AKİT MENÜ

İSLAM

13 Ekim 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün 'Sözü', 'Günün Fotoğrafı' ve 'Kıssadan Hisse'yi istifadelerinize (13 Ekim 2024) sunuyoruz...

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

VAHYİN DİLİNDEN

(١٠٣) فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla

(103) Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anın.

         Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın.

         Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir.

(Nisâ Suresi)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)

TEFSİRİ: 

“Namazı bitirince...” şeklinde tercüme edilen kısım çoğunluğun anlayışına uygun bir tercüme olup buna göre mâna şöyledir: Allah’ı anmak, Allah ile beraberlik şuurunu yaşamak namaz haline mahsus değildir. Mümin her durumda O’nu anmalı, gönlünde ve şuurunda O’nunla beraber olmalıdır.Korku namazının imam arkasında rükûlu ve secdeli kılınması şart değildir, imkânın elverdiği ölçüde kılınır” diyenlere göre bu kısmın çevirisi “Namazı kılmak istediğinizde...” şeklinde olup bu da, “Korku namazı ayakta, oturarak ve yatarak kılınabilir” anlamına gelmektedir. Kıyas yoluyla hastalık vb. mazeretlerde de namazın böyle kılınabileceği sonucuna varılmıştır.

Savaş halinde korku namazıyla ilgili görüş farkı bakımından âyetin ikinci kısmı da iki şekilde anlaşılmıştır:

a) Fiilen savaş halinde namaz kılınmaz, savaş bitip de güven ve huzur hali avdet edince namazınızı kılın.

b) Korku (tehlike) halinde olsun, fiilen savaş durumunda olsun kılınan korku namazı ve verilen ruhsatlar bu hallere mahsustur.

Korku geçince, savaş sona erince ruhsatlar da biter, namaz normal hallerdeki şartlarına uygun ve tam olarak kılınır.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 132-133

 

ALLAH RESULÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)

“Yüce Allah şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim.

Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur.’”
(Kudsi Hadis-Ebû Dâvûd, Salât, 9)

“Muhakkak ki sizden biri namaz kılarken (aslında) Rabbiyle özel olarak konuşmaktadır...”
(Buhârî, 36)

“Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz(ı kılmay)a devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak olduğunu kabul eden kimse cennete girer.”
(İbn Hanbel, IV, 266)

“Cennetin anahtarı, namazdır...”
(Tirmizî, Tahâret, 1)



GÜNÜN SÖZÜ: 



GÜNÜN FOTOĞRAFI:


                        
KISSADAN HİSSE: 

VAKTİNDE KILINMAYAN NAMAZ

Kıyamet kopmuştu. Olağanüstü bir kalabalık vardı. Her yer insanlarla doluydu.

Kimi şaşırıp kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafına bakınıyor; kimi sağa sola koşturuyor; kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Soğuk soğuk terler döküyordu. Dünyadayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuştu. Ama mahşer meydanındaki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini hiç düşünmemişti. Herkes sırasını bekliyor ve sırası gelen hesabını vermek üzere çağırılıyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. ’’Beni mi çağırdınız?’’ dedi dudakları titreyerek..

Kalabalık birden yarılmış, bir yol açılmıştı önünde iki kişi kollarına girdi. Bunların mahşer meydanının görevlileri oldukları belliydi. Kalabalığın arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Görevliler yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, gözlerinin önünden geçiyordu ’’şükürler olsun’’ dedi, kendi kendine ve devam etti:

’’Gözlerimi dünyaya açtığım evde, hep dinini en güzel şekilde yaşamaya çalışan insanları gördüm. Babam ibadetlerine azami dikkat ediyor, arkadaşlarıyla dini sohbetleri kaçırmıyor, malını İslam yolunda harcıyordu. Annem de onun gibiydi. Ben de hep onlar gibi oldum insanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah’ı anlattım. Namazımı kıldım Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım’’

Yanaklarından gözyaşı süzülürken, ’’Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum’’ diyordu. Ama bir taraftan da ’’O’nun için ne yapsam az, cenneti kazanmama yetmez. Tek sığınağım Allah’ın bağışlaması ve rahmeti’’ diye düşünmeden edemiyordu.

Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk ter döküyordu. Sırılsıklam olmuştu, müthiş bir şekilde titriyordu. Gözleri terazinin ibresine takılmış, neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Oradan çıkarıldı. Eski yerine getirildi. Biraz sonra görevli melekler, mahşer meydanındaki kalabalığa döndüler önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kula kesilmişti.

Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi ’’cehennemlikler’’ listesinde geçmişti. Dizlerinin üstüne yığıldı şaşkınlıktan dona kalmıştı. "Olamaaaazzzz!" diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. ’’Ben nasıl cehennemlik olurum? Hayatım boyunca Allah yolunda hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım’’ diyordu.

Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Görevliler, kollarından tuttular ve kalabalığı yararak onu alevleri göklere yükselen cehenneme doğru götürmeye başladılar.

Çırpınıyordu.. Bir kurtuluş yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü ’’Oruçlarım, okuduğum Kur’anlar, namazım. Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?’’ diyordu Bağıra bağıra yalvarıyordu alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.

Resulullah, ’’Birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve o, bu nehirde her gün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı? İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler’’ buyurmamış mıydı? Bir kere daha ’’Namazlarım da mı beni kurtarmayacak?’’ diye düşündü ve ’’Namazlarım’’ diye hıçkırdı.

Görevliler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler ve sonunda onu dipsiz cehennem çukurunun başına getirdiler. Alevlerin harareti yüzünü yakmıştı. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuş, ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi iki büklüm olmuştu.

Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Görevlilerden biri onu itiverdi. Vücudunu birden bire boşlukta buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir kaç metre düşmüştü ki bir el onu kolundan yakalayıverdi. Başını kaldırıp yukarıya baktı. Onu düşmekten kurtaran uzun ve beyaz sakallı bir ihtiyardı. Kendisini yukarıya çekti üstündeki, başındaki tozu silkeleyerek ihtiyarın yüzüne baktı:

– Siz kimsiniz?

– Ben senin namazlarınım.

– Neden bu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz, Neredeyse düşüyordum.

İhtiyar acı acı gülümseyerek başını salladı:

– Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?

Gözlerini açtığında yatağındaydı. Kan ter içinde kalmıştı. Bir iç çekti ve ’’elhamdülillah çok şükür ki rüyaymış’’ dedi. Sonra dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest aldı ve hemen namazını kıldı.

Rabbimiz bizi namazını vaktinde kılanlardan eylesin. (amin)

 

Yorumlara Git

Belediyeleri terör yuvasına çevirdiler: DEM’li belediyeler SDG şubesi gibi çalışıyor!

Yerli ve milli güç durdurulamıyor: ROKETSAN'dan düşmana korku salan hamle!

Bülent Arınç’ta taktik aynı! Bu kez de PKK’lılara af istedi

Ordusunu terör örgütü ilan etmişlerdi! Arakçi’den Avrupa’ya sert cevap

İstanbul'da trafik yoğunluğu yüzde 85'e yükseldi