklarda başkalarına hayat ve ibadet hakkı tanımamakta, yerlerinden yurtlarından ettikleri insanların ıstırapları karşısında duygusuz kalmaktadırlar.
Bütün bunlar olup dururken Allah Teâlâ elbette Mukaddes Toprakları onlara yurt etmeyecektir; çünkü o topraklarda oturmaya ve Allah’ı anmaya layık olanların vasıfları hem kendi kitaplarında, hem de bütün kitapların doğruluk miyarı olan Kur’an’da açıklanmıştır.